MUHTEŞEM ÜÇLÜ - Halimiz
ANKARA’DA SANAT VAR… ÖYLE GÜZEL Kİ…
20 Aralık 2018
BEŞ PARMAĞIN BEŞİ BİR Mİ?
20 Aralık 2018

Hepimizin özel günler ve zamanlar için kenara ayırdığı ve kullanmadığı şeyler vardır. “Şu gün gelsin öyle kullanırım” diye beklettiğimiz şeyler… Belki de o gün asla gelmez ve o şey her ne ise dolapların içinde çürür gider. Dolaptaki en güzel kadeh ile şarabı ben içemedikten sonra o kadehin sergilenmesinin ne anlamı var ki? Maddi olarak o kadehi kullanıp manevi olarak o kadehten içtiğim şarabın tadına varamadıktan sonra niye yaşıyoruz ki? Hayat maddiyat ile maneviyat arasında bir denge ise bu dengeyi zihin, akıl ve mantık ile kurmalıyız.

Yoganın ne olup ne olmadığından daha önceki yazılarımda bahsetmiştim ama tekrar hatırlatmak gerekirse, yoga kelime anlamıyla “bir, bütün ve tam olmak” anlamına gelmektedir. Bu tanımı biraz açtığımız zaman beden, ruh ve zihin olarak bir, bütün, tam ve uyumlu olma anlamını çıkarabiliriz. Ben buna “muhteşem üçlü” diyorum. Ne yazık ki birinin eksikliği bu uyumu ve bütünlüğü bozuyor. Yoga dersleri ve günlük yaşantımız içinde hep bu “muhteşem üçlü”nün uyumunu ve bütünlüğünü sağladığımızda sağlıklı, mutlu ve huzurlu oluyoruz.

Yoga yapmak deyimi, yoga batı dünyasında yaygınlaşmaya başladığı zaman ortaya çıkmıştır. Bu deyim aslında çok da doğru bir deyim değildir ama günümüzün sürekli aktif ve etkin olma halini göz önüne alırsak, neden bu deyimin yaygınlaştığını da anlayabiliriz. Günümüzde her şey “yapma”, “başarma”, “aktif ve etkin olma” haline bağlı. Sanki sürekli etkin olmazsak, bir şeyleri kaçırdığımızı düşünüyor ve bu korku ile daha da etkin ve hareketli olmaya çalışıyoruz. Bu yaklaşım, iş hayatımızdan özel hayatımıza, spor hayatımızdan eğlence hayatımıza kadar her alanda etkisini gösteriyor. Yogayı da spor hayatımızın bir parçası olarak gördüğümüz için “yoga yapmak” deyimi dilimize yerleşmiş oluyor. Oysa ki, yoga bir “yapma hali” değil bir “olma hali”dir.

Yoga, beden, ruh ve zihnin, bir, bütün, tam ve uyumlu olmasıdır demiştik. Beden, fiziksel tarafımızken ruh duygusal yönümüz ve zihin de mantıksal tarafımızdır. Benim “muhteşem üçlü” diye adlandırdığım yapıyı biraz dikkatli incelersek bir kişinin fiziksel, duygusal ve mantıksal olarak bir, bütün, tam ve uyumlu olmadığında hayatı boyunca acı ve ıstırap içinde yaşadığını fark edebiliriz. Bir kişi fiziksel, duygusal ve mantıksal olarak bir, bütün, tam ve uyumlu olduğunda ve sadece “olma halini” yakaladığında hayat onun için çok daha kolay, eğlenceli ve yaşanılası olur.

“Muhteşem üçlü”, bir yoga dersinde hem bedenin hem ruhun hem de zihnin o ortam içinde var olmasını ifade ediyor. Bunlardan birinin eksik olması o an o kişinin var olmadığını gösteriyor çünkü var olmak sadece bedenle değil aynı zamanda ruh ve zihinle de bağlantılı. Fiziksel kalıbın yani bedenin bir ortamda olmaması mümkün değil zaten. Herkes için en kolay şey fiziksel yapılarının farkına varmak ve bir ders boyunca onu hissetmek ve izlemektir. Ruhun ve zihnin izlenmesi ve hissedilmesi o kadar kolay değildir. Ruh dediğimizde duygusal yanımızdan bahsediyoruz ve bunu en kolay nefes yoluyla fark edebiliriz. Nefesler ile bağlantı kurabiliyor, nefes alış ve verişi izleyebiliyorsak ve nefes alışverişimiz sorunsuz, düzenli ve sakin ise ruh ile de bağlantı kurabilmişiz demektir. Bu yolculukta en zor olan zihni fark edebilmektir çünkü zihin “bir maymun” gibi ya da “yaramaz bir çocuk” gibi sürekli hareketlidir. Yoganın “olma hali” ile tamamen zıt, değil mi? Bu noktada algılarımızı ve dikkatimizi sadece beden ve nefes üzerinde tutmak gerekir ki ancak ve ancak bu şekilde zihni de bu döngüye katabiliriz.

