MuM? - Halimiz
MuM? 2
EKONOMİK PROGRAM ÜZERİNE BİR İNCELEME
4 Ekim 2018
MuM? 3
HİÇ
18 Ekim 2018
MuM? 4

Ey GÖZ nelere kadirsin…
Baktığım yeri gösterirsin bana…
Seninle başlarım anlamaya…
Çevremde nereye baksam görürüm,
Eğer ortam aydınlıksa…
Aydınlık değilse sorun yok,
Ay var, yıldızlar var…
Elektrik varsa….
Yak ampulü ya da aç feneri…
Yoksa mum da yeter,
Ya da ateşle meşaleyi, kandili…
Gör görebildiğince evreni…
Anla anlayabildiğince HERŞEYİ,
Aydınlat kendini….
Bildin mi?
Ya da şöyle sorayım…
Bile-bildin mi?
Aydınlata bildin mi kendini?

Kolay gelsin…
Harca vaktini anlamaya,
Çalış, çabala…
Araştır istersen arsızca…
Düşün, daha düşün,
Sorgula evreni doyasıya,
Hakikat öyledir ki, ele avuca sığmaz. Yakaladım dersin,
Çok şükür, anladım sonunda…
Bakarsın ki değil,
Hakikat, hep biraz uzağında …
İşte anladım dediğin,
Elinden kaymış gitmiş,
Ancak bu arada şekil değiştirmiş…

Nedir bu işin sırrı?
Yok mu evreni anlamanın,
Anlamı tamlamanın,
İnsanı aydınlatmanın bir yolu…



MUM!!!!

Ah MUM, ben seni bilemedim.
İçinde sakladığın HAKİKATini göremedim…
Bilmem için hep gayret ettin…
Yıllarca AYDINLATTIN beni…
İki gözle baktım sana,
Senin aydınlattığın odaya…
Göremedim kendimi…
Anladım sanmıştım,
Ancak hiç anlayamamışım,
Beni bana anlatırmışsın…
İki gözle bakmama rağmen,
Şeklinde sakladığın NeSNeyi görmüşüm de,
Bilememişim HAKİKATini…
Sen de saklı olan kendimi,
Kendi HAKİKATimi…


Yüzünden de MUM’sun ——>
Tersinden de MUM’sun <——
Evreni anlamak için sorduğum sorusun…
…Mu?
Benim soruMsun…
…Mu?m…

Bilinmezliğin karanlığında,
Karanlığımı aydınlatırsın…
Heryer karanlıkken,
Karanlıktaki gerçeklik bilinmezken,
Sorum ile aydınlanmaya başlar,
Şekiller belirmeye başlar…
Karanlık, içinde saklı olan bilinmez,
Kendini göstermeye başlar…
Aynı karanlık bir odayı,
MUMun aydınlatması gibi…
MUM herşeyi aydınlatır.
Koltuk görünür, masa görünür,
Masanın üstündeki vazo, içindeki çiçek görünür.
İnsan MUM gibidir.
Her yönde baktığını görür,
Gördüğünü merak eder, sorgular,
Anlar, aydınlatır, aydınlanır…
Ancak hep birşey eksiktir…
Bulunan hakikatin ötesinde birşey gizlidir.
Bulunan hakikat, tamlığını yitirmiş,
Şekil değiştirmiştir.
Koltuğu gören göz,
Yanındaki sehpayı görür,
Sehpanın ötesindeki masayı, üstündeki vazoyu, içindeki çiçeği görür,
Masanın köşesindeki kitabı,
Ötesindeki kitaplığı görür…

Ve kitaplığın dayandığı duvarı görür…

Duvarın ötesini merak etmeye başlar.

Bu merak anlama isteğini kamçılar…
İnsan odanın dışında da birşey olduğunu fark etmiştir.
Mum ışık kaynağı…
Büyüt kaynağı, çık odanın dışına,
Aydınlat ötesini…
Ötesini, daha ötesini…
Evini, mahalleni, şehrini, ülkeni, dünyanı, galaksini, evreni…
Peki evrenin ötesi…
MUM ne kadar daha büyüyecek?
HAKİKAT ne zaman kendini tam olarak gösterecek?



Üzgünüm nafile…
Hakikati soruyla anlamak mümkün olsaydı…
MUM dibini ışıtırdı…
Her yeri aydınlatırken,
Kendi de aydınlanırdı…
Mum dibini ışıtamaz,
İnsan soruyla, düşünerek, çalışıp, araştırarak,
Evrendeki soruların tamamını sormuş olsa,
Soruların tamamına cevabını,
Tam ve doğru olarak,
Eksiksiz vermiş olsa da,
Evreni, sistemi anlayarak, aydınlanamaz.
MUMun aydınlanması için kendini bilmesi gerekir.
MUMun hakikati, aydınlattığı herşeyde saklıdır,
Ancak iki göz ile görünmez,
Bakarak hiç anlaşılmaz…
Sorarak bulunmaz…
Cevapları bilerek aydınlanılmaz…
Mum, koltuğu aydınlattığında koltuk görünür olur.
Gören göz koltuğu NeSNe halini görür.
Gören gözün soruları NeSNe olan koltuk içindir.
Her cevap NeSNe olan koltuğu anlatır.
Ancak her NeSNenin içinde iNSaN saklıdır.

