MODERATÖR OLAY OLDU - Halimiz
MUTFAKTA TASARRUF
20 Haziran 2019
GÜNEY AFRİKA: ÇÖZÜM MÜ, HAYAL KIRIKLIĞI MI?
20 Haziran 2019

Dile kolay 17 yıl aradan sonra ilk kez geçen pazar akşamı seçimle göreve gelecek siyasi rakipleri, bir gazetecinin sorularını yanıtlamak üzere canlı yayında karşımızda gördük.

Olaylı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde öyle şeyler olmuş ki mantıki olarak anlayabilmek pek mümkün olmasa da İstanbullu seçmen önümüz pazar günü yeniden Ekrem İmamoğlu veya Binali Yıldırım arasındaki tercihini yapacak.

31 Mart öncesinde seçimin galibi İmamoğlu, rakibi Yıldırım’la canlı yayında İstanbul’un sorunlarını konuşmayı istediğini defaatle dile getirmişti ama olmamıştı. Yüksek Seçim Kurulu bir şekil seçim tekrarına karar verince iktidar bu yayının yapılmasının doğru bir hamle olacağına kanaat getirdi. Hatta hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi adayı lehine bir ‘kırılma’ beklentisi içinde olduğunu da söyledi.

Peki bu kırılma nasıl sağlanacaktı? Nasıl bir moderatör seçilmeliydi?

İktidar kanadı, kendi cephesinden bir gazeteci ile yayına çıkmanın bir faydası olmayacağına kanaat getirmiş ki ilk olarak teklif kıdemli gazeteci Uğur Dündar’a götürüldü. İmamoğlu daha bir görüş bildirmeden Dündar da bir heyecanla bu teklifi büyük bir onur duyacağını ifade ederek kabul etti ve fakat sonrasında çark etti. En baştan istekli olmamış olsaydı ve neden bu yayının moderatörlüğünü yapamayacağına dair paylaştığı kısa açıklamayı başta yapmış olsaydı, memleketi analizi üzerine bir sorun olmayabilirdi ama sergilediği tavrı kameraların büyüsünün her daim insanı baştan çıkardığını bir kez daha gösterdi. Ve mevzu böylece İmamoğlu ve Yıldırım’ın ne söyleyebileceklerinden daha ziyade kimin moderatör olacağına geldi kitlendi.

Siyaseten rakip partiler, Mahir Ünal ve Engin Altay’ı kendilerine temsilci seçerek bu yayının yapılması için gerekli hazırlıkların başlatılmasına hız verdiler. Binali Yıldırım, Uğur Dündar’ın reddetmesi ardından bu yayını yapmayı kendine hak gören Didem Arslan’ı kendi bildiği bir nedenden ötürü istemedi. Arslan buna çok kızdı, çok alındı ve Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda kadın olduğu için ayrımcılığa uğradığını dahi ima eden ve bu şekilde kamuoyu yaratmaya kalkışan paylaşımların merkezi oldu. Etti size ikinci posta siyasi rakiplerden öte moderatörün kim olacağına dair kızışmış gündem trafiği…

Ve en nihayetinde Fox TV’nin başarılı ekran yüzlerinden İsmail Küçükkaya’nın seçilmesine Binali Yıldırım meyletmiş ve İmamoğlu da itiraz etmeyince ve de Küçükkaya teklifi kabul edince, isim belirsizliği son buldu. Üçüncü posta moderatör üzerine dönen gündem trafiğinde bu gazetecinin, Yıldırım’la olan bir mazisi bolca anımsatılırken, tarafsız olamayacağı, doğru düzgün soru sormaktan aciz kalacağı ve bu yayının hiç yapılmaması gerektiği üzerine koca koca homurtular başladı. Ya da şöyle denilebilir, moderatör bulunulunca, memlekette demokrasi isteyen bir kitle bu yayının yapılmasına demokrasi karşıtlarından daha da ateşli karşı çıktı. Moderatör merkezli dördüncü gündem trafiği de böyle yoğunlaşmaya başladı…

Daha yayın öncesinden İsmail Küçükkaya’nın adeta ipini pazara sermek için bir iştah kabarıklığı ortaya çıktı. Sanki rakip siyasilerden daha ziyade, Küçükkaya’nın performansı derecelendirmeye tabii tutuldu. Laf olsun diye değil, bu kadar yüklü bir stres altında iş çıkarmak — ola ki sakince düşünülebilirse — hiç de kolay değil ve Küçükkaya da Türkiye’nin bugünkü siyasi atmosferinde kesinlikle ve kesinlikle fena iş çıkarmadı. Ama cız-bız konulara gelince (FETÖ falan fişmekan), normal demokratik bir ülkedeki bir gazetecinin yapması gerektiği gibi sorusunun arkasına düşmedi, kovalamadı, açığı ortaya sermedi. Vayyy efendim…

İktidar penceresinden bakıldığında demokrasi kavramı ne anlama geliyorsa, muhalefet cephesinden bakıldığında da terör kelimesi hayli bir algı enfaktüsü yaşadı iktidarın geçen on yılları içinde. Hani hiç böyle şeyler olmasa, birileri iki görüş bildirdi diye özgürlüklerinden men edilmese, hukuki nizam gerçekten evrensel kurallara yakışır olsa, 17 yıl sonra şöyle bir yayını yapabiliyor olmamız aslen demokrasimizin karnesindeki notu ifşa etmese ve de Küçükkaya düşmemiş olsa haberin arkasına, buyrun serbest atış deyip kenara çekilinilebilir. Ama bir tarafta değiştirilmek istenilen hususu detaylı detaylı dillendiren kesimin, öte tarafta böyle bir yayında bir gazeteciden beklentisini pek çok gelişmiş ülkelerin gazetecilerinin ötesine çıkarmaları, sanki olanla ümit edilen arasında bir kopukluk olduğunu yansıtıyor. Sonra da ne oluyor?

