KORONA KRİZİ, KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE - Halimiz
KORONA KRİZİ, KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE 2
CORONA VİRÜS NASIL BİR DÜNYA DÜZENİ YARATACAK?
26 Mart 2020
KORONA KRİZİ, KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE 3
İSRAİL’DE CORONA VİRÜS SEFERBERLİĞİ
26 Mart 2020
KORONA KRİZİ, KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE 4

2020 yılına girerken küresel ölçekte ve birçok alanda algılanan belirsizliklerin olumsuz beklentileri beslediği son derece açıktı. Çok sayıda yönetici, uzman ve düşünüre göre,

  • Dünya ekonomisinde yeni bir durgunluk döneminin başlaması,
  • Küresel ısınma bağlantılı iklim krizinin derinleşmesi,
  • Gelir ve servet dağılımındaki adaletsizliğin artması,
  • Otoriter, faşist yönelimli yönetimlerin artması,
  • Militarizm ve bölgesel veya vekalet savaşlarındaki artış potansiyeli gibi sorunlar küresel düzen için önemli riskler oluşturuyordu. 2020 yılı için yapılan tahminler iyimser olmaktan uzaktı.

Şimdi bunlara corona virüsünün sebep olduğu kriz de katıldı. Katılmakla da kalmadı. Göz açıp kapayıncaya kadar gündemin en üst sırasına oturdu. Ve hiç kuşku yok ki corona (COVID-19) krizi daha bir süre gündemin ilk sırasında olacak. Hatta diyebilirim ki ekonomi gündeminde akla gelen tüm sorunlar şimdilik buzdolabına konuldu. Çünkü COVID-19 sorunu gerçekten büyük. Aşılması zaman, kaynak, sabır, özveri, bilimsel araştırma, akıl ve dayanışma gerektiriyor. Maddi ve manevi büyük bedeller ödenecek. Hiçbir ülkenin başka konulara odaklanacak lüksü bulunmadığını düşünüyorum.

Nassim Nicholas Taleb’in Siyah Kuğu ( The Black Swan ) adlı müthiş kitabından esinlenerek COVID-19 krizinin yeni bir Siyah Kuğu olayı olduğunu söylemek sanırım abartılı olmaz. Burada Siyah Kuğu tabiri ile kastedilen, olayın beklenmedik olması, etkisinin büyük boyutlara ulaşması ve insanoğlunun olay başladıktan sonra ileriye dönük olmaktan ziyade geriye dönük açıklamalarla olayın ne olduğunu anlatmaya çalışmasıdır. Aynen asırlar boyu edinilen gözlemler ışığında kuğuların her zaman beyaz olacağı görüşü yaygınken ortaya bir siyah kuğu çıktığı zaman olduğu gibi.

Dünya Sağlık Örgütünün Korona krizini küresel salgın olarak ilan etmesinden sonra olayın yol açtığı çok boyutlu gelişmeler küresel ölçekte yaşam biçimlerini, alışkanlıkları, geniş bir yelpazede her türlü iş faaliyetlerini, gece ve eğlence hayatını, eğitim kurumlarını, spor müsabakalarını ve neredeyse akla gelen her şeyi ciddi biçimde etkiliyor. Bugüne kadar hükümetlerce, kurumlarca ve bireylerce başvurulan tedbirlere gelince bunları şöyle sıralayabiliriz.

  1. Karantina,
  2. Evlerde tecrit ve zorunlu izinler,
  3. Riskli bölgelerde sınırların kapatılması,
  4. Temizliğe azami düzeyde dikkat edilmesi, ellerin sık sık yıkanması, dışarı çıkıldığında maske ve eldiven kullanılması,
  5. Ofislerin kapatılması, çalışmaların evden yürütülmesi,
  6. Spor müsabakalarının seyircisiz oynanması,
  7. Liglerin ve spor turnuvalarının ertelenmesi,
  8. Riskli bölgelere uçuşların kaldırılması,
  9. Turistik amaçlı seyahatlerden vazgeçilmesi,
  10. Toplu taşıma vasıtalarının sık sık ilaçlanması,
  11. Bireylerin mecbur kalmadıkça toplu taşıma vasıtalarını kullanmaması,
  12. Bireylerin alışveriş ve eğlence merkezlerine gitmekten kaçınması,
  13. Bazı ülkelerde olduğu gibi market ve eczaneler dışında tüm mağazaların kapatılması,
  14. Okulların ve üniversitelerin geçici olarak kapatılması,
  15. İş toplantılarının iptali veya ötelenmesi,
  16. OHAL İlanı, gerektiğinde sokağa çıkma yasağı uygulanması.

