NEDEN SAVAŞIYORUZ? - Halimiz
NEDEN SAVAŞIYORUZ? 2
ERİMTAN ARKEOLOJİ VE SANAT MÜZESİ
5 Mart 2020
NEDEN SAVAŞIYORUZ? 3
ERDOĞAN – PUTİN ZİRVESİ ÖNCESİ
5 Mart 2020
NEDEN SAVAŞIYORUZ? 4

İnsanların birbiriyle ne zaman savaşmaya başladığı konusunda tarihçiler, antropologlar ve arkeologlar bir fikir birliğine varamamış olsa da tarihte ilk savaş olarak Sümerler ile Akadların savaşından bahsedilir.

Dünya tarihine bakınca tarihin kanla yazılmış olduğunu görüyoruz. Savaşlar insanlığa acı ve sefalet getirmesine rağmen çok uzun süredir var. MÖ 500 yılında yaşamış olan Çinli filozof ve askeri deha Sun Tzu’nun, Savaş
Sanatı isimli kitabı savaş planlaması, taktik, strateji, gücün kullanımı, savaş alanı stratejileri gibi toplamda 13 bölümden oluşmaktadır. Sun Tzu’nun savaş ile ilgili söylediği hemen her söz günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. “Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.” der Sun Tzu.

Hayatını savaşarak geçirmiş, asker kökenli devlet adamı ve dünyanın en büyük liderlerinden Atatürk, “Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir” diyor ve “yurtta sulh cihanda sulh” sözü ile barışın önemini vurguluyor.

Peki insanlar niye savaşıyor? Barış içinde geçen yıllarda insanlara rahat mı batıyor? Halklar mı savaşı istiyor, hükumetler mi? Savaşın insanların psikolojisi üzerinde pozitif bir etkisi var mı?

Bu yazımda bunları soruştururken Scientific American web sitesinde R. Brian Ferguson isimli Antropoloji Profesörünün “Savaş insanın doğasında yoktur” isimli makalesine denk geldim.

Makaleyi kabaca özetlemek gerekirse; öldürme kapasitesi insanın doğasında olabilir, çatışma halinde bir ya da daha çok kişiyi öldürebiliriz ama Savaş, kolektif olarak ve silahlarla, çok sayıda insanı öldürmektir.

Günümüzde savaşın sebepleri iki birbirine zıt görüş tarafından açıklanmaya çalışıyor. Bir senaryo diyor ki bizim evrimsel anlamda atalarımız olan şempanzeler hep birbirleriyle savaş halindeydi. Diğer ise diyor ki sadece yakın
binyıllarda değişen sosyal durumların diğerlerini kolektif olarak öldürmek için motivasyon oluşturması ve insanların organize olmalarıyla savaş olgusu ortaya çıktı. Bu iki görüşü savunan antropologlardan birincisine hawks (şahinler) diğerine ise doves (güvercinler) deniyor.

Şahinlere göre ilk insanlara ait bulgular nüfuslarının yüzde 25’inin toplu olarak öldüğünü ve bulguların avcı toplayıcı hatta şempazelere kadar eskiye dayandığını söylüyor. Şu durumda, bu doğuştan gelen insani bir özellik ise bunun sebebini dışarda aramamıza gerek olmadığını söylüyor. Politika bilimcisi Fransis Fukuyama son yıllarda ortaya çıkan savaşların köklerin 10 hatta 100 binlerce yıl öncesine dayandığını söylüyor. Uluslar Arası İlişkiler alanında tahsil görmüş olan Bradley Thayer ise evrim teorisinin uluslar arası ilişkilerde toplulukların neden kendi kabilelerini korumak istediklerini, neden zenofobi duyduklarını ve neden etnosentrik davrandıklarının açıkladığını söylüyor.

Diğer yandan güvercinler buna karşı çıkıyor. İnsanların grup halinde savaşabilecek kapasiteleri olmasına rağmen beyinleri sebepsiz yere yabancıları veya başka kabileden olanları kolektif bir şekilde öldürmeye bağlantılı değil. Onlara göre ölümcül grup saldırıları, avcı-toplayıcı kültürden tarım kültürüne geçmekle oluyor.

Savaşın neden başladığını bırakıp neden hala devam ettiğini sorgulamak gerek belki de.

Şairler, sanatçılar, müzisyenler, aktörler, filozoflar savaş hakkında fikir yürütüp, duygularını söylemiştir ama barış konusunda pek az kolektif hareketin ortaya çıkması ve bunun nüfusun baskın savaşçı çoğunluğu tarafından asimile edilmesi kabul etmek durumunda olduğumuz bir olgu.Hippilik belki de son yıllardaki en barışçıl hareketti.

Tamamen savaş karşıtı, özgürce sevişen ve uyuşturucu bağımlısı çiçek çocuklardan oluşuyordu. Statükocu orta sınıf aile yapısını, militarizmi, geleneksel değerleri tamamen dışlıyordu, belki o yüzden kabul görmedi.

Daha sonra barış için topluluklar cemaat türü yapılanmalardan veya Marksist veya alternatif yaşam komünlerinden çıktı ancak sistemi değiştirecek, savaşı yok edecek küresel bir hareket haline hiç bir zaman dönüşemedi.

Günümüzde ise şiddet dolu haberlerin arasında, işteki ve sokaktaki, politikadaki ve evdeki şiddete rağmen aklımızı korumak için “farkındalık” durumuna sığınıyoruz. Şiddeti engelleyemesek de, kendi iç barışımızı koruyabiliyoruz böylece. Toplumsal barış istemek neden yasak? Çünkü düzen acı üzerinden kazanılan kanlı paradan vaz geçmek istemiyor. Çünkü acı, insanların hayatı sorgulamasını, düzeni sorgulamasını engelliyor. Çünkü acı, kolay yönetilmeyi sağlıyor.

Savaştan elde edilen bir psikolojik kazanç var mı? Sosyologlar, savaşın insanlarda birlik duygusu yarattığını ve aidiyet duygusunu artırdığını söylüyor.

Peki biz yetişkinler savaşı hazmetmekte ve algılamakta zorlanırken, çocuklar savaş hakkında ne düşünüyor?

Bu sorudan yola çıkan çocuk kitapları yazarı Görkem Kantar Arsoy, çocuklarla savaş hakkında söyleşiyor. Onun ağzından yazıyorum:

Çocuklar, “Savaşa hayır!” diyorlar,
“Kimsenin kavga etmeyeceği, küsmeyeceği bir ülke yapardım,” diyorlar,

“Terörü bitirirdim,” diyorlar.
“İnsanlar dehşet değil, mutlulukla yaşamalı,” diyorlar.
“Biz sadece bir dünyada yaşıyoruz. Ve dünyadaki bütün ülkeler bizim
komşumuz, kardeşimizdir,” diyorlar.

Çocuklara savaşın “kötü” bir şey olduğu öğretilmiş elbet.
Ama yine de erkek çocuklar, vatanı savunmanın ve silah alımının
gerekliliğine inanıyorlar.

Biz yetişkinler de uğruna savaşacak değerlere inanıyoruz; inanmasak canımızı niye verelim? Bazımız vatanın kutsallığına ve kahramanlığa bazımız ise güce ve paraya.

Ez cümle, devleti yönetenlerden beklentimiz kararlarını barıştan, insandan, hayattan yana kullanmaları. Hiç bir kazanç, kan ile ödenen bedele denk gelmez.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!