PARİS, NOTRE DAME VE AŞK - Halimiz
ENGİNAR
18 Nisan 2019
BİR ANDA ELLİ METRE ÖTEMDEKİ ADAM ÖLDÜRÜLDÜ
18 Nisan 2019

“Paris her zaman iyi bir fikirdir”

Audrey Hepburn- Sabrina

Paris’i Paris yapan beş şey nedir diye sorsak, Notre-Dame Katedrali her zaman ilk beşe girer. Victor Hugo’nun Notre-Dame de Paris / Notre-Dame’ın Kamburu isimli eseriyle ebedileşmiş olan Katedral iki dünya savaşından hasarsız çıktı ama 15 Nisan 2019 günü çıkan bir yangında büyük hasar aldı. 8 saat süren yangın sonucunda 850 yıllık tarihi binanın önemli bir bölümü yok oldu.

Avrupa’da hangi şehri en çok seversin deseler hiç tereddüt etmeden Paris derim. Benim için Paris aşk demektir, tutku demektir, kültür, gastronomi, moda, felsefe, özgürlük demektir. Saint Michel’den çıkıp Île de la Cité adasındaki Notre-Dame Katedraline yürürken yolun kenarındaki sahaflardan alış veriş etmek demektir.

Paris, Notre-Dame Katedralini gezmek için upuzun bir sırada beklemek; Notre-Dame Katedralini karşına alıp, bir kafede kırmızı şarap içip Katedrali izlemek demektir.

Katedralin ilginç hikayesi var mı bilmiyorum ama yapımına 1163’te başlanan yapı tam anlamıyla 1345’te bitirilmiş, tarih boyunca da türlü değişikliklerle ve eklemelerle günümüze kadar ulaşmış.

Derler ki Notre-Dame Katedralinin en büyük özelliği her açıdan şahane fotoğraf vermesidir.

Paris’te Son Tango filmindeki apartman dairesinin yer aldığı Rue D’Albani’ye uzak da olsa konumu, Sorbonne Üniversitesi’ne sadece 600-700m uzaklıkta, Köprü Üstü aşıklarındaki Pont Neuf’e yürüme mesafesinde… Midnight in Paris/ Paris’te Geceyarısı filminden Forget Paris / Paris’i Unutmak filmine kadar hangi Paris’te geçen filmi izleseniz bir şekilde yolu bu katedralle kesişir.

Paris’i kendisi yapan diğer tüm tat, koku ve tarihi dokunun merkezindedir.

Paris’in taze kruvasan ve kahve kokusunu duymak, mis gibi bir dilim baget üzerinde brie peynirini tadarken bir kadeh kırmızı şarap içmeyi veya minik bir Fransız restoranında içinde ne olduğunu anlayamadığınız eşsiz lezzetli bir yemeği tadarmışçasına sizi Paris’e götürecek, sonbahar yağmuru altında kalmış da mini bir kafeye sığınmışcasına, ilkbaharda Jardin de Tuileries’nin rengarenk giysisini görmüşçesine, bir kış öğle sonrası Monmartre’da Cognac içmişcesine veya bir yaz günü sıcakta 1 saat Louvre sırası beklemişçesine şehri hissetmek için şu linkteki akordeonlu müzikleri dinlemenizi öneririm.

Paris aşkı bambaşka bir şey. Gri bir şehrin her köşesinden fışkıran sanat, edebiyat, felsefe, mimari, moda, tarih, romantizm ve gastronomiyi sevmiyorum diyene şaşırırım. Ladureé’de makaron yemeden, St. Germain’de fondü yemeden, Café Georges V’de bir Chardonney yudumlamadan geçtiyse Paris seyahatiniz bir kez daha gitmek için şahane bir sebebiniz var demektir. La Fayette’e gerçek bir alışveriş keyfi yaşamak, Champs Ellysee’deki Haute Couture Mağazaları gezmek, Eiffel Kulesine çıkmak, Michelin yıldızlı bir restoranda ziyafet çekmek, Centre du Georges Pompidou’yu tüm gün gezip akşamında yemek sonrası civardaki Jazz Barlara gitmek…

Rodin Müzesinin bahçesinde kahve içip milföy yemek…

Musee D’orsay’i gezerken kulaklıkla hikayeleri dinlemek…

Le Marais’de ev kiralayıp, butik dükkanlardan organik yiyecek ve tasarım giysi almak, yorulunca bir kafede şarap kokteyli içmek…

Notre-Dame’ı ünlendiren Victor Hugo’nun takıldığı kafelerden birinde yemek yedikten sonra akşamına Notre-Dame de Paris Müzikalini izlemek.

Ertesi gün Opera binasında bir konsere gitmek…

Metro ile tüm şehri zahmetsizce gezmek, Pere Lachaise mezarlığında Yılmaz Güney, Chopin, Colette, Edith Piaf, Victor Hugo, Voltaire, Oscar Wilde, Jim Morrison’u ziyaret etmek…

Yazı yangından çıkıp, gezi yazısına dönüştü farkındayım. İlk 19 yaşında kaldığım ve sonra bir kaç kez gezme veya iş için gittiğim Paris’i her mevsimde bir çok farklı yaşta görme şansını buldum. Her seferinde başka şeyine aşık oldum. Hepsinde de çok güzeldi.

Belle yani Güzel şarkısı yaraşıyor Paris’e, Notre-Dame’a…

güzel, onu en iyi tanımladığını bildiğim kelime
o dans ettiğinde, anlatabildiği hikayeler
özgür bir kuş uçmak için kanatlarını açıyor sanki
ve onun hareketlerini izlerken dua ettiğim cehennemi görüyorum

ruhumda çıplak dans ediyor ve uyku bana gelmiyor
ve Notre-Dame’a ettiğim bu dualar işe yaramıyor


Notre-Dame yangını söndü ama içimdeki Paris özlemi alevlendi. Eğer gidip de Paris’i sevmediyseniz, zaten bu yazıyı okumayı çoktan bırakmışsınızdır.

Paris’e henüz gitmediyseniz umarım gidersiniz. Eğer daha önce gittiyseniz ve sevdiyseniz umarım yeniden gidersiniz.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!