MİLLİ EĞİTİM NEREYE? - Halimiz
MİLLİ EĞİTİM NEREYE? 2
NEDİR BU “KUANTUM DÜŞÜNCE” DEDİKLERİ
20 Şubat 2020
MİLLİ EĞİTİM NEREYE? 3
KONUŞTU…
20 Şubat 2020
MİLLİ EĞİTİM NEREYE? 4

Önce hemen belirteyim. Milli Eğitim Bakanlığının, sorumluluğunun gereğini yapmadığını veya yapamadığını düşünüyorum.

Neden diye sorarsanız, önce önemli gördüğümüz bazı tespitlerimizi özetleyelim:

  • 30 Mart 2012’de kamuoyunda “4+4+4” diye adlandırılan yasayla eğitim sistemi, kalitesi, niteliği ve Milli Eğitim Bakanlığının işleyişi tamamı ile değişti. Bu kanunun amacı, kamusal eğitimin laik ve bilimsel eğitim ilkesinin iktidarın ideolojik yol haritası doğrultusunda adım adım ortadan kaldırılmasıydı.
  • Birinci planda kapatılmış olan imam hatip okullarını açmak vardı. İkinci amaç ise “4+4+4” diyerek din eğitimini çok erken yaşta başlatmak için olanak sağlamaktı. Buradan yola çıkılarak 8 yıllık temel eğitim kaldırıldı. Yerine 4 yıllık temel eğitim getirildi. Dört yılı bitiren öğrencilere de imam hatip ortaokullarına veya meslek liselerine girmek gibi seçenekler sunuldu. Bu arada çocukları bir yıl evvel okula başlattılar. Bu şekilde 10-11 yaşına gelmiş ve soyut düşünme alışkanlığını doğal olarak elde edememiş olan çocuklar, imam hatip okullarına girerek Allah kavramını, cennet ve cehennemi, günah ve sevabı öğrenmeye başladılar. Tabii soyut düşünme alışkanlığının bilimsel olarak ispatlandığı üzere 14-15 yaşlarında başladığı dikkate bile alınmadı. Arkasından imam hatip ortaokullarının açılması gündeme geldi. Ancak o kadar yeni okul açılamayacağı için velilerin tüm itirazlarına rağmen yüzlerce okul imam hatibe dönüştürüldü. İmam hatip okulları klasik liselere, Anadolu liselerine alternatif hale getirildi. Bugün karşımızda dört kategori lise bulunuyor: Anadolu liseleri, imam hatip liseleri, meslek liseleri ve açık liseler. Bildiğimiz normal liseler ise kapatıldı.
  • “4+4+4”’ün getirdiği bir başka sorun Diyanet İşleri Başkanlığı yanı sıra, vakıf ve dernek adı altında dini yapılanmaların milli eğitimin içine girmesi oldu. Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet, tarikatların yasal maskesi olan dernek ve vakıflarla ayrı ayrı protokoller yaparak onları eğitime dahil etti.
  • Yukarıda özetlemeye çalıştığım adımlar sonucunda örgün eğitimden büyük bir kaçış ortaya çıkmış bulunuyor. Özellikle yoksul ailelerin çocuklarının örgün eğitimden uzaklaşması hafife alınamayacak bir toplumsal soruna dönüşmüş durumda.
  • Bu arada laik ve bilimsel eğitimin önemli ölçüde terk edilmesi sonucunda kamuya ait okullar, yurtlar binalar ve arsaların söz konusu vakıf ve derneklerin kullanımına teslim edilmesi eğitim sistemimizi içinden çıkılması zor bir hale getirdi.
  • Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibi, 4 ay süren bir saha çalışması sonucunda Türkiye’de belli başlı 30 tarikat silsilesi, 800’ün üzerinde medrese, tarikat okullarında okuyan 210 bin dolayında öğrenci, bir tarikatla bağlantılı 2.500 dolayında yurt ve bu yurtlarda kalan 225 bin öğrenci bulunduğunu belirledi. Profesör Balcı’ya göre bir milyon çocuk tarikatların elinde eğitim görüyor, beyinleri yıkanıyor.
  • Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye genelinde izin verdiği “Ufka Yolculuk” yarışması kapsamında dağıtılan kitapta, 6-10 yaş grubundaki çocukların sosyal yaşamlarını dine göre şekillendirmeleri ve cami ekseninde yaşamaları isteniyor. İskenderpaşa Cemaati ile MEB’in işbirliğinde ilkokul çocuklarına ulaştırılan, AKP’li belediyelerce ücretsiz dağıttırılan “Edep Diyarına Yolculuk” adlı söz konusu kitapta çocuklardan sosyal yaşamlarını dine göre düzenlemeleri istenirken, tarikata ilişkin kurallar da aktarılıyor. Bu kuralların sadece ürpertici derecede çağdışı olduğunu söyleyerek geçelim.

