NATO, TÜRKİYE'DİR!... TÜRKİYE, NATO'DUR!... NEREYE?... - Halimiz
UYUMSUZLUK SENFONİSİ
23 Kasım 2017
BENİM GÜZEL EŞİTSİZLİĞİM
23 Kasım 2017

Kamuoyumuz, geçen haftadan beri yine pek fantastik bir tartışmanın içinde sürüklenip duruyor. Neymiş efendim, Norveç’te düzenlenen bir NATO siber tatbikatında iki fotoğraf gösterilmiş. Biz de NATO’dan ayrılabilirmişiz!

“Bütün darbelerin ve savunma sanayiinde bağımlılığın arkasında NATO vardır. NATO üyeliğimizi gözden geçirmemizin zamanı gelmiştir,” demiş Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu ve şöyle devam etmiş: “Üyesine her türlü düşmanca tavır içinde olan bu kurum, bizim için olmazsa olmaz değildir. Bu kurumdaki varlığımız TBMM tarafından acilen ele alınmalıdır.”

Milletvekilleri elbette konuşsunlar bu mevzuyu. Hatta keşke parlamentomuzda her konu enine boyuna tüm detayları ile gerçekten konuşulabilse. Ama ben dedim oldu kültürü öylesine egemen olmaya başladı ki, külliyeden gelen bu mesajın üzerinde durmak gerekiyor. Külliye, Yeni Türkiye inşasında anayasa değişikliğinin ardına bir de NATO’dan ayrışmayı mı eklemek istiyor? Dümeni hepten kırma niyetinde mi? Tam olarak, nereye? Böyle bir ayrılık niyeti yok ise, dil neden farklı konuşuyor?

Mesele, Türkiye’nin Batı ile olan tüm bağlarını koparmak ise NATO’dan da elbette ayrılınır ve ertesi sabah da pek ala olur. Ama, ya sonra? Bu iş de FETÖ hikayesine dönmesin sonra!…

Bizimkilerin yaptığının göreceli olarak benzerini Amerika, Irak’da yaptı. Gitti ülkeyi işgal etti, sonra tüm sunduğu gerekçeler asılsız çıktı ve biz samimiyetle hata yapmışız diyerek kenara çekildi. Başına gelen her badireden Iraklı vatandaş sorumlu tutuldu. Bedelin de ne olduğunun umarım farkındasınızdır. Bizde de iktidar, bugün terör örgütü olarak nitelendirdiği Fethullah Gülen cemaati ile başta çıkar ilişkisine dayalı bir evlilik yaptı. Tüm devlet kurumları – zamanın jargonu ile söylemek gerekirse – ele geçirildi. FETÖ’cüler eğitimli olduklarından, iktidar kendi elleri ile yerleştirdi onları devletin içine. Askeriyenin irticai faaliyetlere karşı tedbirleri sonlandırıldı. Sonra bir yolsuzluk soruşturması, ardından akıllara ziyan bir darbe girişimi derken, bir zamanların çıkar evliliği kanlı bir şekilde son buldu. İktidar, aynen Amerika’nın Irak’daki hali gibi üstüne sorumluluk almadı. Ve ülke içinde veya dışında kimsenin de kendisini sorgulamasına izin vermiyor – sandık dışında!

Türk kamuoyu, NATO’ya karşı belli ki bir dolduruşa getirilmeye çalışılınıyor. Yarın öbür gün belki bu kamuoyu desteği ile NATO’dan ayrışmaya kalkışılacak. Yılan hikayesine dönen AB üyeliği başvurumuzu da çekmek üzere referanduma gidilebileceği söylenirken, bu neden olmasın! Ki bu iktidar da göreve geleli istediği her şeyi elde etti. FETÖ meselesi gibi sonu doğru gelmeyen politikalarına rağmen halk desteği de son bulmadı. Peki, NATO’dan ayrılıp sonra yine böylesi talihsiz bir kandırılmış olma halinin içinde bulurlarsa kendilerini, üstüne bir bardak soğuk su içerek atlatabilecek miyiz durumu! Yok aslında boşanma niyetleri yok ise, ‘güvenlik politikaları’ pek boşa konuşulacak meseleler değildir. Dikkatli olmayı gerektirir, sağlıklı bir diplomasiye ihtiyacı vardır, ve gücü eminlikten alır… Bağırıp, çağırmaktan değil.

