OKULSUZLAŞTIRMA - Halimiz
BÜTÜN DİĞER BARIŞLARI SONLANDIRAN “BARIŞ”: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI ORTADOĞU
13 Eylül 2018
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
20 Eylül 2018

Sonbahar geldi. Geçenlerde bir karikatür gördüm. Karikatürde çok yaşlı bir dedenin düşünce baloncuğunun içinde “Tahsil hayatım biteli tam 67 yıl oldu ama eylül ayında bir sıkıntı çörekleniyor lan! Sanki her an okullar açılacakmış gibi bir his… Off…” yazıyordu. Tam da benim ruh durumumu anlatıyor.

Okulların açılması, eğitim sektörüyle (sektör kelimesini özellikle seçtim, ileride açacağım) ilgili olan-olmayan her vatandaşı ucundan-kıyısından etkileyen bir durum.

Çocuklar için okul arkadaşlarına kavuşma ve eğer şanslılarsa yeni bir şeyler öğrenme vakti. Öğretmenlerin işe döndükleri, okulda çalışanların iş yükünün arttığı, tedarikçilerin (yiyecek-içecek, giyim, ulaşım, kırtasiye, temizlik vb.) sözleşme tarihlerinin başladığı zaman Eylül ayı. Okulla ilgisiz kesim için ise trafiğin arttığı, fiyatların zamlandığı, iş dünyasının hareketlendiği, karlılığın arttığı bir dönem.

Eğitim sektöründen etkilenen sadece bu sektör değil. Petrol, matbaacılık, kağıt, gıda, eğlence, yeme-içme, ulaşım, tekstil, kırtasiye, perakende, elektrik-elektronik, telekom, sağlık…

Bunların dışında eğitimden esas ve direkt kazanan ise özel okullar ve vakıf okulları. Ülkemizde eğitim kamusal bir hak olmasına rağmen, devletin sağladığı eğitimin yetersizliği ilk başta ve öncelikle kimin yararına? Özel okulların tabii ki.

Devletin yanlış eğitim politikaları, eksik eğitim uygulamaları, eğitimsiz öğretmenleri ve beceriksiz bürokratları sayesinde haftada 40-45 saat emanet ettiğimiz çocuklarımız sistem içinde un ufak oluyor.

Eline bir miktar para geçen orta gelirli vatandaş ise ana akım medya, veliler ve uzmanların yönlendirmeleri sayesinde, ellerinde avuçlarında ne varsa eğitim için harcayıp, çocuklarına bilimsel-seküler bir eğitim veya Enderûn Mektebi misali din merkezli bir eğitim aldırmaya çalışıyor.

Sorun da aslında burada başlıyor. Eğitim aldırmak, eğitim almak ne demek? Para karşılığında satın alınabilir bir şey midir eğitim? Eğitim bir meta mıdır ki para ile alınsın?

Bu sektörde tartışmasız en çok parayı özel okullar kazanıyor. Nefis bir iş modeli. Sene başından kâr zarar belli, girdiler çıktılar (genelde) yerel para birimi üzerinden. Risk çok az. Kârlılık yüksek.

İşte tam da bu sebeple geleneksel eğitim kurumları büyüme yoluna gidiyor, zincir okullar olarak markalaşıyor, büyük şehirlerin tekelinden çıkıp Türkiye geneline yayılıyor. Devlet eğitimindeki kalitesizlik özel okulların işine yarıyor.

Aklıma bir soru takılıyor. Bir sorunu gidermek için sorunun kendisinden maddi çıkarı olan bir kişiyi işe alır mıydınız?

Şöyle sorayım, eğitim sistemini iyileştirmek için, bir özel okul sahibinden danışmanlık almak veya bir özel okul sahibini Milli Eğitim Bakanı yapmak çıkar çatışmasına sebep olur mu?

Sorunun kaynağı sadece müfredat mı yoksa eğitimin temel direği olan öğretmenlerin sistematik güçsüzleştirilmesi mi?

Öğretmenlik mesleğine itibarını iade etmeden, maddi kazançlarını iyileştirmeden, mesleğe özel ayrıcalıklar ile gençleri bu mesleğe teşvik etmeden, dünyada olan biten hakkında eğitim vermeden, öğretmenin rolünü çağımıza uygun bir şekilde yeniden tanımlamadan eğitim sistemi değişse ne fark eder?

Öğretmenler güçlendi diyelim, donanımlı, işini seven, çocukları ve eğitimi seven muhteşem öğretmenler istihdam ettik. Ama okulda inanç merkezli, bilimi dışlayan bir müfredat var. Öğretmen nasıl katkı sağlayabilir? (Yan yolu bulan sıra dışı öğretmenler istisna tabii.)

Öğretmen ve müfredat veya eğitim modeli dört dörtlük diyelim. Çocuklar teknolojiden çevreye, şiddetsiz iletişimden marangozluğa, meyve toplamadan piyanoyla Mozart çalmaya hem akademik, hem bireyselleştirilmiş bir eğitim aldılar. Peki bu çocuklar evlerine gittiğinde Mozart dinleyebilecek mi? Ambalaj atıklarını geri dönüşüm için ayrı çöp poşetlerinde biriktirip, anne ve babaları ile barışçıl bir lisan içinde konuşup, akşamları felsefe veya matematik çemberleri yapabilecek mi?

Tabii bunlar abartı ama demek istediğim, ailenin de işin içinde olması lazım.

Peki aileyi de güçlendirdik, ebeveynlik eğitimleri verdik, pozitif disiplinden bahsettik, biraz psikoloji, biraz pedagoji anlattık ve onlar da çok gelişti.

Çocuk sokağa çıkacak, sosyal çevreye maruz kalacak…

Bütün bunları dönüştürmek uzun vadeli, sürdürülebilir stratejiyle mümkün olabilir. Toplumda sevgi, saygı, güven, empati, yardımlaşma, işbirliğine dayalı iş yapma, dürüstlük, duyarlılık gibi evrensel değerlerin tesisi için elimizden geleni yapmalıyız. İş dünyasına yönelik yetişkin eğitimleri, kamu personeline eğitimler vererek ve en önemlisi liyakata dayalı kadrolar kurarak işin içinden çıkılabilir. Fütüristlerden tutun, eğitim felsefeciler, psikologlar, siyaset bilimciler, sosyologlar, antropologlar, fikir liderleri ile birlikte ortak akıl üreterek çözüme ulaşılabilir ki şu anki Milli Eğitim Bakanımız düzenlediği bir çalıştay ile tam da bunu yapmaya başlamıştı…

Bu çalıştayın hemen akabinde, kızlar ve erkeklerin ayrı eğitim görmesinin yolunu açan yasanın altına imza atması seküler ve karma eğitimi savunan kesimde şok etkisi yarattı.

Eğitimle ilgili en tartışılması gereksiz konuyu tartışmaya başladık böylece. Haremlik selamlık uygulaması çağımıza uygun mudur?

Belki de artık paradigmayı değiştirmek gerekiyor. Geçen yüzyılın başında doğan Eğitim Bilimci Ivan Illich gibi eğitim ile okullaştırma kavramlarını ayırıp, günümüzde tamamen bilgi sağlayıcı işlevini yitirmiş okullarda çocuklarımızı bir nevi hapis hayatına mahkum etmek yerine etkin bir öğrenmenin nasıl sağlanabileceğine kafa yormalıyız. Okulun ideolojik işlevinden vazgeçtiğimiz noktada yeni kuşaklara temel ve sağlam bir eğitim sağlayabiliriz.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!