ÖZGÜRLÜK, ÖZERKLİK, EŞİTLİK - Halimiz
ÖZGÜRLÜK, ÖZERKLİK, EŞİTLİK 2
SİYASET, BİLİM VE TEKNOLOJİ, ÜNİVERSİTELERİMİZ
25 Ocak 2018
ÖZGÜRLÜK, ÖZERKLİK, EŞİTLİK 3
SANAL DEĞERLENDİRMELER
1 Şubat 2018
ÖZGÜRLÜK, ÖZERKLİK, EŞİTLİK 4

Kadınlar ve erkekler arasında rol eşitliği, sosyo-ekonomik eşitlik, fırsat eşitliği gibi kavramlara girmeden sadece kadının oy vermesine ve bazı alanlarda, bazı şekillerde, erkeklerin önerdiği şartlarda çalışma özgürlüğüne sahip olması ne eşitliktir ne özgürlük.

Geçenlerde hayvanat bahçelerine karşı olduğumu, hayvanların nasıl yaşadığını artık belgesellerden anında öğrenebiliyorken hayvanların tutsak edilmesinin etik olmadığını söylüyordum ki arkadaşım lafımı kesti; “Ama bu hayvanat bahçesi hiç öyle değil, hayvanlar kafesler arkasında değil, özgürce dolaşıyorlar” .

İşte özgürlük kavramı bu kadar esnek, bu kadar kişiden kişiye değişiyor.

Kimine göre parmaklık arkasında olmamak özgürlük, kimine göre kendini ifade edebilmek, kimine göre çalışmak zorunda olmadan evde kapalı kapılar ardında oturmak özgürlük, kimine göre para kazanıp vaktini tutsak etmek, kimine göre kapanmak, kimine göre vücudunu boyamak…

Özgürlük hep başkalarıyla olan sınırlarımızla tarif edildiğine göre ve insan da sosyal bir varlık olduğuna göre, aslında özgürlük diye bir şey yok.

Kendi anladığın özgürlük kavramına uygun olarak düşünmek, davranmak, giyinmek var…

Özgürlüğün tek bir alanda olabileceğine inanıyorum o da düşünce. Ama düşüncenin bile kendi özgürlük kavramıyla çelişen sınırlar çizdiğini kötümserce izliyorum.

Özgürlüğü ilüzyon gibi yaşarken, kadın ve erkek eşitliğine değinmeden edemeyeceğim. Kadın ile erkek yasa önünde de pratikte de zihinde de asla eşit değil.

Toplumu inşa eden erkekler, kadının yerini çizmişler çoktan. Bunu değiştirmek istiyorsan, erkek gibi davranman yeterli. Hem kadın gibi davranıp hem de erkeğin inşa ettiği toplumda yer edinebilmen biraz zor.

Bu zor olmasına zor da erkeğin de işi zor be!

Anno Gruen Kendine İhanet isimli kitabında şöyle diyor:

Erkekler bir ikilem içindedir. Kendilerini onaylatmak için  son derece ihtiyaç duydukları bir unsur olan kadından korkmaktadırlar. Eşşiz olduğumuzu kanıtlamak ve diğer erkeklere üstünlüğümüzü göstermek için bir kadına sahip olma hayaline ihtiyaç duyarız. Buna rağmen, onları nasıl kötüye kullandığımızı saklamak ve kendi aramızdaki rekabetin kazananı olmak için kadını gizliden gizliye hor görürüz. Bu hor görmek, çoğu zaman erkeklerin birbirleriyle ilişkilerinin temelini oluşturur. Hepimiz kadını bizden aşağı görürüz. Ama, yine de şartlar ne olursa olsun kadınlar tarafondan kabu edilmek isteriz, hem de kusursuz kahramanlar olarak.

Bu şartlar artında gerçek içtenlik olabilir mi? İçtenliğin temeli eşitliktir. Ama kadınla münasebetimizin her anında kendimizi benliğimizin derinliklerinde yetersiz, üstün ve/veya suçlu hissediyorsak bu eşitliği nasıl sağlayacağız? Yetersiz çünkü içten içe kendi efsanemize inanmıyoruz;

Üstün çünkü kendimizi efsanemizle kandırmak istiyoruz;

Suçlu çünkü kadını sürekli hor görerek , onun bizim imajımıza verdiği desteğe  ve bize duyduğu hayranlığa olan bağımlılığımızı inkar ediyor, kendimizi ondan üstün görerek  ise bu inkarımızı hasır altı ediyoruz…

Kadınlar hor görülmeye seslerini çıkartmadıkları sürece erkekler kendi aşağılık duygularını bastırmak için kadınları ezmeye devam edecek. Bu kadar basit.

Bazılarımız geçmişten hiç bahsetmeyerek acıyı bastırır. Oysa geçmişimizle bağımız yoksa kendimize gülemeyiz. Kendine gülebilmek geçmişini kucaklamaktır.

Basit olmasına rağmen, kadınların neden gücü ele almadıklarını merak ediyorsanız, lütfen yukarıda alıntı yaptığım kitabı elinize alıp okuyun. Kitabın en güçlü önermesi kadın ve erkeklerin özerklikten korkması. Başarı ve gücün yüceltilmesinin bedelini, kendiliğimizden vazgeçerek ödüyoruz.

Özerklik, özgürlüğün olmazsa olmazlarından biridir. Biri size ne yapmanız gerektiğini sürekli söylüyorsa sizin özerk olduğunuzu söyleyemeyiz.  Özerk bir insan ihtiyaçları ve duygularıyla bağlantı halindedir.

Peki Arno’nun dediği gibi, erkek ve kadın arasında eşitlik yoksa, içtenlik nasıl olabilir? İçinde bulunduğumuz sevgili-aşk-evlilik ilişkilerinin hepsinin temelinde mış gibi yapmak mı var yoksa gerçekten kendini kandırarak, eşit olduğun illüzyonuna inanmak mı?

Bir kadın ve bir erkeğin aynı çatı altında ömür boyu mutlu yaşamasının mümkün olmadığına inandığını söylüyordu Buket Uzuner’in kitap karakterlerinden biri. Kusurlu bir kurum içinde kusursuz bir ilişki var olabilir mi?

Evlilikten beklentinin yüksek olduğu yerlerde hayal kırıklığı da kırgınlık da daha fazla oluyor. Evliliği, iki yabancı ve farklı şekilde yetişmiş insanın asgari müştereklerde buluşarak, saygı çerçevesinde ortak bir hayat kurması olarak görmek başka, her an her konuda uzlaşacak, sürekli birlikte olacak ve devamlı birbirine türlü incelikler yapacak bir kurum olarak görmek bambaşka…

Sözün özü, özgürlük kişinin zihninde, özerklik kişiliğinde, eşitlik ise davranışlarında olmalı.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!