MÜHİM OLAN İNSANLIK... - Halimiz
MÜHİM OLAN İNSANLIK... 2
BİZ, ŞİMDİ, ORTADOĞULULU MU OLDUK!
18 Ekim 2018
MÜHİM OLAN İNSANLIK... 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
25 Ekim 2018
MÜHİM OLAN İNSANLIK... 4

Bir imparatorluğun sınırlarındaysanız ve başka bir imparatorluğun varisi olan bir ülkede büyüdüyseniz, örneğin Türkiye gibi, orası hiç bir zaman size yeterince “evinizmiş” gibi hissettirmez. Bir zamanlar “72 etnik unsur” diye kulaklarınıza çalınan şey işte bu imparatorluğun mirasıdır.

**********

Portsmouth’tan Londra’ya ilk ziyaretim olacaktı. Otobüs durağında şehirler arası otobüsü beklerken, orta yaşlı bir adam oturdu yanıma. Gözünde güneş gözlükleri, üzerinde kot mantosu ile muhabbeti “Nerelisin?” diyerek açtı…

Türk olduğumu, ne için orada bulunduğumu söyleyince sohbet koyulaştı. Türkiye’de pek çok kez bulunmuştu konuştuğum adam. Aile büyükleri de ülkemizde yaşamıştı.

“Burada kalacak mısın?” dedi.

“İnsan evini özlüyor” diye cevap verdim. Planlarım başkaydı. Sanırım kıvılcım olarak gidip, ateş olarak Türkiye’ye dönme hayali kuran insanlardandım.

“Haklısın” dedi, “Ben de uzun yıllardır burada yaşıyorum. Ama burası evim değil”. Gözlüklerini çıkarmıştı ve gözlerinin dolduğunu görebiliyordum.

Adam İsrailli idi. Ne siyaset konuştuk yarım saat boyunca, ne dinden bahsettik ne de ırklardan. Onun İngilizcesi benimkinden iyiydi, ama gözlerindeki buğudan Türkçe kelimeler dökülüyordu sanki.

 

**********

 

Yunan arkadaşlar edindim ilk aylarda. İlk başlarda Kıbrıs’ı, Ege’deki sorunları benimle çözmeye yeltendiler gündeme getirerek. Bir tanesi vardı ki beni arkadaşı olarak bile görmedi uzun zaman. Ben de onu umursamadan söylediklerine gülümseyip geçiyordum. “Bak, boş konuşmaya gerek yok. Ortada gidilecek sandıklar ve kullanılacak oylar varken, iki taraf da birbirinden daha güçlü olduğunu iddia edecek ve kendi çözümü için diretecek,” dedim. Ne Enosis’ten, ne de Ecevit’ten açmadım konuyu.

Ağlayarak geldi bir gün… “Annemi özledim” diyordu. Evini özlemişti. Selanikli idi. Türkçe konuşuyordu sanki yine birileri. O gün biraz dertleşince, tüm önyargılarını yıktı Yunan. Ertesi gün kahve delisi olduğumu önceden farkettiği için “Yunan Kahvesi” getirdi bana. Toz kahveler gibi pişiriyordu o, bendeki cezveyi devreye sokunca oldu bana Türk kahvesi!

Bizim hikaye rakı’ya daha uygundu. Ecevit demişti sonuçta “O rakı’dan bahseder, sen boğazı hatırlarsın”, “Yunanlıyla kardeş olduğunu gurbete düşünce anlarsın” diye… Rakı konusuna hiç girmedik. Ama gurbetteki en iyi dostların Yunanlılar olduğunu anlamıştım. Yunan arkadaşlarım da şehrin ıssız bir yerinde 10. Kattaki Türk bayrağı asılı camdan dışarı sızan ışığa gelerek ve sıkıntıya düştüklerinde bir adım arkalarına bakarak buluyorlardı beni hemen.

**********

İlk basettiğim kişi ailesi Türkiye’de yaşamış bir Yahudi idi.

İkinci bahsettiğim kişi ise benim ailemin yaşadığı Selanik’ten bir Yunan.

**********

Bundan 20-30 yıl sonra benzer şeyleri çocuklarım da yaşasın isterim. Bir Suriyeli gençle arkadaş olsalar gurbette mesela. “Siz bizi kovdunuz, dövdünüz, öldürdünüz” değil de “misafirperverliğiniz sayesinde kardeş olduk” gibi sözler duyabilseler. Evet, şimdilik onlar bizim için sokaktaki dilenciden, ücra yerlerde çalışan ‘yabancı’lardan ibaret. Ancak Prof. Dr. Murat Erdoğan’a göre %80’i Türkiye vatandaşı olacak. Daha büyük travmalar yaşamadan ve yaşatmadan, onları topluma entegre etmeye hız versek daha iyi olur.

Vatandaş olmalarını istemiyorsak bile onlara düşman gözüyle bakmamalıyız. Kimse ülkesini, her şeyini bırakıp başka bir ülkede dilenerek yaşamayı istemez sanırım. Üstelik olup bitenleri anlamadan onları “savaştan kaçıp gelmiş hainler” olarak damgalamak yakışmıyor bize.

Ekmeğimizi paylaşmaktan gücenmeyecek bir milletiz biz. Oltamızı paylaşmayı istemeyebiliriz! Ama kafalarına vurarak değil, başka yollarla ifade edebiliriz bunu.

Her seferinde imparatorluk torunu olmakla övünen insanlar, Türkiye mozaiğinin nasıl oluştuğunu, tarihimizi ve “yaradılana” olan bakış açımızı idrak edememiş durumda. “Suriyeliler Türkiye’nin etnik yapısını bozacak” diyecek kadar çıldırmışlar var bu ülkede! Halbuki Suriyelilerin burada olması mesele değil. Çocuklarının eğitilememesi, erkeklerinin suça bulaşması, kadınlarının fuhuşa zorlanabilecek kadar çaresiz kalması sorun. Bu da sanırım politikacıların el atacağı bir iş. Bu sorunu halledersek bazılarının Türk vatandaşı olmasının sakıncası olmaz. Almanya’nın, ABD’nin nasıl bu günlere geldiğini iyi öğrenmek gerekir. Olup biten yabancı düşmanlığı da değil aslında. Sadece millet olarak kendimizi dünyanın merkezine oturtmuşuz ve her alışılagelmedik şeyi kendimize tehdit olarak algılıyoruz.

Vatandaşlığın getirdiği imkanların Suriyelilere sağlanmasını istememek doğal bir hissiyattır. Ancak bunun yolu onları aşağılamak, şiddet uygulamak, onlara yan gözle bakmak değildir.

Nefret etmek bu millete hiç yakışmıyor…

Gerçi artık kendisini sevmeyi bile beceremeyen bizlerden, başkalarından nefret etmememizi beklemek de mucize olsa gerek. Kalplerimiz bizi affetsin!

 

mm

Polat Üründül

Polat Üründül Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Portsmouth Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Çalışmaları üzerine yüksek lisans yaptı. Hala Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde doktora çalışmasına devam etmektedir. Twitter.com/polaturundul polat@polaturundul.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!