KUZGUN - Halimiz
ANKARA’DA SANAT VAR… ÖYLE GÜZEL Kİ…
8 Kasım 2018
WILL THE NEW ECONOMY PROGRAM SUCCEED?
8 Kasım 2018

Dedi Kuzgun: “Hiçbir zaman.”

Kalkıp haykırdım: “Getirsin ayrılışı bu sözlerin!

Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!

Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!

Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!

Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan! “

Dedi Kuzgun: “Hiçbir zaman.”

Alan Edgar Poe- Kuzgun

Kuzgun kuşu bir çok mitolojiye konu olmuş, gizemli bir kuş. İç gözlem, cesaret, kendini tanıma ve sihir, merak, bilgelik, büyü, şifa ve yeniden doğuş sembolüdür ve aynı zamanda haberci olarak bilinir kuzgun.

Tanrı Odin’e eşlik eden ve edindikleri bilgileri Odin’e sunan kuzgunlardan birinin adı Hugin, diğerinin adı Mugindir. B Hugin düşünce gücünü temsil eder ve aktif olarak bilgi arar. Mugin ise Zihni temsil eder.

İskandinav mitolojisinde kuzgunlar her şeyi bilen haberciler, bilge ve çoğu zaman da geleceği tahmin edebilen kahinler olarak geçerler. Kuzgunlar, şu an var olan hayvanlar içinde en zekilerinden biridir. Bir çocuk kadar zekaları vardır, problem çözebilir ve gelecek planı yapabilirler.

Yunan mitolojisinde ise kuzgunlar Apollo ile bağlantılıdır. Tanrı Apollon’a Koronis’in sadakatsizliğini bildiren haberci bir kuzgundur. Yunan mitolojisinde kötü şans sembolü olarak görülürler ve Tanrıların ölümlü dünyadaki habercileridir.

Carl Jung da kuzgunun gölge kimliği veya zihnin karanlık yüzünü temsil ettiğini söylemiştir.

Kuzgunların iki dünya arasında sembol olarak kabul edildiği, yani yaşayanlar için ölüm, ölü ruhlar için ise yaşamı temsil ettiği söylenir. Şamanizmde oldukça sık kullanılan bir figür olan kuzgun, karga cinsinden bir kuş olup, oldukça uzun süre yaşamasıyla da ünlüdür.

Bizim durumumuzda bu böyle olmadı.

22 yıllık Karga’nın yavrusu Kuzgun sadece bir kaç yıl yaşayabildi Arnavutköy’de. Ama yaşadığı dönem tüm müdavimleri için unutulmazdı.

Bahsettiğim Kuzgun 2007-2011 seneleri arasında yaşamış olan bir mekan. Ünlü Müzisyen Münir Nurettin Selçuk’un eski evi restore edilerek, kocaman mutfaklı bir café bar, daha doğrusu tek tanıma sığması imkansız bir topluluk mekanı haline getirildi. Mekan sahipleri ise Kadıköy’ün meşhur buluşma noktası, vazgeçilmez kültür ve eğlence mekanı Karga’nın sahipleriydi. Karga’nın Avrupa yakası versiyonu olmasını istemediklerinden, farklı bir mekan yapmaya çalışmışlardı. Hem iş çıkışı gidip kış çayını veya viskini, biranı, şarabını yudumlayıp öyle evine geçeceğin bir müdavim barı, hem muhteşem dj’leriyle haftasonları parti ve eğlence mekanı, canlı performanslarıyla bir deneysel jazz kulübü, yeri geldiğinde stand up mekanı, sergi mekanı, toplantı salonu vs…

Çalışanlarından müdavimlerine nev-i şahsına münhasır mekanı anlatabilmeyi deneyeceğim.

Öncelikle konumu itibarıyla, Bebek tarafından Beşiktaş’a giderken karakolu geçince sağdaki ilk sokağın köşesinde yer alan bu mekan Arnavutköy’ün kalbindeydi. 90lar ve 2000lerin gece hayatına damga vuran mekanlardan biri olan Eylül’ün karşısı, eski reggae barı Pupa ve meşhur balık lokantası Kuyu’nun çaprazındaydı.