Norveç’te yaşanan kesinlikle bir skandal. Kabul görür bir tarafı yok. Densizlik yapılmış. Buna doğru bir cevap elbette verilmeli. Ama bu, bugün, kamuoyumuzu meşgul eden tartışma şekli inanın değil. Bu yaklaşım, iktidarın, rasyonel değerlendirme yapma yetisinin zayıfladığını dahi gösterebilir nitelikte. Sakin olmakta ve boş konuşmamakta fayda var…

Bir de skandalın muhtevasını doğru anlamaya çalışmak gerek. Birincisi, bir tek tatbikat katılımcılarının görebildiği sanal bir ortamda gerçekleşti bu olay. Bu paylaşımlar, kamuya açık değildi. Türkiye’nin tepkisi ile dünya haberdar oldu. Bir başka deyişle,  Türkiye, böyle bir skandal ile ilgili kapalı kapılar ardında diplomatik yollardan had bildirdiğinde – herhalde – bunun karşılığının olmayacağı inancında ki kamuya mal etti durumu!…

İddiaya göre, Norveçli yerel personelin bilgisizliğinden kaynaklanan hatalar olmuş. Biri, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafını – bir sunum içinde – adını bilmediğimiz bir düşman lider biyografisinin fotoğrafıymış gibi paylaşmış. Bir de iddia etmiş ki Atatürk’ü bilmiyormuş! Bugünden sonra unutmaz inşallah… Diğeri de Türk kökenli Norveçli bir yerel askeri personel. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına sahte bir twitter hesabı açmış ve hazırladığı simülasyonda Erdoğan’ı ‘düşman ülke liderleriyle’ yakın ilişki kurmak ve iş birliği içinde olmakla itham etmiş. Her iki personel de uzaklaştırma almışlar…

Erdoğan’ın da her fırsat doğduğunda – NATO üyesi olmasına rağmen – Batı’ya haşince yüklenmesi belli ki kafaları karıştırmış. Peki elin Norveçlisinin kafasının karışmasında bizim hiç mi katkımız yok? Bugünün kurgusunu, eskiyi karalayarak inşa eden güçlü bir iktidar dönemini yaşadığımızı sanırım unuttuk. Unutmayalım. Böyle bir fotoğraf uğruna, koca bir çıkar ilişkisini ise hele hiç heba etmeyelim. Orantılı ve akılcı bir tepki elbet vardır. Ve bu tepkiler kapalı kapılar ardında da pek ala verilebilir ve etkinliği de olur. Bugün olmamasının anlamını doğru algılamaya ve bunu düzeltmek için adımlar atmaya yönelmekte fayda var. Ancak bu tribünlere oynama merakımız pek fena. Ahmet Takan, Yeniçağ‘da şöyle özetlemiş durumu: “Karanlık noktaları çok olan, zamanlaması Türkiye’de iktidarın kendi içinde bile hayretle karşılanan ATATÜRK’çülük manevrası ile denk düşen bir olayla karşı karşıyayız. ATATÜRK ve R. Erdoğan… Kıyısından bile aynı kefeye konulabilinir mi?”

Velhasıl, NATO, Türkiye’nin Batı ittifakındaki çıpasıdır. NATO, Türkiye’siz karar veremez. Türkiye, NATO’da istemediği bir şeyin olmasını veto kartı ile durdurur. NATO demek, güvenlik politikası demektir. NATO, bugün pompalandığı gibi ülke çıkarlarına aykırı uluslararası bir kurum değildir. Türkiye’nin güvenliğine doğrudan artı değer katmaktadır. NATO ile imzalanan 3bini aşkın standardizasyon anlaşması ordumuzu günün ihtiyaçları karşısında en son bilgilerle donatıp, dinamik tutmaya katkı sağlıyordur. Bu gibi destekleri, Şangay İşbirliği Örgütü sağlayamaz. Rusya ile böyle bir sistem kurulamaz. Velhasıl boşanmaktan vazgeçip, olduğumuz yerde hem kendimizle barışık hem de sözü dinlenir bir NATO üyesi olmaya odaklanmaya çalışsak daha akılcı bir yaklaşım içine girmiş oluruz.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!