NE YAPIYORSAN, SEVGİYLE YAP - Halimiz
NE YAPIYORSAN, SEVGİYLE YAP 2
YALNIZLIK NEDİR?
23 Ocak 2020
NE YAPIYORSAN, SEVGİYLE YAP 3
ÇOCUĞUMA ŞEKER VERME!
23 Ocak 2020
NE YAPIYORSAN, SEVGİYLE YAP 4

Geçen hafta “dünya içimizde” temalı yoga dersleri yaptıktan sonra bir sürü geribildirim aldım. Yoga gönüllüleri bu konu üzerinde kafa yormuş ve hayatlarını nasıl yaşadıklarını irdelemişlerdi. “Yogini”lerden birisi bu dersten sonra bir süredir içinde tuttuklarını dile getirdiğini ve bunu yaptığında çok huzur bulduğunu ve rahatladığını söylerken bir diğeri hayatına her şeyi kendinin çektiği, şu sıralar iş yerinde yaşadığı sorunun sebebinin kimse değil kendisi olduğunu ve bunu kendi hayatına neden çekip bundan ne gibi bir ders çıkarması gerektiği üzerine düşünmüş.

Bir sonraki buluşmamızda bu geribildirimlerin üzerine konuşmaktan bir türlü derse başlayamamıştık. Olanı olduğu gibi kabul etmek yoganın asıl felsefesi zaten. İnanır mısınız bir çayımız kahvemiz eksikti. Sonunda derse başlayabilmek için ışığı tamamen kapattım ve hem kendi hem de diğerlerinin zihnini meditasyona hazırlamaya çalıştım. Ben meditasyona hazırlanmaya çalıştıkça herkes gülüp konuşmaya devam ediyordu. Ben de onlara katılıyordum tabii ki! Neyse bir süre sonra sakinleştik.

Sakinleşebildikten sonra o gün derse gitmeden okuduğum bir cümle düştü aklıma. O cümle neden düştü aklıma ve neden o derste onun üzerine çalışmamız gerektiğini ise iki gün sonra gelen bir geribildirimden alacaktım. “En iyi olduğun işi bul ve o işi yap.” “Kendini o işe ver ve yaptığın o işi sevgiyle yap.” “Bulaşık mı yıkıyorsun kendini tamamen o işe ver ve sevgiyle yap.” “O an araba mı kullanıyorsun sevgiyle kullan.” “Bir bankada mı çalışıyorsun kendini tamamen işine ver ve sevgiyle yap işini.” “Her ne yapıyorsan sevgiyle yap. Mükemmel bir şekilde yap. Herkesin hayrına, bütünün hayrına yap. O zaman bu işin sana maddi manevi geri dönüşüne inanamazsın.”

Bu sözlerden sonra ışığı hafif açtım ve akışa başladık. O gün ben de akışa katılmak istemiştim. İçimden geldiği gibi aksın gitsin istiyordum. Zihnimde kurgulamaktansa bedenim ve nefesimin öncülüğünde yapmayı tercih etmiştim. Neden mi? Çünkü en iyi olduğun işi yapmayı, kendimi tamamen o işe vermeyi, o işi sevgiyle yapmayı ve elimden geldiğince mükemmel yapmayı seçmiştim. Yoga önce hayatımı ve bakış açımı değiştirmişti. Sonra da benim yapmayı en sevdiğim mesleğim haline gelmişti. Bu işi o kadar sevgiyle ve hissederek yapıyordum ki bazen saatin nasıl geçtiğini katılımcıların “ders saatini çok aştık” demesiyle fark ediyordum. Mutluydum bu işi yaparken. Manevi doyumunu seviyordum. Herkesle ilgilenmeyi, onların bana ayna olmasını, kendi yaptıklarımda onları, onların yaptıklarında kendimi görmeyi, birlikte gelişmeyi, birlikte büyümeyi, birbirimizle iletişimimizi ve etkileşimimizi seviyordum.

Kendim ve derslerin daha farklı olması için daha çok okumayı, okuduklarımı paylaşmayı, öğrendikçe yazılar yazmayı, hissetmeyi, algılamayı, dünyaya başka bir göz ile bakmayı, daha çok öğrenmeyi ve daha çok anlatmayı istiyordum. Her gün yeni bir bilgi edinmeyi, her gün bir değil birkaç kitap okumayı, sosyal medyadaki paylaşımları okumayı, sosyal medyada daha önce hiç görmediğim “asana”ları (duruş) bulmayı ve onları denemeyi ve denetmeyi seviyordum. Her gün araştırmayı, yogayı bir bilim olarak algılayıp her gün bedenimin, zihnimin ve ruhumun gelişimini izlemeyi seçmiştim ben. Hayata bakış açımı, tavırlarımı, yaklaşımlarımı değiştirmişti yoga benim. Kendimi çok mutlu, huzurlu ve bir o kadar da şanslı hissediyordum. Daha fazla ne isteyebilirdim ki? Yogayı sevgiyle yapıyordum ve o işi sevgiyle bütünün ve kendi hayrıma elimden geldiğince iyi bir şekilde yapmayı kendime amaç edinmiştim.

