ÖDÜLÜ KİM VERSİN? - Halimiz
ÖDÜLÜ KİM VERSİN? 2
“YALNIZ DEĞİLSİN!”
6 Şubat 2020
ÖDÜLÜ KİM VERSİN? 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
13 Şubat 2020
ÖDÜLÜ KİM VERSİN? 4

Birkaç aydır çok yoğun bir tempom vardı, hafta sonları da, bazı akşamlar da çalıştım. Seminerler, şehir dışı çalışmalarım, sınavlar ve danışmanlıklarım oldukça fazlaydı. Neyse ki yoğun çalışmama rağmen keyifliydi de! Yorgun ama tatminliydim.

Onun için geçen hafta kendime kısa bir tatil hediye ettim. Arkadaşlarım, oğlum (oğlumun varlığına her gün şükrediyorum. Bana katkısı büyük, her yönden. Onun arkadaşları sayesinde anneleri de benim arkadaşım oldu. 🙂 Bu bile oğlumun bana bir katkısı.) ve oğlumun arkadaşları hep beraber, 17 kişi tatile gittik. 🙂

Bu tatil aslında kendime de bir ödüldü. Biliyorum ödülün çok da iyi bir şey olmadığını söyleyeceksiniz. Evet! Ama iyi olmayan; ödül almak için çalışmak, ödül almak için kazanmak! Bir şeyi ödülü için yaptığınızda, amacınız o şeyi öğrenmek, o şeyin keyfini çıkarmak, üretmek olmuyor. Amaç sondaki ödülü oluyor. Ve her seferinde o ödülün büyümesi gerekiyor, yoksa sizi tatmin etmiyor. Eğer ödül yoksa da size adım attıran, motive eden şey olmadığı için başarı da, işe başlamak ve hatta devam edip bitirmek de zor oluyor. Ödül bu anlamıyla yararsız ve hatta zararlı bile olabiliyor.

Benim ödülüm ise ben ödüle odaklanmadan yapmam gerekenleri yaptıktan ve bitirdikten sonra kendime “aferini hak ettin” ödülüydü. Başta böyle bir ödül koymamıştım kendime. O yüzden de amacım, hedefim ödülüm değil, işimi yapmak, üretmek ve özellikle de bundan keyif almaktı. İşlerimi başarıyla tamamladığım için, sorumluluklarımı bitirdiğim için dinlenme arasıydı. Yeniden bu tempoya girebilmek için dinlenme, güç toplama tatiliydi.

Aslında ödülü de kendime kendim verdim. Başkası beni takdir etsin, başkası beni ödüllendirip madalya versin beklentim yoktu. Ama gözlemlerime göre insanların çoğu dışa odaklı. Yani sevgiyi de, takdiri de, onayı da, aferini de başkasından bekliyoruz. Biz belki başkasına veriyoruz bu onayları, sevgiyi… ya da hatta belki de başkasına da vermiyoruz hiç. Başkasına verip kendimize vermemek olur mu hiç? Kendimize cimriyiz çok. Ya da ayıp olur, bencillik olur, kendini beğenmişlik mi olur sanıyoruz? Ne dersiniz?

Bence ihtiyaçların başında sevilme ihtiyacı var. Evet, peki sevme ihtiyacı? Bence bu da büyük bir eksiklik yaratıyor ama çoğu insan yaşadıkları sonucu, kötü deneyimler sonucu sevmekten vaz geçiyor, korkuyor. Ama sevilsin istiyor. Hâlbuki tüm zorluğuna ve geçmiş acılara rağmen yeniden yeniden sevmek gerekmez mi?

Onayı, sevgiyi, takdiri hep dışardan bekleye bekleye yorulmadık mı? Yeteri kadar hayal kırıklığı yaşamadık mı? Böylece üzüntümüze yenileri eklemedik mi? Dışarıdan beklediğimiz onayı ve takdiri kendimize biz versek nasıl olur? Bir de bunu denesek? Her hangi ufak ya da büyük bir işi tamamladığımızda (belki evin temizliğini bitirmek bile olabilir, hatta sabah erkenden rahatça kalkabilmek, o gün 3 sayfa fazla kitap okumak… bunun yaratıcılığını size bırakıyorum. ), bir başarı elde ettiğimizde (projemizi bitirince, iyi bir görüşme ya da satış yapınca, sunuma hazır hissedince…) ya da iyi bir davranışta bulunduğumuzda (çocuğumuza iyi bir değer öğrettiğimizde, birine gizli bir yardım yaptığımızda, birini mutlu ettiğimizde….) hatta bazen de nedensiz, şöyle kendi yanağımızdan bir makas alsak “aferin be bana” desek! Sonra da örneğin gidip en sevdiğimiz yemeği yesek, en sevdiğimiz bir şeyi yapsak, istediğimiz o bluzu alsak, bir ödül versek kendimize, bir aferin alsak kendimizden… Buna ne dersiniz?

Dışarıdan bekliyoruz ya hep! Patron “aferin” desin, maaş arttırsın, eşimiz takdir etsin, anne babamızdan alamadığımız onayı başkasından alalım bekliyoruz ya! Belki de şeytanın bacağını kıracak şey önce bunları bize kendimizin vermesidir. Siz kendinizin farkında değilseniz, bir başkası sizi övmüş, tebrik etmiş önemli mi? Eğer içinizden “evet” cevabı geldiyse üzgünüm ama yanlış cevap! Kendinize ne yaptığınızı bir düşünmenizi dilerim o zaman.

Dışarıdan ne bekliyorsak önce kendimize biz verelim. Sadece bir deneyin. Bu duygunun güzelliğinin farkına varacaksınız. Hem o zaman dışarıya bağımlılığınız, ihtiyacınız bitecek. O zaman da yaydığınız enerji değişecek. Beklenti de gitti ya bir de bakacaksınız ki; takdirler, aferinler, bravolar, ödüller, kutlamalar çoğalıyor hayatınızda. Sonra diyeceksiniz ki “Woouww! Formül önce kendimi bulmak ve sevmekmiş.”

mm

Yıldız Karacasoy

Çok şanslı biriyim çünkü çok severek yaptığım iki işim var. İlki özel bir üniversitede hocalık yapmak. İkincisi de bireysel gelişim, enerji ve bilinçaltı danışmanlığı yapmak. İlk işimi bilinçli seçtim ama sanırım ikincisine çekildim. Aile dizimi, regresyon, affetme ve bilinçaltı çözülme çalışmaları, yaşam koçluğu, kinesiyoloji en zevkle çalıştığım konular. Dişilik, bolluk bereket oluşturma ve bilinçaltı ise eğitimlerini ve seminerlerini verdiğim konular. 2010-2014 yılları arasında Kanal B Bizbize programında tüm bilgimi ve deneyimimi paylaştım. Artık yazılarımla da buradayım.

1 Comment

  1. Nurgül Ekeke dedi ki:

    Hoşgeldiniz…
    Yazdıklarınızı okumaktan zevk alacağım belli.
    Başarılar diliyorum.⚘

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!