Bu sürecin bir derste nasıl işlediğini bir örnekle aydınlatmaya çalışayım. Beden, fiziksel yapımız olduğu için zaten bir derste ve o dersin ortamında var olur. Bu yoganın fiziksel, bedensel ve maddi yönüdür. Tıpkı hayattaki maddi hayatta var olduğumuz gibi bir derste de beden ile var oluruz. Ruh, duygusal yanımızdır ve vicdanımızı, kalbimizin atışlarını ve nefesimizi izlediğimizde ruh ile bağlantı kurabiliriz. Bu yoganın, duygusal ve manevi yönüdür. Hayatta nasıl duygularımızı göstermeyi ya da göstermemeyi seçiyorsak bir yoga akışı boyunca da ruhu gerçekten hissetmeyi ya da hissetmemeyi seçebiliriz. Zihin ise mantıksal ve analitik yanımızdır ve algılarımızı, dikkatimizi bedene yönlendirip bedenin ne hissettiğini ne yaşadığını anlamaya çalıştığımızda zihni de “an”da tutabiliriz. Bu yoganın akılsal yönüdür. Günlük hayatımızda ve yoga dersinde gerçekten dikkatli olup tüm söylenenleri algılarımız açık bir şekilde takip edebilir ya da tam tersi etmeyebiliriz.

Diyelim ki yere oturduk ve iki bacağımızı öne doğru uzatıp bacakların üzerine doğru eğildik. Fiziksel, bedensel ve maddi olarak bacak arkasındaki “hamstring” kaslarını, omurgayı ve bedenin arka yüzeyini esnetiriz. Bu yoganın bedensel, fiziksel ve maddi yönüdür. Bedenin bu noktalarını esnetirken “idrar kesesi meridyeni” üzerine çalışırız ve bu meridyenin duygusu “korku”dur. O sıralar hayatımızda korktuğumuz bir şeyler varsa bu “asana”yı çalışırken ortaya çıkabilir. Hayatımızda hiç korku yoksa ve kendimizi iyi hissediyorsak bu “asana”yı deneyimlerken hiçbir şey hissetmeyebiliriz. Bu da gayet normaldir. Sadece nefesleri ve kalp atışları ile bağlantı kurabiliriz. Bu yoganın duygusal ve manevi tarafıdır. Öne eğildiğimizde sıkıştığımızı düşünüyor, rahat ve huzurlu hissetmiyorsak, içimizden bir ses sürekli “nefes alamıyorsun, nefeslerin daraldı, daha ne kadar bu noktada bekleyeceksin acaba?” gibi sorular yönlendiriyorsa, bu yoganın zihinsel yönüdür. O “asana”da beklerken hayatta nasıl durduğumuz ya da o sıralar hayatımızdaki duruşumuz ve bununla ilgili değiştirmek istediklerimiz aklımıza geliyorsa bu yoganın mantıksal, zihinsel ve analitik kısmıdır.

Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, hayat da maddiyat ile maneviyat arasında akıp giden bir yolculuktur. Bu yolculuğu yaparken maddi hayata çok kapılırsak, ya eşyalara çok bağlanabiliriz ve onlardan vazgeçemeyiz ya da eşyalara çok değer verir, onları belki de hiç gelmeyecek bir gün için saklarız. Kendimizi manevi hayata çok kaptırırsak, duygularımızın esiri olabilir, aşırı tepkiler verebilir, etrafta “bir ruh gibi” dolanıp diğer insanlarla bağlantıyı kaybedebiliriz. Çok mantıksal yaşarsak, hayatın zevk ve tat alma kısmını kaçırabiliriz. Her şeyi bir mantık çerçevesine oturtmaya çalışır ve hayatı “hesap kitap”mış gibi yaşarız. Duyguları hiç dinlemeyiz ve robot gibi insanlar oluruz. Ne maddi hayata ne manevi hayata ne de mantıksal hayata çok kaptırmamak gerekir. Maddi hayat ile manevi hayat arasında dengeyi mantığımızı kullanarak bulmalıyız. En değerli kadehimizle bir yudum şarap içerken maddi hayatın tadını çıkarmalı, o kadehi bize armağan eden kişiye teşekkür edip sevgimizi yollayarak manevi hayatı hissetmeli ve hayatın bu iki uç nokta arasında geçtiğini idrak ederek ara sıra maddiyata ara sıra da maneviyata daha yakın hissederek hayatımızı bir mantık çerçevesinde yaşamalıyız.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!