NASIL GEÇİYOR CORONA GÜNLERİNİZ? - Halimiz
NASIL GEÇİYOR CORONA GÜNLERİNİZ? 2
ÇOK BİLİN(MEY)ENLİ DENKLEM
16 Nisan 2020
NASIL GEÇİYOR CORONA GÜNLERİNİZ? 3
EVDE ÇOCUK
23 Nisan 2020
NASIL GEÇİYOR CORONA GÜNLERİNİZ? 4

Fotoğraf: Seda Tözenli

“Peki bu Allah’ın cezası gidiş gelişleri ne zamana dek sürdürebileceğimizi sanıyorsunuz?” diye sordu Fermina Daza. Florentina Ariza’nın yanıtı, gecelerle birlikte, tam elli üç yıl, yedi ay on bir günden beri hazırdı: “Bütün bir yaşam boyu,” dedi.

Bu yazıyı yazmadan bir gece önce uyku ile uyanıklık arası aklıma geldi Gabriel Garcia Marquez’in “Kolera Günlerinde Aşk” adlı romanın bu müthiş sonu… Roman, sevdiği kadın ile sonunda bir araya gelen Florentina Ariza’nın dul kalmış Fermina ile birlikteliğinin ayyuka çıkmaması için yolculuk ettikleri gemiye kolera salgını simgesi olan sarı bayrağı çektirmesi ve bu müthiş repliği ile sona erer. Kolera salgını olduğu için hiçbir limana ya da şehre yanaşamayan gemide bir aşağı bir yukarı gitmeleri ve bir ömrü bu şekilde geçirmeleri üzerine bir sondur bu.

Romandaki kahramanların bu gidiş gelişleri her ne kadar fiziksel olsa da benim gidiş gelişlerim bu aralar ruhsal ve zihinsel. Corona salgınını yaşadığımız şu günlerde aklıma bu kitaptan daha anlamlı ve duygu yüklü başka bir şey gelmedi doğrusu. Ben de sizlere bu yazımda ruh halimi biraz edebiyat ile harmanlayarak paylaşmak istedim.

Benim “gidiş gelişlerim” ne yazık ki Florentina ve Fermina gibi fiziksel değil. Oysa nasıl özledim bir yerden bir yere gitmeyi. Ankara’da göl kenarlarına gitmeyi, hafta sonu günübirlik yakın kasabalara gitmeyi, ayda bir ya da iki kere Bodrum’a gitmeyi… Fiziksel olarak uzaklaşmayı, ortam değiştirmeyi ve hava değişikliğini… Nasıl özledim anlatamam.

Bu aralar ise evden sokağa çıkmak bile bir lüks oldu. Hele ki hafta sonu evden çıkamamak benim gibi çok hareketli olan birisi için oldukça zordu. Evde kalmaya hiç alışık değilmişim. Öncelikle bunu anladım. Evde durduğumda ise aslında titiz, simetri takıntılı ve derli toplu olduğumu fark ettim. Ben ki kendimi dağınık ve evin temizliğine çok önem vermeyen biri olarak nitelendirirken iki gün boyunca evi derledim, topladım, fazlalıkları attım, dolapları boşalttım, sildim ve yeniden yerleştirdim. Evde ne kadar da fazlalık varmış. Arada bu fazlalıklardan kurtulmak gerekiyormuş.

Ben de zaman zaman yoganın “aparigraha” yani biriktirmemek ilkesini unutup evi dolduruyormuşum. Benim biriktirdiklerim farklı, eşiminkiler farklıymış. Yıllardır kullanmadığımız bardaklar, tabaklar varmış. Hem yer kaplıyor hem de kirlilik yapıyormuş. Üzerimizde de ağır bir enerji oluşturuyormuş. Hafifledim inanın. Eğer evde kalmak zorunda olmasaydım bunları yapar mıydım? Hiç sanmıyorum. Ben evde oturmayı ve evde vakit geçirmeyi seven biri değilim. Evde hiç durmayınca da dağınıklık ya da toz gibi şeyler batmıyormuş bana. Evde durduğumda eğri duran bir tablonun bile beni rahatsız ettiğini gördüm. Evde geçen 48 saatin sonucu, evin baştan aşağı temizlenmesi, fazlalıklardan arındırılması ve eğri duran tabloların ya da süs eşyalarının dengelenmesi oldu. Kendime de şu notu düştüm: “Tedbirler gevşediğinde ve her şey normale döndüğünde evde durma. Yoga derslerinde ve dışarda spor yaparken daha az yoruluyorsun. Ev işi çok yorucu.”