Görene…

Mum yanmaya başlamadan,
Kendi hakikatinden çok uzaktır…
Aynı insanın evreni, sistemi sorgulamaya başlamadan,
Kendi hakikatinden uzak olması gibi…

Ancak MuM isen,
Ömür boyu sorarsın, sorgularsın.
Onca soru, onca düşünce, onca araştırma, onca çaba, onca cevap…
Sonra…
Yine soru…
Bir ömür geçer,
Sorular sürer gider,
Aydınsındır ANCAK…
AYDINLANAMAZSIN…


MUM isen yanarsın,
Çevreni aydınlatırsın.
Ömür boyu, hiç sönmeyecek gibi yaşarsın…
Her yeni cevaba erdiğinde,
Ömründe yanar,
Mum gibi erirsin…
Mum bilmez ki,
Onun da bir vadesi var.
Bazense bir rüzgarla vadesi dolar…
Ömrün sonunda,
Mum biter, ya da ansızın SöNer….

Karanlık…

Mum sonunda bir ömür boyu aydınlatamadığı dibine kavuşmuştur.
MuM SöNmüş,
Hayat SoN bulmuştur…
Nerde sorular,
Nerde cevaplar…
Nerde aydınlık…
Hani AYDINdık…
Biz de mi karanlıkta kaldık…
Ömrün son nefesinde…
Son soruya cevap bile bulamadık…

İNSaNoğlu MuM gibi…
Dıştan içe …Mu?..
Her bir insan için sistem sorar…
ARAdığım bu Mu???
Sistemin ışığıdır insan…
Zekası barut gibi…
Parladı mı, durmaz aydınlatır her yeri…

Ancak kARAnlıktır kendi…

İçten dışa uM:)
Sistem UMar durur. …
Birgün kARAnlık parlayacak..
Gerçek iNSaN ortaya çıkacak…

Nerde o kARAr?
Yok Mu????
Yok Mu, ölmeden önce ölebilen???
Gözlerini dışarı kapatıp,
Zekasının barutunu,
Dış etkinin, duyularının temasıyla oluşan kıvılcımdan koruyabilen…
İçi de dışı da aydınlık olan…
Nerede o AYDINLANMIŞ insan???

Gözünü dışarıdan kendine çeviren.
Soru kabı boşalmış,
Zihni durulmuş,
Merakı tükenmiş,
İsteği bitmiş,
İstemediği yitmiş,
Beklentisiz,
Zihin dalgası DİNmiş,
Karanlığına teslim olmuş…
Var olmak yerine,
Hiç olmayı kabul edebilmiş,
Cesur iNSaN…



Nerde mi?
Bilemem…
Herkesin aydınlanması kendine…
Ben bakarım meyvesine…
Aydınlık mı diye…



Tek bildiğim…
Kapatıp gözlerini,
Bir kere zihnini dindirdin mi?
Sonra…

Aç gözlerini…

Bak bakabiliyorsan eskisi gibi…
Sorular bile değişti…
Başla anlamaya kendini…
İNSaNı anlamak için soruya gerek yok…
Yer, gök İNSaN…
Dağ, tepe İNSaN…
Çiçek, böcek İNSaN…
Sen sormadan,
İNSaN kendini anlatır…
Tek yapacağın yetinmek…
Daha fazlasını istememek…



Kendi iNSaNına kavuşmuş olanlara…
Sağı, solu
Yeri, göğü…
İçi, dışı…
Seni, beni…
Karanlığı, aydınlığı…
Bir edip AYDINLANMIŞlara…
AYDINLIĞINI yaptığı işe yansıtıp,
Aydınlık kalanlara…
Selam olsun…

Sevgiyle ?
Saygıyla ??
Dostlukla ?
Neşeyle ??????

mm

Funda Bekişoğlu

Brüksel doğumlu... 'Ne olacaksın?' diye sorulduğunda, 'Doktor olmayacağım' deyip ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünü okudu... Daha mezun olmadan yolu çizildi ve 4. sınıf bitmeden gelen teklif ile mezun olunca Koç Holding'de çalışmaya başladı... Mühendis idi. Sonunda yolu proje yöneticiliğine kaydı. Evlendi... Daha çok çalışmaya başladı... Yıllar geçti, daha da çok çalışmaya başladı... Hep severek çalıştı... Ve sonsuza kadar çalışacak zannederken, yolu değişti, olmayacak denilen ikiz çocukları dünyaya geldi... İş hayatını bırakıp ev hayatına geçiş yaptı... O kadar benimsedi ki, 'Hep mi anne doğdum' diye düşünmeye başlamışken, yolu değişti ve aile işletmesi, mermer fabrikalarında çalışmaya başladı... Mühendisim derken, bilmeden yönetici oluverdi... Üstüne bir de işletme okudu... 15 yıldır aile şirketinin yönetim kurulu başkan yardımcılığını yapıyor... İşini bilerek yapmak istiyor... Hayatı hep çaba ile geçti... Çocukluğundan beri farkettiği ancak anlamlandıramadığı, dile getirip anlatamadıklarını, bilerek yazamayacağını anladığında, çabasızca, BİLMEDİKLERİNİ yazmaya başladı... Bilincinden değil, düşünerek değil, nerden geldiğini bilmeden yazıyor... Belki de sadece kendine yazıyor...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!