Şimdi açıkça ifade edelim. Bu tespitler gerçekten vahim bir manzaraya işaret ediyor. Eğitim sistemimiz sanki karanlık bir geleceğe sürükleniyor.

Sorun şu: Egemen siyaset eğitim konusuna teknik devlet anlayışı ile değil her zamankinden daha koyu bir ideolojik devlet anlayışı ile yaklaşıyor. Bu bağlamda oluşturulan yol haritasının özünde eğitim sisteminin egemen siyasetin anlayışına uygun olarak düzenlenmesi yatıyor. Maalesef Milli Eğitim Bakanlığı, bu yol haritasının bir ayağını oluşturuyor. Diğer ayağı oluşturan Diyanet, vakıf ve derneklerle imzalanan protokol ve işbirlikleri ile eğitim ve bilim emekçilerinin mesleki hakları ve öğrencilerimizin eğitim hakkı kuşatma altına alınıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul öncesi eğitim konusundaki yetersizliğini tarikat okulları dolduruyor.

Egemen siyasete hatırlatmak isterim ki bir ulusun refahı insanlarının bilgi, beceri ve yaratıcılıkları ile küresel ekonomiye sunabildikleri katma değerden doğar. Dolayısı ile uzun vadede bir ülkenin ekonomik başarısı ve yaşam standardı tamamı ile verimliliğine bağlıdır. Eğitime ayrılan kaynakların hem yeterli düzeyde olması hem de akılcı biçimde kullanılması gerekir. Çünkü, eğitimli insan kaynağı hem ülkenin ekonomik kalkınmasına katkı sağlar hem de iyi eğitilen bireye daha yüksek bir yaşam standardı temin eder. Dünya nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan 37 ülke dünyadaki bilim adamı, mühendis ve teknisyenlerin yüzde 91’ine sahip. Türkiye maalesef söz konusu 37 ülke arasında yer almıyor. Türkiye’deki eğitim sistemi doğal bilimler ve matematik gibi konularda güçlü, dolayısı ile ekonomik üretimde başarılı ve verimli olabilecek, demokratik sisteme katılabilecek öğrenciler yetiştirmede çok yetersiz kalıyor. Son yıllarda ise en eğitimli ve yetenekli gençlerimizin ciddi bir bölümü iş bulup başka ülkelere gidiyorlar. Neden dersiniz?

Ülkemizde kitap okuma, sanat etkinliklerine katılma, gazete okuma, müze dolaşma, belgesel izleme gibi oranlar yüzde bir civarında veya altında iken TV izleme oranı yüzde 78; haber izleme oranı yüzde 32; evlilik programı izleme oranı yüzde 76 civarında bulunuyor. Siyasi haberlere ilgi oranı yüzde 39 iken dini haberlere ilgi oranı yüzde 78’i, pornografiye ilgi oranı ise yüzde 80’i buluyor. Sadece bu rakamlar bile eğitim düzey ve kalitesinin olması gerekenin çok altında olduğuna işaret ediyor.

Özetle, ülkemiz maalesef ideolojik yönelimli bir çizgide ilerliyor ve bir nevi Ortadoğululaşıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise yapması gerekeni yapmadığı veya yapamadığı için bu ideolojik yönelimli çizginin bir aracı durumuna düşüyor.

Şunun bilinmesi lazım. Eğitim, devredilemez ve vazgeçilemez kamusal bir haktır. Yapılması gereken MEB bütçesinin milli gelire oranının OECD ortalaması olan yüzde 6 ile karşılaştırılabilir bir düzeye çıkartılması ve kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması uygulamasına son verilmesidir. Bunun yanı sıra MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay mutlak anlamda arttırılmalı, eğitimi din ekseninde ticarileştirmeyi hedefleyen dini vakıf ve cemaatlerle yapılan her türlü ortak proje ve protokoller iptal edilmelidir.

Umarım Milli Eğitim Bakanlığımız çağdaş bir eğitim politikası çizgisine dönmekte fazla geç kalmaz. Çünkü mevcut gidiş, gidiş değildir.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!