OKULA DÖNÜŞ - Halimiz
TWITTER DİPLOMASİSİ
13 Eylül 2019

Çocukken yaz tatilinin son pazar günü tatilden döner, hiç adaptasyon süreci filan geçirmeden pazartesi okula başlardık. Şok etkisi yaratırdı bu bizde. Hemen adapte olurduk, istersek olmayalım!

Ben çocukken, özel okullarda da dayak vardı ve ben de tüm diğer sınıf arkadaşlarım gibi bundan nasibimi aldım. Okulu buna rağmen sevdiğimi hatırlıyorum, çünkü bir şeyler öğreniyordum. Hayat bilgisi dersi çok zevkliydi mesela. Okulda İngilizce laboratuvarı, fen laboratuvarı, folklor/dans, beden eğitimi dersleri vardı. Bunlar eğlenceliydi. Tüm sınıfa fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan bir öğretmene karşılık, kader birliği yapmış 50 küsur sınıf arkadaşım vardı…

Şimdi kendi çocuğum ilkokul 2. Sınıfta ve İlkokul değiştirmek zorunda kaldık çünkü okul adı altında ticarethane açan, nitelikli dolandırıcılara denk geldik. Bir çok eski veli ve öğretmen okulun sahiplerine dava açmış durumda. Her gün bir ayrı rezalet haberlerini gazetelerden takip ediyorum. Okul açılmadan 2 hafta önce velilere kampusun bir semtten başka semte alındığını söylemeler, eski binalarından kirayı ödemedikleri için kovulmaları, okul sahibine dayak atarak paralarını geri almaya çalışan veliler vs. Tam rezillik. Özel okulların bu kadar başı boş bırakılması konusunda sayın Milli Eğitim Bakanı’nın fikrini merak ediyorum. Müfredattan daha öncelikli meseleler var. İmam hatip (ülkenin bu kadar fazla sayıda imam ve hatiplere ne kadar ihtiyacı var konusuna girmiyorum bile) okullarını güçlendirmek adına, hem var olan devlet okullarını hem de özel okulları bu kadar zayıflatmak doğru mu? Neyse ki üç beş idealist öğretmen sayesinde hala bir şeyler öğreniyor çocuklar.

Eğitim hep sancılı bir konu, şu an yazarken bile karnım ağrıyor. İşin özünde okulun gerekliliğini sorgulamak da var aslında. 200 yıl öncesinin ihtiyaçlarına cevap veren okullar, çocuklara diploma sağlıyor olabilir ama çocukların maruz kaldıkları şeye eğitim demek çok zor.

Eğitim, bir çocuk soru sorduğu an başlar. Ona farklı şekillerde cevap verebiliriz. Yeter ki çocuğun soruyu neden sorduğunu anlayabilelim.

Çocuklar bazen bilgi edinmek için, bazen bildiğini anlatabilmek için, bazen başkalarının fikrini alabilmek için, bazen de sizin bilginizi ölçmek için sorabilir.

Eğitim ihtiyaçtan doğar önermesi doğru ise okullarda öğretilen her bilgiye çocuklarımızın ihtiyacı olacağını varsayıyoruz demektir. Peki okulda geçirdikleri saatler boyunca kendilerine aktarılan bilgilerin sadece yüzde beşini gerçek hayatta kullanabileceklerini söylesem, hala eğitim şart diyebilir miyiz? Okullar, çocukların, yetişkinler işteyken güvenli bir alanda sosyalleşmeleri için var belki de.

Bir çocuğun bilimsel bilgilerle donatılmasında hiç bir yanlış yok. Demek istediğim şey çocukların artık bu şekilde öğrenmediği. Bilgi çağında çocukların öğrenme şekli de değişti, eğitmenin rolü de eğitimin amacı da.

Ivan Illich’in Okulsuz Toplum isimli eserinde öne sürdüğü bazı olguları göz ardı edemeyiz. “Okul insanları yaşlarına göre gruplandırır ve bu gruplama sorgulanması mümkün olmayan üç önermeye dayanır: Çocuklar okula aittir; çocuklar okulda öğrenir; çocuklar için öğretim sadece okulda gerçekleştirilebilir.” İllich der ki bu üzerinde tartışılamayan önermeler artık sorgulanmaya muhtaçtır.

Hepimiz sahip olduğumuz bilginin çoğunu okul dışından elde ederiz. Eğitim ile ilgili araştırmalar, giderek artan bir şekilde çocukların, arkadaş gruplarından, çizgi romanlardan, ekrandan, birtakım gözlemlerden öğrendiklerini kanıtlıyor.

İllich’in işaret ettiği bir diğer olgu da okulların tıpkı diğer ticari mallar gibi aynı yapıya sahip, aynı sürece göre uyarlanmış bir ürün satması: müfredat. Eğitimciler müfredatın maliyetiyle orantılı şekilde artan eğitim masraflarını öne sürerek daha pahalı eğitim programlarını mazur gösteriyorlar.

Hamburgerci mantığıyla açılan zincir okulların sadece ambalajı ve etiketi para ettiği sürece, eğitim sektörü karlı bir sektör olmaya devam ettiği sürece, eğitim ticari bir ürün olduğu sürece, eğitim ile okullaştırma birbirinden ayrılmadığı sürece eğitimin iyileşmesi mümkün olmayacaktır.

Sözün özü, eğitimde reform olabilmesi için okul denilen yerin tekrar kurgulanması ve çocukların ihtiyaçlarına uygun şekilde dizayn edilmesi ve hatta okulun fiziksel gerekliliğinin sorgulanması gerekmektedir. İsveçte yaşasak makul gelebilecek pedagojik dokümantasyon sisteminin buram buram fişlenme ve ayrımcılık kokmasının sebebi şu an ülkemizdeki siyasi iklimdir. Bilginin sadece belirli koşullar altında tüketilen belirli bir meta olmasına karşı koymazsak, bilginin totaliter bilgi yöneticilerinin egemenliğine gireceğini öngörmüş olan Ivan Illich’e katılıyorum ve bunu şu an ülkemizde olan duruma benzetiyorum. Bunu değiştirmek ise ancak eğitim kavramının paradigmalarını değiştirmekle olur.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!