Üst katı, Friends dizisindeki Central Perk’in koltukları gibi yenilenmiş ikinci el koltuklardan oluşan bir bölüm ve enfes antika aynasının yanı sıra bir yemekler veya toplantılar için kullanılabilecek bir özel odadan oluşuyordu. O odada reklam ajansı toplantılarından, maç gecelerine, yılbaşı yemeklerinden, doğum günü kutlamalarına kadar sayısız etkinliğe katıldım.

Giriş katında ana kapının karşısında merdivenler, sol tarafta ise tek tarafı sabit oturma grubu, diğer tarafı ise sandalyelerden ve arada küçük kare masalardan oluşan bir oturma grubu vardı. Sol tarafta genişçe bir bar, barın tam karşısında aşağıya, tuvalet ve mutfak katına inen merdivenler ve dj kabini, barın solunda yani sabit oturma grubunun karşısındaki geniş alanda ise geniş alanda café masa ve sandalyeleri ve bar masaları ve tabureleri vardı.

Yerler rabıtaydı ve mekandaki ahşap doku bize binanın tarihini hissettiriyordu. Mekanın kiracıları, Münir Nurettin Selçuk’un anısını ellerinden geldiğince yaşatmaya çalışmış, mekana çok müdahale etmemişti.

Gündüzleri kafa dinlemek için gelip üst kattaki koltuklarda kahve içip kitap okuyabilir, alt katta yakın arkadaşınızla bir masada çay içip dertleşebilir, kahvaltı edebilirdiniz.

Yani mahallenizde olsa her türlü sosyalleşme ihtiyacınızı tek bir mekanla karşılayabilirdiniz ki benim açımdan durum böyleydi. Kuzguna 100 adım mesafede oturuyordum, dolayısıyla tüm vaktim burada geçiyordu. Sahipleri de çok eski arkadaşlarım olduğu için her zaman sohbet edecek birini de yalnız kalabilecek alanı da bulabiliyordum.

Çalışanları samimi ve dost canlısıydı. Hemen hepsiyle arkadaş olmuştuk. Müdavimler arasında sanatçılar, mimarlar, expatlar, akademisyenler, müzisyenler, yönetmenler, yazarlar, reklamcılar, doktorlar… Her meslek grubundan birileri vardı ve hemen her zaman sohbetine dahil olacağınız bir grup insan ve tekil müdavimler olurdu.

Özellikle hafta sonları sabahlara kadar süren siyasi, edebi, felsefi ve tabii geyik tartışmalar, alkol seviyesine rağmen çoğu kez kazasız belasız sona ererdi.

Farklı bakış açıları, farklı yaşam tarzları, farklı etnik kökenler hep bir arada hoplaya zıplaya dans eder, kadeh tokuştururdu.

Kuzgunu kuzgun yapan Ak ve Kara Karga lakaplı abilerimiz, canlarımız, her daim serinkanlılıklarını korur, mekanda arıza çıkmaması, kavga olmaması için bence eylemsiz bir çaba gösterirlerdi.

Kuzgun müdavimleri haftanın birkaç gününü birlikte geçirirdi, hatta dışarıdan bakıldığında oldukça sıkı arkadaş gibilerdi. Sonra bir gün ticari başarı sağlayamayan bar kapandı; çalışanlar, müdavimler dört bir yana dağıldı.

Kuzgunun kapanışı uğursuz zamanların gelişinin habercisi gibiydi. İşte Kuzgundan sonraki hayatlarımızda meydana gelenlerden bazıları: gezi, bomba, terör, khk ihraçları, çocuk cinayetleri, çocuk istismarları, fetö, darbe girişimi, dış politika krizleri, ekonomik kriz…

Ben mekanların hep bir şeyler anlatmaya çalıştığını düşünürüm. Çocukluğumdan kalan tüm yapılar değiştiği gibi, ilk gençliğimde takıldığım tüm mekanlar en fazla Gezi’ye kadar dayanabildi.

Acaba Kuzgun inanışı doğru mu? Acaba son müdavim barına mı şahitlik ettik? İkinci evimiz diyebileceğimiz bir mekan daha olabilecek mi?

Dedi Kuzgun:”Hiçbir zaman”.

 

 

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!