ÖZGÜN OLUN, KENDİNİZ OLUN - Halimiz
ÖZGÜN OLUN, KENDİNİZ OLUN 2
ÖTEKİLEŞTİRME
27 Şubat 2020
ÖZGÜN OLUN, KENDİNİZ OLUN 3
LÜKÜS HAYAT
27 Şubat 2020
ÖZGÜN OLUN, KENDİNİZ OLUN 4

Bazı şeyleri neden diğerlerinden daha çok beğeniriz? Ya da bazı şeyler neden daha çok ilgimizi ve dikkatimizi çeker? Hiç düşündünüz mü? Bu aralar ben düşünüyorum. Belki de okuduğum kitaplar ve o kitaplarda altını çizerek tekrar tekrar üzerinde kafa yorduğum cümleler bunu düşünmeme sebep oluyor. Bir şeyi daha çok beğenmemize neden olan özellik nedir? Rengi mi, kokusu mu, şekli mi? Yoksa hepsi mi? Belki de tek bir şeydir bu beğeniyi yaratan… “Farklı olması…” “Kendine özgü olması”… “Hiçbir şeye benzememesi….” Eskilerin tabiri ile “nevi şahsına münhasır olması…”

Hepimiz birbirimizin aynısı olsaydık hayat tekdüze olmaz mıydı? Birbirine fiziksel olarak benzeyen insanlar, aynı duygu ve düşüncelere sahip insanlar, aynı şeyleri seven ve aynı şeylere ilgi duyan insanlar, aynı fikirlere sahip insanlar, aynı davranışlarda bulunan insanlar… Bu listeyi uzattıkça uzatabiliriz. Böyle bir durumda hayatta çeşitlilik olmazdı. Hayatta farklılık olmazdı. Hayatta çeşitlilik ve farklılık olmayınca da hayat monotonlaşırdı. Düşünsenize karşınızdaki kişi de sizinle aynı şeyi düşünüyor ve hissediyor. Size başka bir fikir yürüten kimse yok. Aynı duygu ve düşünceler ve yaşam tarzı içinde bir hayat geçiriyorsunuz. Nasıl gelişeceksiniz? Nasıl değişeceksiniz? Birileri sizinle aynı fikirde olmadığında ve size karşı geldiğinde kendi düşüncenizi savunmak için daha çok okumaya, daha çok bilgi sahibi olmaya ve daha farklı olmaya çalışırsınız. Tekdüze ve farklı olmayan bir grup içinde bu pek de olanaklı değildir.

Şahsen ben farklı olanı severim. Vitrinlerde ilginç ve değişik olan şey dikkatimi çeker. Farklı ve kendine özgü bir tarzı olan kişiyi çok uzaktan bile ayırt edebilirim. Hoşuma gider öyle bir insanı görmek. Hatta eğer imkân olursa, bunu kendisine de söylemek isterim. Hiç kimseye benzemeyen ve farklı olan yoga eğitmenlerini takip etmeye çalışırım. Akışlarını o anın getirisi içinde yaratabilen ve üretebilen ve kendine özgü akışları olan eğitmenleri… Her gün yaşadığı olaylardan ya da hissettiği duygulardan kendine özgü ve farklı bir akış çıkarabilen eğitmenleri… Daima kendisi olan eğitmenleri… Üzgünse de üzgün olduğunu gösterebilen ve hissettirebilen… Sevinçli ise de tüm sevincini katılımcılara yayabilen… Çünkü bence farklı olmak bu.

Neden derseniz? Çoğu insan yoga eğitmenlerinin hep sakin, güler yüzlü, kısık sesle konuşan, ağırkanlı olduğunu düşünür. Oysa ben hep aynı şeyi savunurum. Yoga eğitmeni de diğer tüm insanlar gibi insan değil mi? Onun da duyguları yok mu? Zor bir gün geçirmiş olamaz mı? Zor bir gün geçirdiyse derste rol mü yapmalı yoksa doğal olmalı, kendisi gibi olmalı ve farkını bu şekilde mi ortaya koymalı? Belki siz şimdi bana “ama eğitmen tıpkı bir tiyatro sanatçısı gibi sahne alıyor. Duygularını belli etmemeli” diyeceksiniz. Ben de size diyeceğim ki, “duygularını belli etmezse yapılan iş yogadan ziyade sadece maddi kazanç sağlamak için yapılan bir iş gibi olur. Yoga, duygu demektir. Yoga, hissetmek demektir. Hissettirmek demektir. An’ı yaşamak ve an’da olabilmek demektir. O an ne hissediyorsanız hissettirmek demektir. İşte o yüzden de yaratıcı, üretici, farklı ve kendine özgü dersler ortaya çıkabilir. Eğitmenin ruh haline göre yaratılan dersler hiçbir şeye benzemez ve tamamen özgün olur. Taklit olmaz, ezber olmaz… Farklı olur.

Bazı günler bir grupta bir akış ortaya çıkıyor. Bu akış sadece benim o günkü enerjimden değil o gruptaki her bir kişinin enerjisi ile oluşuyor. O gün akış boyunca yapılan “asana”lar (duruş), zirve duruşu, konuşulan ve dile getirilen cümleler, o günün ana fikri, bize kattıkları, bize öğrettikleri… Hepsi o günkü ruh halimizin ve zihin yapımızın ortak bir ürünü olarak gelişiyor. Bir akışı beğenirsem aynısını diğer gruplarla da yapayım dediğimde aynı akışın ortaya çıkması mümkün olmuyor. Her bir grubun enerjisi farklı olduğu için her bir grupta farklı bir akış oluşuyor. Her grupta kendine özgü bir çalışma ortaya çıkıyor. Ezber bir akış olmuyor. Konuşulan ve dile getirilen cümleler bile bambaşka oluyor. İnanır mısınız iki hafta boyunca özellikle denedim. Bir akışı dört beş farklı grupta çalıştırdım ve her seferinde bambaşka “nevi şahsına münhasır” dersler ortaya çıktı. Katılımcıların enerjisi ve benim “o anki” enerjim akışları birbirinden farklı hale getirmişti. “Şu an”, “şimdiki zaman” tek gerçektir. Bir kere daha anlamıştım.

Bu deneyden bana çıkan sonuç mu? Öncelikle “şu an” “şimdiki zaman” var olabildiğimiz tek andır ve ne öncesi ne de sonrası vardır. Her şey “şu an” dediğimiz zaman dilimi içinde yaşanıyor ve bitiyor. Yoga akışları da öyle… “An” içinde ortaya çıkıyor ve aynısı bir daha yaratılamıyor çünkü enerjiler değişiyor. Ve bir diğer sonuç: “Ne yapıyorsak yapalım kendimize özgü bir tarzımız olsun. Kendimiz olalım. Nerede olursak, kiminle olursak olalım maske takmayalım. Sadece kendimiz olalım. Ağlıyorsak ağlayalım, gülüyorsak gülelim. Saklamayalım kendimizi. Sadece kendimiz olalım. Hiç kimseye benzemeyelim. Özgün olalım. Taklit ederek değil üreterek ve yaratarak farklılığımızı ortaya koyalım. Farklı olalım. Farklı olmaktan çekinmeyelim. Unutmayalım ki sadece ve sadece farklı olan ilgi ve dikkat çeker.”

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!