NEDEN BEN? - Halimiz
VAROLUŞ
24 Ocak 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
31 Ocak 2019

Bazen hayatta her şey üst üste gelir. Bir travmayı atlatmadan diğeri gelir.

Hastalanırsınız, kaza geçirirsiniz, maddi kayba uğrarsınız, işten atılırsınız.

Böyle durumlar, hayatın size fısıltıyla söylemeye çalıştıklarını duymadığınızda hayatın size bağırmasıdır. “Yeter artık önünde duranı fark et! Değiştir bunu!” çığlığıdır.

Hayatı anlamak, kim olduğumuzu anlamaktan geçer. Kendimizin bir yanını yok sayarsak, mesela duygusal ihtiyaçlarımızı görmezden gelirsek, bir şeyleri kontrol edebilirmişiz sanrısına kendimizi kaptırırsak, hayat çat diye karşınıza  sorunlar getirir. Hadi bakalım der. Çöz bakalım. Kontrol et. Ne kadar tanıyorsun kendini? Ne kadar güçlüsün, hadi göster bakalım.

Bazen kendi gücümüzü hatırlamak için zorluklarla sınanırız. Bazen sınırlarımızı hatırlamak için…

Ben biyografi okumaya bayılırım. Bir sıra dışı insanın sıradan hayatında neyi nasıl algıladığı beni çok büyüler. Örneğin çocukken efsanevi Rock Grubu The Doors’un 27 yaşından hayatını kaybeden lideri Jim Morrison’un biyografisini okumuştum. Bu kitapta, tüm şöhretine rağmen, Jim Morrison’un yazdığı şarkıların kendini tatmin etmediği ve her zaman bir şair olarak anılmak istediğini okumuştum. Şiir kitaplarında da bunu çok hissettiriyordu. Anlaşılmaz yazdığı zaman belki daha derin anlamlar yükleneceğini düşünüyordu.

Steve Jobs’un hayatına bakınca aslında çok hırslı ve akıllı bir gencin kendi şirketinden kovuluş hikayesinin kendinde yarattığı travmanın ölümcül hastalığının sebeplerinden biri olabileceğini düşünmüştüm.

Keanu Reeves’in berbat başlayan hayatını nasıl mükemmel bir  şekilde dönüştürerek yardımseverlik yaptığını veya ünlü matematikçi John Nash’in sanrılarla dolu dünyası sayesinde kutunun dışına çıkıp, oyun teorisini geliştirmesine hayran kalmıştım.

Hayat, biz ona güvendiğimizde rehberliğini sunuyor bize.  Neyin farkında değilsek, ona dikkatimizi vermemizi istiyor. Sağlığımızın kıymetini bilmediğimizde hastalıkla, servetimizin kıymetini bilmediğimizde maddi kayıplarla, sevdiklerimizin kıymetini fark etmemiz için ölümle, düzenin farkına varmamız için kaosla, özgürlüklerimizin farkına varmamız için baskı ve yasaklarla sınıyor. Üstelik bunları en sevdiklerimiz üzerinden yapıyor.

O zaman durup sahip olduğunu düşündüğümüz şeylere dikkatimizi verip, neye gerçekten sahip, nelere ise sahipmişiz gibi yaptığımıza bakmalıyız. Elimizde ne varsa geçici, bunu fark etmeliyiz.

Bedenimiz her gün değişiyor, duygularımız her an değişiyor. Demek ki bedenimiz ve duygularımız bizi tanımlamıyor. Düşüncelerimiz? Onlara ne kadar güvenebiliriz? Pozitif cümleler kurarak ve bunu tekrar ederek düşüncelerimizi manipüle edebiliriz, kontrol edebiliriz ama düşüncelerimiz 5 duyuyla algıladığımız dünyamız ve anılarımız, öğrendiklerimiz ve sosyal çevremizle ilgilidir. Düşüncelerimiz sürekli değişir ve kolayca manipüle edilebilir. E, düşüncelerimize de güvenemezsek ben dediğimiz şey ne? Ben, kim? Acaba ben, sadece zihnimizin yarattığı bir illüzyon mu?

Ben’i anlamak için, sizi nasıl yönlendirdiğine bakın. Örneğin yumurta yemeği sevmiyorum diyen Ben’e, yumurta yedirin. Uykusuz kalınca stresli olurum diyen Ben’i 2 gün uyutmayın. Sürekli açlık çeken Ben’i oruçla sınayın.

Her şey üst üste geldiğinde size rehberlik eden, ve aslında her çözümü bilen Ben’e ulaşın. Yoksa işiniz çok zor. Zorluklar öğretmen olmadığında sadece acı ve yük olarak hayatımıza katılır.

Öğrenmek ise ihtiyaç ve farkındalıkla ilgilidir; durumu değiştirme ihtiyacı duymak ve neyi nasıl değiştirebileceğini fark etmek.

Marilyn Monroe’nun sahneye çıkmadan önce anksiyete sorunu yaşadığını, Şener Şen ve Binnur Kaya gibi ünlü komedyenlerin aslında çok utangaç ve içlerine dönük kişilik yapıları olduğunu  öğrendim.

Ünlülerin biyografilerinde öğrendiğim bir şey de şu: Aslında ünlü ya da değil, hepimizi eşitleyen şey, güvensizliklerimiz, endişelerimiz ve korkularımız. Özellikle bu kadar da olmaz dedirtecek türden zorluklarla karşılaştığınızda dönüp bakmamız gereken yanın tam da bu  endişe (geleceğe dönük kaygı), güvensizlik (geçmiş öğrenmelerden yerleşmiş kalıp düşünceler) ve korku (hayatın akışına güvenmeme ve kontrol etme isteği) hisleri olduğunu iddia ediyorum.

Neden endişe ediyorsunuz? Güvensizliğinizin kaynağı ne? Kim sizin güveninizi yerle bir etti? Kime güvendiniz ve sizi hayal kırıklığına uğrattı? Hayatınızı yaşamaktan neden korkuyorsunuz? Gelecek güvenceniz olduğunda ölümü ıskalayabilecek misiniz? Korktuğunuz şey ne?

Bunlara cevap bulabilirseniz, hayatın size bas bas bağırarak söylediği şeyi duyabilirsiniz.

Yaşayın. Hayatın kendini gerçekleştirmekten başka bir amacı yoktur. Başınıza ne gelirse gelsin. Yeterince mesafe alıp, başınıza gelenin hissettirdiği duygudan kaçmadan, onu yaşayarak, onu hissederek başınıza gelenle baş edebilirsiniz. Başınıza gelen talihsizlikleri, kayıpları, beklenmedik olayları değiştiremezsiniz. Bunlardan ne öğreneceğiniz önemli. Ancak o zaman bu zorlukların bir anlamı olur. Umarım “Neden ben?” diye sormayı bırakıp, nedenin siz olduğunu anlarsınız.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!