MEDYANIN HALİ - Halimiz
MEDYANIN HALİ 2
STRES ATMA YÖNTEMLERİ
7 Kasım 2019
MEDYANIN HALİ 3
GURUR TABLOSU
7 Kasım 2019
MEDYANIN HALİ 4

Vaktiyle bir tilki ile bir yılan arkadaş olmuşlar. Bir gün yolda bunlar giderken bir çaya rastgeliyorlar. Tilki çaydan geçmek için suya giriyor. Yılan kalıyor kıyıda. Diyor ki: 

“Tilki kardeş! Sen başını aldın gidiyorsun, ben derenin bu tarafında kaldım. Beni de götürsene. Ben senin boynuna sarılırım, öte yakaya geçer, beraber yolumuza gideriz.”

“Olur,” diyor tilki. Dönüp geliyor. Yılanı boynuna dolayıp, suya dalıyor. 

Tam çayın ortasına geldikleri zaman yılan başlıyor tilkinin boynunu sıkmaya. 

“Kardeş!” diyor tilki. “Korkudan olacak, fazla sıktın boynumu. Biraz gevşet, öleceğim.” 

Yılan aldırmıyor. Bu sefer tilki; 

“Boynunu uzat,” diyor. “Boynunun altındaki kırmızı yerden bir öpeyim.” Yılan uzatıyor boynunu. 

“Ha biraz uzat… Biraz daha uzat… Biraz daha uzat…” Tam yılanın kafası ağzı hizasına erişince, tilki dişlerini bir batırıveriyor, yılanın canı çıkıyor. Tilki de nefes alıyor. Karaya çıkınca dümdüz uzatıyor. 

“Anasını bellediğimin arkadaşı,” diyor. “Eğer sen şöyle dosdoğru arkadaşlık yapsaydın, dipdiri bu yakaya geçerdin. Eğri büğrü arkadaşlığın sonu işte böyle olur.”

Koyuyor orda ölü yılanı çekip gidiyor. 

**********

Hürriyet gazetesinden toplu işten çıkartma haberleri gelince bu hikaye aklıma geldi. Gazeteciler adına elbette üzücü bir gelişme. Zira işten çıkanların yeniden iş bulma olasılığı giderek azalırken, yeni medya mecralarında da girişimde bulunmak illa ki para getirmiyor. Kimisi bu dönemde kaçınılmaz olarak kendini yeniden yaratacak ve farklı iş dallarına yönelecek, kimisi de belki emekliliğin tadını çıkaracak.

Amerika’yı 2008 yılında ekonomik kriz vurduğunda medya sektörü hayli kötü darbe almıştı. O vakitler çalıştığım Washington Times gazetesinde hafta sonu ekleri baskısı durmuştu ve toplam dört ayrı postada yüzlerce kişi işinden olmuştu. Yıllarını bu gazeteye adamış kimi yabancı meslekdaşlarımız, sabah gazeteye geldiklerinde otopark giriş kartlarının okumaması ile bir aksilik olduğuna uyanmışlardı ve dış kapıda güvenlik görevlileri kutu içine itinasızca doldurulmuş şahsi eşyalarını teslim etmişlerdi. Hatta son furya tam Noel arefesinde gelmişti, 2009 yılında. Amerika’daki kapitalist dünyanın acımasız yüzüyle de böylece şahsen tanışıvermiştim…

Hürriyet’te de benzeri bir tarz uygulanınca çok tepki oldu. Sanırım Türkiye’deki kültüre uymadığı gibi bir hissiyatla çoğu kişiye ters geldi ama sistem büyük şirketlerde bu acımasızlığı çok defa gerçekleştirdiyse, bu işin milliyete göre farklılaşması olmuyor. Kapitalist düzen ve büyük firmalarda bu işler olabiliyor. Ki bu gazetenin nasıl el değiştirdiğini hatırlayabilen olursa zaten bu sistemin en acımasız dişlilerinin arasına sıkışarak geçen sene nasıl el değiştirdiğini de anımsayabilir.