Son günlerde yaşadığımız gelişmeler yukarıda sıralamaya çalıştığım önlemlerin dozunun giderek arttırıldığını ve bunların giderek genişleyen bir coğrafyada uygulanmaya başlandığını gösteriyor.

KORONA KRİZİ, KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE 5

Tüm bu tedbirlerin ve yaşam biçimindeki değişikliklerin paranın dolaşım hızını sert bir biçimde düşüreceği, işsizlik oranını hızla yükselteceği ve genelde küresel ekonomiyi çok olumsuz olarak etkileyeceği kesindir. Başta taşımacılık, turizm, hizmetler, ticaret, eğitim, spor, eğlence olmak üzere birçok sektörde ciddi iş kayıpları, finansman zorlukları ve işten çıkarmalar başlamıştır ve bunların giderek daha fazla hissedileceği anlaşılmaktadır. Milyonlarca insanın işsiz kalması söz konusudur.

Bu arada hükümetler, başta faiz oranlarının düşürülmesi, parasal genişlemeye gidilmesi gibi para politikası ve vergilerin ertelenmesi gibi maliye politikası tedbirlerine başvuruyorlar. Küresel piyasaları tehdit etmeye başlayan korona virüsünün ekonomik tahribatını azaltmak için alınan önlemler giderek artıyor. Dünya Bankası 12 milyar dolar, Uluslararası Para Fonu (IMF) ise 50 milyar dolarlık kredi paketleri açıklarken İtalya, Güney Kore, Singapur, Japonya, ABD, Almanya, Fransa ve Hollanda’dan zora giren işletmelere ciddi destek paketleri geldi. Bu arada IMF, corona virüsünün uzun vadeli ekonomik hasara neden olmasını önlemek için hükümetleri mali ve parasal destek önlemleri almaya çağırdı ve 189 üye ülkesine yardım etmek için bir trilyon dolarlık kredi verme kapasitesini seferber etmeye hazır olduğunu açıkladı. Dünya Bankası 85 milyar dolar, Avrupa Merkez Bankası ise 750 milyar Avro tutarında paketleri devreye sokacaklarını duyurdular.

KOVID-19 salgınıyla mücadele bağlamında alınan çok yönlü ve kısıtlayıcı tedbirler küresel ekonomiyi çok ciddi bir tedarik sorunuyla karşı karşıya bırakmış bulunuyor. Küresel ticaretin atardamarı olan üretim zinciri kırıldı. Dolayısı ile devletin üretim sürecine girmesi ve özellikle stratejik sektörlerde gerektiğinde kamulaştırma ve/veya ortaklık kanalıyla bu zinciri yeniden oluşturmaya soyunması akla gelebilecek bir senaryo olarak karşımızda duruyor. Bir başka deyişle, Keynes türü ekonomi politikalarının yeniden moda olmasını bekliyorum. Bu bağlamda bazı ülkelerin özel hastaneleri kamulaştırmaya başlaması şaşırtıcı değildir.

Bu arada salgın bağlamında dikkat çeken bazı uluslararası gelişmelere fazla yorum yapmadan dikkat çekmek istiyorum.

  • Ağır ekonomik ambargo altında olduğu için, corona virüsüyle mücadele kapsamında IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kalan Venezuela’nın bu talebi, hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi. Düşündürücü değil mi? İnsanlık bu mudur dersem fazla mı olur?
  • ABD ambargosu altındaki İran, KOVID-19 salgınına karşı mücadele edebilmek için dünyadan sağlık malzemesi almak istiyor ama Washington yönetimi böylesi bir insani durum karşısında ambargoyu hafifletmeyi bile aklından geçirmiyor. İnsanlık boyutu olmayan bir tutum dersem abartmış mı olurum?
  • ABD Başkanı Trump, tüm uyarılara rağmen ve ısrarla corona virüsünü “Çin Virüsü” olarak nitelemeye devam ediyor. Virüsün kesin kaynağı üzerindeki belirsizlik sürerken, başta ABD olmak üzere bazı ülkelerde Çin yaşam tarzına hakaretler yağdırılmasına rağmen Trump’ın bu söylemlerinin çok rahatsız edici olduğu ve bir dünya liderine yakışmadığı açık.
  • Bu arada, ABD’de sigortası olmayana ücretsiz test yapılıp yapılmayacağı tartışılırken, Çin’de bir vakıf ABD’ye 500 bin test kiti ve bir milyon maske; Avrupa’ya 100 bin test kiti ve 1.8 milyon maske; Afrika’ya da 5.5 milyon maske ve sağlık malzemesi bağışladı. Alkışlanacak bir davranış değil mi?
  • Çin ve Küba, salgının en çok yayıldığı İtalya’ya uzman doktor grubu ve yardım gönderdi. Her iki ülkeye de alkışlar!
  • Corona virüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisinin yardımına Küba koştu ve yolcularını tedavi amacıyla ülkeye kabul etti. Bravo Küba’ya!

