LÜTFEN ÜLKEYLE BU KADAR OYNAMAYIN! - Halimiz
LÜTFEN ÜLKEYLE BU KADAR OYNAMAYIN! 2
SURİYE’DE SONA YAKLAŞILIRKEN…
27 Şubat 2020
LÜTFEN ÜLKEYLE BU KADAR OYNAMAYIN! 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
5 Mart 2020
LÜTFEN ÜLKEYLE BU KADAR OYNAMAYIN! 4

Bu yazımın başlığı aynı zamanda egemen siyasete bir çağrıdır. Lütfen ülkemizin temel taşlarıyla bu kadar oynamayınız.

Neredeyse 18 yıldır ülkemizi yöneten AKP iktidarının yaptığı her şeyin yanlış olduğunu düşünmüyorum. Hatta iyi yapılan şeyler olduğunu da teslim ediyorum. Ancak, dış politikadan ekonomiye, milli eğitimden kamusal politikalara, demokrasi ve hukuktan toplumsal barışa, sosyal politikalardan sağlığa uzanan yelpazelerde öylesine akıl almaz karar ve uygulamalarla da karşılaşıyorum ki ne diyeceğimi şaşırıyorum.

Bugün ülkemiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. İç ve dış politikadaki yanlışların birikimi giderek daha fazla hissediliyor. Hazır yiyici, borca dayalı ekonomik politikaların sonucu olarak hazine iyice zorlanmaya başladı. Özellikle Suriye krizi bağlamında yapılan yanlışlardan ders alınmadığı için askeri harcamalarımız altından kalkılamayacak bir noktaya doğru gidiyor. Yolsuzluklar, haksızlıklar ve hukuksuzluklar ayyuka çıktı. İşsizlik ürkütücü boyutlara yükseldi. İnsanlarımız mutlu değil. Yurttaş borçla ayakta kalmaya çalışıyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre, Ocak-Aralık 2019 döneminde sadece kredi kartı ile hem bireysel kredisi hem de kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe giren kişi sayısı 1 milyon 755 bin kişiyi aştı. Çok sayıda eğitimli gencimiz iş bularak yurt dışına gitti. İktidar ne kadar farkında bilmiyorum ama tersine bir beyin göçü yaşadığımıza işaret eden çok bilgi var ne yazık ki.

Böylesine tatsız bir ortamda normal insan aklı çözüm odaklı rasyonel adımlar beklerken bu sefer de Kanal İstanbul gibi hiçbir fizibilitesi olmayan uçuk bir proje gündeme getiriliyor ve yanlışlarla dolu bir ÇED raporu apar topar onaylanıyor. Ülkenin bekasını tehdit etme potansiyeli olan, yatırım maliyeti dudak uçurtucu boyutlara ulaşacak ve ancak borçlanarak gerçekleştirilebilecek, aynı zamanda bir ekolojik felakete yol açabilecek bu mantıksız proje bilimsel aklın karşı çıkmasına rağmen ısrarla yürütülmek isteniyor.

Şimdi de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İş Bankası hisselerine el koyma planı uygulanmaya konmak isteniyor.

İş Bankası’nın %28.09’u kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’e ait olup, bu hisseleri de Atatürk adına ve onun vasiyetine uygun olarak Cumhuriyet Halk Partisi temsil etmekte, temettü gelirlerini de Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna bağışlamaktadır. CHP’nin İş Bankası’ndan herhangi bir gelir temin etmesi söz konusu değildir ve bu meyandaki iddiaların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısı ile Banka’da CHP’nin temsil ettiği hisseleri Hazine’ye devretmek miras ve mülk hukukunu çöpe atmak anlamına gelir. Bir başka deyişle hukuksuzluğun daniskasıdır.

Bir başka önemli konu daha var. O da şu: İş Bankası’nın yüzde 40.12’si banka çalışanlarına ait olan Munzam Sandık Vakfı’na aittir. Bu da bankanın çoğunluk hissesidir. Ülkemizde ve dünyada bu büyüklükte, çalışanlarının ortak olduğu başka bir kuruluş yoktur. Bir başka deyişle, İş Bankasının patronu yoktur. Değişebilen profesyonel genel müdürleri vardır. CHP’nin Bankadaki hisseleri Hazine’nin eline geçince bunlara tekabül eden yönetim kurulu üyelerini Hazine yani Saray atayacak. Peki o zaman Munzam Sandık Vakfı’nın durumu ne olacak?

Hatırlayalım. İki ay kadar önce Vakıfbank’taki vakıf hisseleri bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Hazine’ye devredildi. Halbuki vakıf malı güya devredilemez, satılamazdı. Vakıfların olan Vakıfbank Hazine’ye devredildi, arkasından da Varlık Fonu’nun içine alındı. Bunun İş Bankası için de emsal olacağı açık değil mi?

Unutulmaması gereken bir önemli konu daha var. İş Bankasının %31.79’u Borsa’da işlem gören halka açık hisselerdir.

İş Bankasının bugünkü piyasa değeri 26 milyar TL civarındadır. Ülke kaynaklarını fütursuz şekilde harcayarak Hazine’yi zora sokanların, yeni kaynak arayışları kapsamında gerçekle ilgisi olmayan iddialarla İş Bankasını hedef almalarının arkasında yatan olgu budur.

İş Bankasının Yönetim Kurulu 11 kişiden oluşmaktadır. 7 üye Bankanın kendi içinden olup 4 üye de CHP’li temsilcilerdir. Bankada kararlar 6 üyenin oyuyla kabul görmektedir. Dolayısıyla CHP’li üyelerin tek başlarına siyasi karar almaları mümkün değildir.

Tabii, olay İş Bankası’nın Hazine’ye devredilmesiyle bitmeyecektir. Çünkü İş Bankası’nı alan Paşabahçe, Trakya Cam, Anadolu Cam, Soda Sanayi, Anadolu Sigorta, İş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası, Milli Reasürans, İş Finansal Kiralama gibi iştirakler üzerinde de söz sahibi olacaktır.

İş Bankası ve tüm iştiraklerinin Varlık Fonu’na aktarılması da bu bağlamda şaşırtıcı olmayacaktır.

Yeni kaynak bulma telaşında olan egemen siyasetin İş Bankası planı büyük bir yanlışlıktır. Telafisi zor stratejik bir hatadır. Çünkü İş Bankası en büyük özel bankamızdır. İktidarın İş Bankası hedefi Türkiye’deki tüm bankacılık sistemi için bir tehdit algısı yaratmakta, sistemi tehlikeye atmakta, tüm mali ve ekonomik piyasaları olumsuz etkilemektedir.

Yıllarca önce ekonomi yönetiminde kilit rol üstlenmiş, yatırımlara yön vermiş, sosyal ve ekonomik politikaların oluşturulmasında etkili olmuş eski bir müsteşar olarak bu uyarıları yapmak durumundayım. Dikkate alınır veya alınmaz benim kararım değil.

Temennim egemen siyasetin aklın yolundan sapmamasıdır.

Ülkemizin temel taşlarıyla oynanmasının kimseye bir faydası olmayacaktır. Ve hiç kuşkum yok ki bundan egemen siyaset de zarar görecektir.

 

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!