MİZAHIN DİLİ - Halimiz
YAVAŞLAMAK
7 Şubat 2019

İçinde bulunduğumuz ortam, şaşkınlıkla şahit olduğumuz aşırı din eksenli ve gereksiz söylemler aklıma iki ayrı fıkra getirdi.

Birinci fıkra yönetim politikası üzerine. Şöyle gidiyor:

“Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verilmiş. Her iki takım da performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık devresinden geçmiş. Büyük gün geldiğinde, iki taraf da kendini hazır hissediyormuş.

Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazanmışlar.

Yarış sonrasında Türk takımı çok sarsılmış. Şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar vermiş. Sorunu araştırarak, çözüm önermesi için Mc Kinsey ve Arthur Andersen ile ve bir dizi diğer yabancı danışmanlık şirketleriyle anlaşmalar yapılmış.

Bir yıl süren ve milyonlarca dolara mal olan çalışmalar ve analizler sonucunda yabancı danışmanlık şirketleri hatayı bulmuşlar ve bir çözüm önerisi getirmişler:

Japonlar’ın takımında sekiz kişinin kürek çektiğini, bir kişinin dümencilik yaptığını, Türk takımında ise bir kişinin kürek çektiğini, sekiz kişinin dümeni kullandığını söyleyerek 9 kişilik Türk takımının Japonlarla bir yarış daha yapmak üzere yeniden yapılanmasını önermişler. Yeni yapıda;

  • Dört dümen müdürü
  • Üç bölgesel dümen müdürü
  • Kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu bir dümen yöneticisi
  • Kürek çekme elemanı yer almış.

İkinci yarışı Japonlar iki kilometre farkla kazanmışlar.

Tepesi atan Türk Şirketi Yönetim Kurulu hemen aksiyon almış.

Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovulmuş ve müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verilmiş!”

İkinci fıkra bir Derviş ve Kuş hikayesi. O da şöyle:

“Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek bir dervişin kanadını kırdığını söyler. Hz. Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır ve ona sorar:

Bu kuş senden şikayetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini şöyle savunur.

Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı. Yanına kadar gittim. Yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya başladı, o esnada da kanadı kırıldı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der.

Bak bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın, o sana sinsice yaklaşmamış? Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikayet ediyorsun?”

Kuş’un kendini savunması ise Hz. Süleyman’ı şaşırtır.

Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Yüce Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru ve yerinde bulur. Kısas yapılmasına karar verir.

Kuş haklı. Hemen dervişin kolunu kırın!” diye emreder.

Ancak Kuş, bu emre itirazla,

Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın!” diyerek öne atılır.

Neden?” diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş nedenini şöyle açıklar.

Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.

Bugünkü yazımı bir hikaye ile sonlandırayım:

“Martin Luther, duruşma sırasında yargıçlara seslendi:

Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığında satıyorsunuz. Sıkıysa cehennemi satsanız ya?

Yargıçlardan biri “Cehennemi kim alır ki?” der.

Martin Luther, “Ben alıyorum, neyse parasını vereyim” diye cevap verir.

Bunun üzerine Cehennemi, Martin Luther’e bedava verirler.

Luther kapının önüne çıkar ve duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye;

Cehennemi satın aldım. Bundan sonra oraya kimseyi almayacağım, korkmayın” der.

Cehennem korkusu ve kilise baskısından kurtulan halk böylece özgür beyinlere sahip olur ve Almanya aydınlanması beş yüz yıl önce başlar.

Martin Luther 1483-1546.

Yukarıdakileri neden yazdım dersiniz?

Yorum serbest!

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!