Akışa devam ederken kendimi o kadar kaptırmışım ki biraz zorlayıcı ve yorucu bir akış olduğunu göz ardı etmiştim. Yoga gönüllüleri isyan ettiklerinde yavaşladık ve yerdeki “asana”lar ile esnemeye geçtik. Her bir duruşta uzun süre beklerken yine sohbete başlamıştık. Yoga dersleri sırasında yapılan sohbetlerin çok besleyici ve geliştirici olduğunu söylemiş miydim? Ortak bilinç seviyemiz yükselir ve herkes kendinden bir şeyler katar sohbete. Ve sohbet hepimizi değiştirmek içindir. Hepimiz o sohbetten yeni bir şey öğreniriz. Dersi tamamladığımızda sohbet bitmiş, hepimiz dinlenmiş ve o günün getirdiklerini olduğu şekliyle kabul etmiştik.

İki gün sonra o gün derse katılan kişilerden birinden bir telefon aldım. Beraber kahve içmemizi teklif ediyordu. Buluştuk. O bir saatlik ama on saate bedel görüşmede yine beraber geliştik ve değiştik. “Yaptığınız işi sevgiyle ve bütünün hayrına yapın” dersinden sonra sorunlar yaşadığı iş yerinden bir başka yere tayini çıkmış. Çok mutluydu. Bana, “önce şu ara yaşadığım sıkıntıları neden çektiğimi sorguladım ‘dünya sizin içinizde, dışarıda değil’ dersinden sonra. Neden bu hayatı yarattığımı ve neden değiştiremediğimi sorguladım. Sonra ‘yaptığınız işi sevin’ dersinden bir gün sonra iş yerim değişti. Eminim yeni başlayacağım yeri çok seveceğim ve işimi sevgiyle, bütünün hayrına ve elimden gelen en iyi şekilde yapacağım. İnanır mısın senin derslerde bahsettiğin şeylerle çok paralel şeyler yaşıyorum. Sanırım telepatik olarak çoğu zaman benim için konuşuyorsun. Frekanslar açık” dedi.

Gerçekten de öyleydi galiba. Bu yoga sevdalısı ile tanışmamız, sonra bir süre görüşemememiz, sonra yine başka bir grupta bir araya gelişimiz, sonra yine bir süre görüşemememiz ve en son bu grup ile derslere başlayacağımız sırada göl kenarında yürürken karşılaşmamız ve onu da gruba katılmaya davet etmem… Hepsi bir tesadüf müydü? Hayatta tesadüf diye bir şey var mıydı? Yoksa olması gereken olması gerektiği zaman ve olması gerektiği şekilde oluyor muydu? Benzer ruhlar ve benzer hayatlar birbirini mi çekiyordu? Benzer frekanslar birbirini mi buluyordu? Ya da sadece “ne yapıyorsan sevgiyle yapıyorsan”, o yaptığın işi gerçekten seven kişiler ile mi yola devam ediyordun?

Sevgi, evrendeki en güçlü frekans ve duygu. Kahve içerken bile sevgiyle içtiğimizde, bulaşık yıkarken bile sevgiyle yıkadığımızda, aldığımız her bir nefesi sevgiyle içimize çektiğimizde, yemek yaparken içine sevgimizi kattığımızda, arabayı sevgiyle kullandığımızda, her an bize mutluluk ve huzur verir. Hayatımızın her anını “meditasyon” haline çevirebiliriz. O zaman da her şey kendimizin ve bütünün hayrına olur ve bize maddi ve manevi olarak geri döner. Yeter ki her şeyi isteyerek ve severek yapın. Sevmediğiniz bir işte köle olmak yerine sevdiğiniz bir işte efendi olun. Severek yapın, sevgiyle yapın. Hem siz mutlu olun hem de çevrenizdekileri ve tüm dünyayı mutlu edin. Yaptığınız her şeye sevginizi katın ve hayatınızı “sevgi yumağı” haline çevirin. Bu sevginin size nasıl geri döndüğüne inanamayacaksınız.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!