LİDERLİK SANATI, ZEN DERSLERİ VE BİZ - Halimiz
LİDERLİK SANATI, ZEN DERSLERİ VE BİZ 2
SABAHLARDAN…
30 Mayıs 2019
LİDERLİK SANATI, ZEN DERSLERİ VE BİZ 3
GAZETECİ KADRİ GÜRSEL’E KELEPÇE TAKILDI; TAHLİYE EDİLDİ
30 Mayıs 2019
LİDERLİK SANATI, ZEN DERSLERİ VE BİZ 4

Türkiye’nin gündemi İstanbul seçimleriyle meşgul edilmekteyken olan bitenleri yazmak benim harcım değil, onu işin uzmanına bırakıyorum ama ben seçim boyunca ve dün akşam yayınlanan ama elektrik kesintisi sebebiyle bir gün sonra izleyebildiğim Türkiye’nin Nabzı programında Ekrem İmamoğlu’nu iletişimci gözüyle değerlendirmek istiyorum.

İmamoğlu, son derece net, kendine güvenli, samimi. Vücut dili ile güçlü, kararlı, dürüst ve samimi bir imaj veriyor. Ses tonu yumuşak ama kararlı, gerektiği zaman yükseliyor, dengeli. Kontrolü kolay kaybedecek biri değil. Siyasetin alışkın olduğu kavgacı, şiddetli, azarlayan, suçlayan dil yerine sakin, kararlı, ne yaptığını bilen, birleştirici bir lisan kullanıyor.

Bir tarafın Ben dilinin karşısında inatla Biz diyor, kendini önemsemiyor ama hakkını da sonuna kadar savunuyor.

Polemiğe girmiyor, kimse hakkında konuşmuyor, işine bakıyor. Sözleri ve gözleri umut saçıyor.

Mimik ve jestleri ses tonuyla uyumlu dolayısıyla dürüst imajı var. Her sözünü düşünerek sarf ediyor.

Karşıdan gelen polemik davetlerini, ustaca manevralarla savuşturuyor, bunu yaparken kibarlığından ve sakinliğinden hiç bir şey kaybetmeden.

Youtube’da Ahmet Hakan ile yaptığı röportajı izledim. Son derece profesyonel, son derece yapıcı konuşuyordu İmamoğlu. Kontrolü kaybetti, sinirlendi denilen zamanda bile son derece akılcıydı, duygularına teslim olmadı.

Ahmet Hakan için ise söyleyecek söz bulamıyorum. Nagehan Alçı ile aynı kefedeydi benim gözümde. İkisini de izlerken aklıma geldi; kötü habercileri izleye izleye habercilik nasıl yapılır unutacağız…

Ekrem İmamoğlu bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar kalp kazandı diye soranlara cevabım, karanlığa bir fener tuttu oluyor. Muharrem İnce, tecrübeli siyasetçiliği ve lafazan tavırlarıyla muhalefete esprili bir şekilde yanıt verirken aslında farkında olmadan iktidarın ekmeğine yağ sürdü. Onların oyununu oynadı. Ekrem İmamoğlu ise siyasetin aydınlık yüzü olarak konumlandı. Pozitif söylemleriyle uyumlu tavırları ile kısa sürede sevdirdi kendini.

Ekrem İmamoğlu, duygularını saklamıyor ama duygularının kendini yönetmesine izin de vermiyor. Aklıyla var oluyor. Analiz yapıyor, bilimsel verilerle konuşuyor. Olgular üzerinden siyaset yapıyor. Oyuna girmiyor. Duru ve net bir şekilde itirazını yapıyor, halkı kucaklıyor.

Her şeyin iyi olacağına inanmaya ihtiyacım olduğu için mi yoksa gerçekten öyle olacağını hissettiğim için mi bilmiyorum ama Ekrem İmamoğlu’nun seçimin galibi olacağını düşünüyorum.

Yeter ki güce teslim olmasın. Yeter ki İstanbulluların şu an kendisini gördüğü gibi kendini bir kurtarıcı olarak görmeye başlamasın ve şu anki dürüstlüğünde kalıp işini yapsın.

Yeter ki biz onu kahramanlaştırıp kontrolü bırakmayalım. Yeter ki CHP tüm desteğini sürdürmeye devam etsin…

Liderlik Sanatı-Zen Dersleri kitabında, Usta Zhantag der ki: Aydınlanmış erdeme sahip olanlar insanları memnun eder, aydınlanmış erdeme sahip olmayanlar kendilerini memnun eder. İnsanları memnun edenler büyürler, kendilerini memnun edenler yok olurlar.

Bu seçimde adaletsiz bir karar verildiyse, bu kısa vadede adaletsizlik edenlerin lehine de olsa orta ve uzun vadede kendi sonlarını getirecektir.

Aynı kitaptan “bir öğretmene mektup” bölümündeki son bir öykü ile sözümü bitiriyorum.

“Mian Dedi ki: Şimdi ölmüş olan öğretmenim Yingan şöyle derdi: İyi ve çürük olanlar birbirinin karşıtıdır-onları birbirinden ayırt etmekten başka bir şey yapamayız. İyi, gerçeği, erdemi, cömertliği ve adaleti korur. Çürük kendini erk ve kâra adamıştır ve dalkavukluk ve aldatmacayla iş görür… Bu yüzden orada iyi insanlar varsa topluluk gelişir, çürük insanlar varsa, o zaman topluluk çöker.

Tepesinde boylu boyunca uzandığınız çalının dibinde ateş varsa, ateş size ulaşmadığı sürece güvencede olursunuz”.

Bu güvenlik ve tehlikenin çalışma sistemini çok iyi anlatan bir anekdottur ve insanın neden alıştığı durumda kaldığını çok iyi açıklar. Siz ne kadar yangın var deseniz de alev kendilerine ulaşana kadar duymazlar. Sonunda alev İstanbul halkına, kime oy verdiğinden bağımsız olarak ulaştı. Umarım ki seçimlerini yangına körükle gitmek yönünde değil, yangını söndürmek yönünde kullansınlar.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!