Tilki ile Yılan hikayesini de hatta biraz bundan ötürü paylaştım. Memleket, TRT dışında yayın yapan ilk televizyon kanalı ile 1990’da tanıştı ve medya sektörü bir ivme yakalamış oldu. Aydın Doğan, bundan bir dört yıl sonra Hürriyet’in tek patronu olduktan sonra da hızla büyüdü ve güçlendi. Medya patronu olarak basının sorumluluğu ve ifade özgürlüğünü elbet önemsemiştir ama aynı zamanda devlet ihalelerinden iş kapmayı ve servetini katlamayı da ihmal etmedi. Amerika’da olduğu gibi medya patronajının yapabileceği işler ve tekelleşmesine karşı sınırlamalar gelmediği için de siyasetçilerle yakın dialog kurmanın arkasında illa ki başka çıkarlarını koruyup gözetmeyi sıradan ve olağan buldu. Ve bu medya yapılanması da geçen yüzyılın son çeyreğinde demokrasimizi erozyona uğratmamıza sağlam bir sebep teşkil etti.

Gazeteci, kamuyu, doğru bilgilendirmekle mükellef iken, mesleğin temel ilkelerinden şaşmalar küçük küçük olmaya başladı. Sonra da kartopu gibi büyüdü bu yanlışlar ve gazeteciliği marka değeri üzerinden ticarete dökenler oldu ve bunların yaptıklarının da hayli olağan ve sıradan ve hatta hatta akıllı işi olduğu gibi kanaatlerle bakıldı.

Böyle bir sistem içinde çalışınca da medyanın ve ifade özgürlüğünün bugün geldiği halde bir tek siyasetçileri ve iktidarı sorumlu tutmak isabetli olmuyor. Medyanın da bu sorunlu hali hayli ciddi hak etmişliği var. Sezen Aksu’nun dediği gibi bu sistem içinde ve hele hele de bugüne kadar bu işin içinde kalıp, değirmene su taşımaya devam edenlerin masum olma olasılıkları yok.

**********

Bir de bu hafta Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ın tahliyesi ve Mehmet Altan’ın beraat haberleri var. Sosyal medya aleminde yorumlara bakınca, hissiyatların hayli fırtınalı ve karışık olduğu ortaya çıkıyor. Bu da bu kişilerin aslında hiçbir zaman kaçamayacakları bir vicdan döngünde aslında ilelebet hükümlü kalacaklarını aşikar ediyor. Bu hisse de katılmamak mümkün değil. Zira bu bireylerin ortak paydası askere duydukları derin ve güçlü negatif hisler. Bir dönem iktidarla işbirliği yapmalarının arkasında da kanaatim o ki askere karşı sabitlenmiş bu negatif kanaatleri dışında bir temaları yok. Ama bu düşünme şablonları, hem kendilerine hem de memlekete fayda getirmedi. Ama bu önyargıları, Mehmet Baransu’ya servis edilen bavulun içindeki iddiaların — yani askerin gerçekten darbe yapma hazırlığında olmasına şıp diye inanmalarına neden oldu.

Nasıl ki Aydın Doğan grubu siyaseti kendi çıkarlarına göre kontrol edip kullanabileceğine inanarak bir işlere kalkıştıysa; Ahmet Altan ve Taraf gazetesindekiler de askere karşı besledikleri bu yoğun negatif yargıları nedeniyle birilerinin hedefi oldular ve kullanıldılar. Her iki örnekte de yapılan gazeteciliğin temel ilkelerine tezat düşmekle birlikte, dünyanın her bir köşesinde insan olanın da böylesi bir gücü kullanma ve etkileme ikileminde büyük oranda sınıfta çaktığını gösteriyor. Demokrasi de böyle böyle büyük değer kaybına uğruyor ve fakat illa ki de halklar demokrasi, özgürlük, adalet, adiliyet ve insana yakışır şekilde yaşamı diliyor.

Dileyelim tüm bu yaşananlardan herkes alması gereken dersi doğru alsın ve bundan sonrasında daha da bu ve benzeri badirelerle sınanmayalım. Zira Taraf gazetesinin alet olduğu bu son siyasi skandallar dönemimizde sadece fikirlerden ötürü canı yanan olmadı, hayatını kaybeden ve yaşam kalitesi büyük ölçüde kaybeden insanlar oldu. Haliyle de böyle vebali yüksek mevzularda diyecek çok söz olmuyor. Olan, gerçekten ağır…

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!