Valla çok çirkin şeyler oluyor. Öncelikle empati yoksunluğu sözüm ona bizim cenah dediğimiz cenahta hayli hakim hissi kimilerimize iyice sirayet ediyor. Ve kimilerinin hırsının, kendilerinin belki de o spot ışıklarının altında olma arzusu, bir insanın onurunu rencide edebilecek ithamlara kadar varabiliyor. Neyse ki Küçükkaya’nın derisi kalın demek, mazisi bunu hak ettirdi diye yaklaşmak, sözde güçlü algılanan bir insanoğluna, bu eleştirileri yapanların aslen yaşamak istedikleri bir toplumun değerleri ile bağdaşmayan şekilde yaklaşımlarını da maruz göstermiyor. Konu Küçükkaya’dan ziyade davranışların hep tepki odaklı olmasında ve sürekli tepki vererek yaşayanların da yorucu bir hayatlarının olduğuna körleşmelerinde kitleniyor. Ki iktidarın, yayından, haliyle, beklentisini karşılayamaması sonrası ortaya sürdüğü Agatha Christie romanlarına taş çıkartır kıvamda otele giriş görüntüleri vesaireden aslen farkları olmadığını dahi göremiyorlar. Her iki taraf da bir gazetecinin bir şekil birileri tarafından kullanılmaya ve harcanmaya kalkışılmasını son derece sıradan bir işmiş gibi rahatlıkla zikredebiliyor.

İktidarın yaptıkları, yapacaklarının garantisidir. Bunu da daha anlamayan varsa anlatması kolay değil. Ama bir moderatör, canlı yayında, İstanbul büyükşehir belediye başkanı olmaya aday iki rakibe – konularına hakimlerse – herkesin gözü önünde canlı canlı nasıl bir kumpas kurabilir!!! Cidden, nasıl yani??? Ve İstanbul’un derdi sanki buymuş gibi, seçmen sanki Küçükkaya’nın moderatörlük performansını oylayacakmış gibi, bunla meşgul oluyormuş gibi yapıyoruz, gün geçiriyoruz malum yayından beri ve seçimin yapılacağı önümüz pazar gününe de şükür az kaldı.

Bir yerel seçimden neler ürettiğimize bakarsanız hayli fantastik bir performans sergilediğimizi teslim edin ama lütfen kendinize ve başkalarına böyle kötü davranmayın. Biraz anlayış; önümüze daha uzlaşmacı, daha medeni yolların açılmasına vesile olabilir; bunu denemekten korkmayın; kendinizi, ve yaşadığınız toplumu ve bu toprakları sevmekten ve hatta hatta farklı gördüğünüzün de aynı siz gibi sevilebilir bir varlık olduğunu görebilmekten kendinizi alı koymayın. Bu kadar katılık, bu kadar dayatmacılık, bu kadar gözü dönmüşcesine yalan dolan ve bu kadar güç odaklı yaşam başta sağlığa, sonra da kadim bildiğiniz her değerin zararına. Lütfen anımsayın, bizler sakinledikçe, olaylara bakış açılarımız da değişecek ve bu kadar kavgacı olmayı seçmek yerine, kendimize şans veren ve anlayışı öncelik edinen bir yöne doğru adım atacağız. Değişim bu kadar küçük bir adımla başlayabilecekken hala neden duruyorsunuz… inanın anlamıyorum!!!

Geçen pazar yapılan yayın memleket adına bir kazanımdır; İsmail Küçükkaya da bugünün Türkiye’si koşullarında yapılabilecek olanı yerine getirmiştir. Yetişkin olarak yayını tekrar anımsadığınızda da kimle ne konuştuğu veya konuşmadığının, adayların talip olduğu İstanbul yerel yönetimine dair hiçbir hokus pokus içeremeyeceğini kolaylıkla idrak edersiniz. Ama çarşamba günü yayında hissettiği baskıdan ötürü dilinden dökülen, ‘beni de hapse atacaklarsa’ lafının ne kadar olası hale geldiğini günümüzde inkar etmeyin, normalin dışında bir yerlerden geçiyoruz zira. Velhasıl kavgayı bırakalım ve hakikaten memleketin gerçek meselelerini nasıl düzlüğe çıkartabiliriz, ona bakalım.

İstanbullular lütfen pazar günü sandık başına gidin ve hür iradeniz ve vicdanınızla oyunuzu kullanın. Oy kullanma, kıymetli bir haktır. Hakkın, hakkını verin. Pazar akşamı da hep birlikte sakinleyelim ve hep birlikte şarkı söyleyebilmenin yollarına bakmaya koyulalım.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!