MÜZİKTE TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİ - Halimiz
MÜZİKTE TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİ 2
UYUMLANALIM; KENDİMİZE VE DOĞAYA
16 Nisan 2020
MÜZİKTE TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİ 3
TEŞHİR VE RÖNTGEN ÇAĞINDA İZOLASYON
16 Nisan 2020
MÜZİKTE TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİ 4

Aşağı yukarı bir aydır evdeyim. Dışarı çıkmıyorum. Kitap okuyor, yazı yazıyor, düşünüyor, yakınlarım ve dostlarımla telefonlaşıyor, FaceTime, Skype veya WhatsApp üstünden görüntülü sohbet ediyor, Netflix dizilerini izliyor ve bol bol müzik dinliyorum. Bu arada Berlin Filarmoni Orkestrasının digitalconcerthall sitesinden müthiş konserler izledim. Bu monoton düzen belki çok da sıkıcı değil ama ne kadar süreceğini bilememek insanı tedirgin ediyor.

Evet, Covid-19 dünyamızın üstüne kabus gibi çöktü ve çok yönlü etkilerini daha uzun süre hissedeceğiz anlaşılan. Olası etkilere ilişkin değişik senaryoları bir başka yazıda ele alacağım.

Neyse salgın ve ürkütücü etkilerini bir tarafa bırakalım.

Bugün Covid-19 konusunu tamamen unutup çok meraklı olduğum müzik alanında Türkiye-Rusya ilişkilerine bakmak istiyorum.

Türkiye ve Rusya bulundukları coğrafi konum, bağlı oldukları kültür çerçevesi bakımından aslında çok daha yakın iki önemli ülke ve halk olmakla birlikte aralarında yüzyıllar boyu süren siyasi çekişmenin sonucu olarak birbirlerine mesafeli durmuşlardır. Son yıllarda yaşanan bazı tatsız olaylara rağmen içinde bulunduğumuz dönem aramızda barış ve esenlik havasının estiği bir dönemdir. Tabii bu arada İstiklal Savaşımız sırasında Sovyetler Birliği’nden ciddi destek aldığımızı ve Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk’ün bunu hiçbir zaman unutmadığını hatırlatalım.

Şimdi bu yakınlığa müzik boyutunda ve tarihi bir perspektifte bakalım.

16 Mart 1921’de Moskova’da iki ülke arasında bir “Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması” imzalanır. Müzik ile kurulan ilişkiler hızla gelişir. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 7 Haziran 1926’da Karadeniz vapuru ile çıktığı Seyyar Sergi turnesinin son durağında 29 Temmuz 1926’da Leningrad’a varır. Günde 10 bine yakın kişinin ziyaret ettiği gemide konserler verir.

Aradan dokuz yıl geçer. Sovyet Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Lev Karakhan’ın girişimiyle aralarında büyük besteci Şostakoviç, keman ustası David Oistrakh, orkestra şefi Steinberg’in de bulunduğu büyük bir sanat ve müzik grubu 1935 yılı Nisan ayı içinde İstanbul’a gelir. Heyet başkanı Arkanof, Türk basınına verdiği demeçte Sovyet hükümetinin kendilerini, Sovyet sanatının birer elçisi sıfatıyla, “sanat ve müzik alanında dost Türkiye’ye yardım etmek“ amacıyla gönderdiğini söyler.

Tanınmış orkestra şefi Steinberg’in Türkiye’ye gelmesi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının gelişimine büyük katkı sağlar. Genç şefi Adnan Saygun’un kulak rahatsızlığı nedeniyle prova ve konser takviminin zayıfladığı ve orkestranın gerilediği bir dönemde Steinberg ile yapılan provalar olumlu sonuç verir. Konserlerde iyi bir çalış seviyesine ulaşılır.

