ÖZGÜRLÜK İÇİN BASIN - Halimiz
KİBARLIK BUDALASI
4 Ekim 2018
GİT DİYEMEM KAL DİYEMEM
4 Ekim 2018

Medya, halkın düşmanı değildir; devletin emrinde de değildir; halkın hizmetindedir. Halkın, demokratik yönetimlerde, hükümetlerinden beklentileri olur. Halkı oluşturan her bir vatandaş, devletin, eşitlik ilkesi çerçevesinde kendisine yaklaşmasını; adaleti ve adiliyeti temin etmesini, çoğulculuğu benimsemesini, kamunun çıkarını gözeten politikalar izlemesini ve kaynaklarını doğru değerlendirmesini bekler. Sesli, görsel ve yazılı kitlesel iletişim araçlarının bütünün adı olan medyanın içinde yer alan gazeteciler de halkın doğru haber almasından mesuldürler. Gazeteciler, halkı, doğru bilgilendirdikleri orantıda halk da kendilerini ilgilendiren konularda isabetli kanaatlere varabilir ve bu doğrultuda da hükümetlerini yönlendirebilirler.

Siyaset dahil her sektörde olduğu gibi, işini iyi yapmayanların var olduğu bir meslek örgütüdür medya ve gazetecilik. Ama nasıl ki siyasetçiler işlerini iyi yapamadıkları için top yekün siyasetten vazgeçilinemiyor; medyadan ve gazetecilikten de vazgeçilinemez. Demokratik yönetim içinde yaşama kararlığı sürdüğü müddetçe işini doğru yapan, mesleğine itibarını ve hakkını iade edebilecek siyasetçi ve gazeteci talep edilinebilir ancak. Siyasetçi ve gazeteciler arasında gerilimli bir ilişkinin olması mesleklerinin doğasındandır ama bu çatışmalı halin hedefi, tarafların işlerini daha iyi yapabilmesi olmalıdır. Siyasi gücü elinde bulunduran, devletin tüm araçları ile gazetecinin işini yapmasına engel olabilir. Gazetecileri, canları ile korkutabilir ve susturabilir ve hatta hapse atabilir. Ne yazık ki daha ötesinin olduğu zamanlar da olmuştur. Bu durumdan ise halkın zararlı çıkması kaçınılmazdır. Halk, doğru haber almadığı takdirde isabetli kanaatlere varamaz ve ülkenin, bugünü ve yarınları adına yanlışa düşer.

Bu bağlamda, Gazeteciler Cemiyeti’nin hazırladığı “İfade ve Basın Özgürlüğü Ocak – Ağustos 2018 Raporu” önemlidir. Bu raporun hazırlanma sürecinde devlet kurumlarının yardımcı olmaması ise düşündürücüdür. Raporun içeriğinde yer alan verilerin hepsi medyada yer alan haberler üzerinden derlenmiştir.

Yukarıda gördüğünüz tablo, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ardından sansürün astronomik oranda yükseldiğini; takibi yıllarda ise belki daha ciddi bir orantıda ters köşe yaptığını sergilemektedir. Bu da sansürün bittiğini değil, oto-sansürün hayatın idamesini sağlamak için benimsendiğini ifşa eder. “Sansür ve oto-sansürün tırmanmasının sebebi medya-siyaset girift ilişkisi ve medya sahiplik yapısı problemleri ile medya sektöründe sendikalaşmanın neredeyse yok olacak düzeye gerilemesinde aranmalıdır,” diye yazmaktadır rapor. Sendikalaşmanın önünü ise geçmiş zamanda, ekseriyette, Doğan Medya Grubu kesmiş iken, bugün, bu grubun el değiştirmesi ana akım medyanın sonunun geldiği gibi bir kaygıyı ortaya çıkartmıştır. Raporda, Doğan Medya Grubunda gerçekleşen bu dönüşümden sonra 50’yi aşkın gazetecinin işten çıkartıldığı; Habertürk gazetesinin kağıt baskıyı sonlandırmasıyla 400’ü aşkın elemanının işine son verdiği belirtilmektedir. Tüm bunlar, ülke medyasını doğrudan ve dolaylı şekilde siyasi irade çizgisine getirmiş, eleştiri kanallarını ciddi olarak sınırlandırmıştır.

Bu tabloda da hapisteki gazetecilerin sayısı paylaşılmaktadır. İktidar, hapiste, gazetecilik faaliyeti nedeniyle hiçbir gazetecinin bulunmadığını belirtse de Gazeteciler Cemiyeti raporu, Türkiye’de giderek artan bir ivmede parmaklık arkasında gazetecinin bulunduğunu söylemektedir. “Çeşitli raporlarda en az 147 basın mensubunun ‘yurt dışında’ veya ‘firari’ olduğu haberleri de” yayınlanmıştır diyen raporda, uluslararası basın örgütlerinin, Türkiye’ye, ‘özgür değil’ damgasını vurduklarını belirtmektedir.

Bu iklimin, ülkenin, demokratik yolda yürümeye devam etmesini sınırlandıran bir hali vardır. Bu durumun, ilgili tüm taraflarca fark edilip; herkesin işini profesyonel ve en doğru şekilde yapabilmesini ülkü edinen bir hale evrilmesini dilemekten başka da bize söz düşmemektedir.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

1 Comment

  1. Zeliha Doğan Yeşil dedi ki:

    Bu rapora ben de baktım, çok güzel bir değerlendirme yapmışsın. Bu yapıların dikkat çekici ve uyarıcı özellikte tarihe not düşmesi gibi önemli bir görevi olmalı. Gerçek verilerle bu zaten senin de vurguladığın gibi basın kuruluşlarının asıl görevi. Umarım dikkate alınır. Sevgiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!