Daha kaç hafta sonu bu şekilde evde geçeceğini bilmediğim için kendi kendime pazar günü karar verdim: “Eğer bir sonraki hafta sonu da evdeysek kütüphanemi düzenleyeceğim.” Kitaplarımı, macera kitapları, romantik kitaplar, başvuru kitapları, yoga kitapları, felsefe kitapları, araştırma kitapları, sözlükler gibi kategorilere ayırıp kütüphaneyi bu şekilde yerleştirmeyi planladım. Ben bu kararı aldıktan bir gün sonra bu hafta sonu da evde olacağımız kesinleşti. Yani bu hafta sonu da kitapları kategorilere ayırma ve düzenleme işim var evde. Evde çok az vakit geçirdiğim için gözüme batmıyordu kitapların bu şekilde olması. “Kolera Günlerinde Aşk” romanını ararken kütüphanenin ne kadar karışık olduğunu ve aradığım hiçbir şeyi kolayca bulamadığımı gördüm. Evde hayat var! Evde çok iş var!

Yıllardır yüzüne bakmadığım balkon kıymete bindi. Evimiz bahçe katı olduğu için demir kapıyı açmak hep zor geliyordu bana. Oysa şimdi balkona kamp koltuğu ile küçük bir masa atmak ve güneşin tadını çıkarmak bir lüks. Peki ben ne yaptım? Balkonu yıkayabilmek için mahallemizin hırdavatçısından hortum aldım ve hafta sonu için tüm hazırlıklarımı tamamladım. Bu hafta da evde temizlik, ayıklama ve düzenleme işleri var. Sonra mis gibi kahvemi pişirip kitabımı alıp bahçeye ve önümüzdeki yemyeşil parka bakarak balkonda keyif yapmak var. Mangal da yakabilir miyim acaba?

Latife bir yana; corona virüsü ve salgın nedeni ile evde daha çok zaman geçirmek bir bahar temizliğine sebep oldu. İyi de oldu. Ben zoraki olmasa evde kalıp bu işleri yapmazdım. Şahsen dışarda ve açık havada zaman geçirmeyi çok seven biriyim. Hani “bağlasan durmaz” derler ya! İşte ben evde öyleyim aslında. Evde beni bağlasanız tutamazsınız. Evde kahve içeceğime kahvemi termosa doldurup evin karşısındaki parka gidip kahve ve kitap keyfi yapmışlığım bile var. Yeter ki evden çıkayım yani sizin anlayacağınız.

“Bağlasan durmam.” Ama tedbirler beni eve bağladı. Eve bağlanınca da evde uzun zamandır aksayan ve yapılması elzem olan işleri yaptım. Bahar geldi geçiyor. Ağaçların kimi hala çiçek açarken kimisi yapraklarla donandı. Bu bahar her bahardan daha farklı bir bahar yaşayacakmışız. Dışarlarda ağaçların, kuşların ve doğanın tadını çıkarmak yerine bahar temizliği yapacakmışız. Tıpkı ilkokulda hayat bilgisi derslerinde öğretildiği gibi: “İlkbahar geldiğinde sobaları söküp evi badana boya yaparız. Evi baştan aşağı temizler yaza hazırlarız. Kışlıkları kaldırıp, yazlıkları çıkarırız.”

İşte bu ilkbahar da tıpkı benim ilkokul yıllarında hayat bilgisi kitaplarında okuduğum ve resimlerine baktığım baharlar gibi oldu. Belki kuşlar gibi sıcak iklimlere göçemedim fiziksel olarak ama ruhsal ve zihinsel olarak gelgitlerim oldu. Hala da oluyor. Kimi gün gülerken, kimi gün içimden ağlamak geliyor. Ruhum Florentina ve Fermina’nın gemisi gibi bir aşağı bir yukarı geziniyor. Ruhumun aşağılarda olduğu anda derin bir nefes alıyorum ve “olsun” diyorum; “sağlığım yerinde. Ailemin ve dostlarımın sağlığı yerinde. Bugünler de geçecek.” Ve içimden Cem Karaca’nın bir şarkısını mırıldanıyorum: “Hayat, ümit neşe dolu. Mutlu günler vaat ediyor sana yıllar ömür boyu. Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni. Doğarken ağladı insan. Bu son olsun, bu son.”

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!