Yirminci Yüzyılın en büyük keman ustalarından biri olan Oistrakh, en önemli bestecilerinden biri olan Şostakoviç, yıldız piyanist Oborin, önemli dansçı ve eğitimci Messerer gibi üst düzey sanatçılar Türkiye’de unutulmaz izler bırakır. Geçen yüzyılın belki de en önemli senfoni bestecilerinden biri olan Şostakoviç’in müziği ile ilgili bir konferans vermesi ve İstanbul’da Cumhuriyet gazetesi tarafından düzenlenen beste yarışmasına jüri üyesi olarak katılması ülkemizin sanat hayatına büyük hizmetler olarak görülür.

Zamanın ekonomi bakanı Celal Bayar, Dışişleri Bakan Vekili olarak İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Başbakan İsmet İnönü ve nihayet Cumhurbaşkanı Atatürk, “en kıymetli misafirler” olarak telakki edilen Sovyet sanatçılar şerefine, ayrı ayrı birer çay daveti verirler. Ayrıca, sanatçılar onuruna, İzmir ve İstanbul’da özenle hazırlanmış davetler gerçekleşir. Herkes, Sovyet sanatçıları dinleme, görme veya ağırlama konusunda adeta yarışır.

Yeri gelmişken vurgulayalım. Plajda denize girmeyi, Maksim gibi gazinoların açılıp bir yaşam alışkanlığı haline gelmesini, yazlık sinema salonlarına gitmeyi, opera-operet temsillerine önem vermeyi Ruslardan öğrenen İstanbul, Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yalnızca Rus sanatçılardan oluşan yabancı orkestraları ağırlar. 1921 yılındaki antlaşmayla iki ülkenin insanları birbirlerini kardeş ülkenin çocukları olarak görür. Aslında benzer aşamalardan geçen, ardında birinin çarlık, diğerinin saltanat bıraktığı iki ülke arasındaki ilişkiler dayanışmayla, iyi niyet ve iletişimle gelişir ve olgunlaşır. Müzik ve sanat bu güzel gelişmede kritik bir rol oynar.

Aradan yıllar geçer. 1963 yılının Şubat ayında ünlü bestecilerimiz Adnan Saygun ve Ulvi Cemal Erkin, Şostakoviç’in Türkiye’ye yaptığı ziyarete karşılık olarak Moskova’ya giderler. Verdikleri konserlerde Erkin, İkinci Senfonisini ve Keman Konçertosunu, Adnan Saygun ise İkinci ve Üçüncü senfonileri ile Piyano Konçertosunu yönetir. Rus halkı, bu konserlere büyük ilgi gösterir. Bestecilerimizin bu yapıtları Moskova’da plağa kaydedilir.

Aradan 12 yıl daha geçer. 1975 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Baltık Cumhuriyetleri ve Moskova’ya konserler vermek için gider. Orkestramızın o zamanki müzik direktörü Jean Perisson ve değerli şefimiz Hikmet Şimşek yönetiminde verilen konserlerde ülkemizin en değerli virtüözleri olan İdil Biret, Suna Kan, Ayla Erduran ve Ayşegül Sarıca sahnede solist olarak yer alır.

Aradan 44 yıl daha geçer. Nihayet, geçtiğimiz yıl Türk-Rus Kültür ve Turizm yılı ilan edilir. Ve bu münasebetle, ünlü Rus müzisyen Vladimir Spivakov’un sanat yönetmenliğinde Türk-Rus Klasik Müzik Festivali Antalya’nın Side ilçesindeki antik tiyatroda hayata geçirilir. Bu noktada Spivakov’un büyük üstat Oistrakh’ın talebesi olduğunu hatırlatalım. Spivakov, gelmiş geçmiş en büyük kemancılardan biri olarak kabul edilen hocasından tam 84 yıl sonra Türkiye’deki festivalin sanat yönetmenliğini yapar.

Evet, değerli okuyucularım. Görebileceğiniz gibi özellikle müzik dalında Türk-Rus ilişkilerinin Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yeri var.

Bugün ne siyaset, ne corona ne de ekonomi diyerek müzik ve sanata döndüm. Ve inanın biraz rahatladım.

Hepinize esenlikler dilerim.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!