Belki paniğe kapılmamak lazım amma durum çok ciddi. Corona virüsü insandan insana geçiyor ve iki haftalık bir kuluçka dönemi söz konusu. Belirtiler kuluçka dönemi boyunca görülmüyor. Sonrasında virüs ve yol açtığı hastalıklar bir salgına dönüşüyor. Burada bildiğimiz grip virüsünden 30 kat daha hızlı yayılan bir virüsten bahsediyoruz. Eldeki son verilere göre vaka sayısı her 5-7 günde katlanarak artıyor. Bu, virüsün hızla yayılmasının önlenemediği takdirde yakın gelecekte çok daha fazla vaka ve ölümle karşılaşılabileceğini gösteriyor. Çin’den gelen haberler biraz sevindirici; en azından vaka artış hızının neredeyse sıfır noktasına gerilediğine işaret ediyor. İşin özü ise şu: dikkatli davranıyorsanız, genç ve sağlıklıysanız, gerekli tedbirleri alıyorsanız, iyi besleniyorsanız, muafiyet sisteminizi destekleyici vitaminleri alıyorsanız virüsü kapma ve ölme riskiniz düşük. Buna karşılık yaşlıysanız, üstelik de dar gelirli iseniz, yaşam koşullarınız iyi değilse, bir takım sağlık sorunlarınız varsa riskiniz yüksek. Kısacası ölümlerin büyük kısmının dar gelirli kesimlerden çıkma olasılığı yüksek gözüküyor.

KORONA KRİZİ, KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE 6

COVID-19’un küresel etkisinin çok ciddi olduğu konusunda hiçbir kuşku yok. Bu virüsün temsil ettiği tehlikenin 1918 yılında dünyayı kasıp kavuran ve 30-35 milyon insanın ölümüne yol açan H1N1 grip salgınından bu yana belki de halk sağlığını tehdit eden en ciddi gelişme olduğu söylenebilir. Dünyanın en önemli üniversitelerinden biri olan Imperial College (Londra) akademisyenlerince geçen hafta içinde açıklanan bir araştırma raporunun sonuçlarına göre, virüsün yayılmasının önlenememesi ve ayrıca bir aşı geliştirilememesi durumunda, ABD ve İngiltere nüfuslarının yüzde 81’i virüsten etkilenecek, ABD’de 2.2 milyon, İngiltere’de ise 510 bin insan ölecek. Rapor, virüsün yayılmasını zorlaştıracak veya engelleyecek evden çıkmama, karantina, sosyal uzaklaşma, okulların ve üniversitelerin kapatılması, çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesi ve temizliğe dikkat edilmesi gibi tedbirlerin titizlikle uygulanması halinde ölüm oranlarının en az yüzde 50 düşebileceğini vurguluyor.

Konu ile ilgili literatürü her gün tarıyorum. Doktor veya virolog değilim ama COVIT-19 ile ilgili çok şey okudum. Gördüğüm kadarıyla bu virüs bağlamında bilimsel olarak çok da bir şey bilmiyoruz. Sorun da buradan çıkıyor zaten. Belirsizlik çok fazla. Bu da toplumları yıpratıyor, dedikoduları ve komplo teorilerini tetikliyor, cehalete dayalı davranış biçimlerinden vazgeçilmesini zorlaştırıyor. Araştırmalar devam ediyor ama virüse karşı etkili olacak ve yaygın kullanıma açık bir ilaç henüz bulunmuyor. Aşı geliştirme çalışmaları belki yoğun bir şekilde sürdürülüyor ama görünen o ki 2020 sonbaharından önce güvenilir bir aşının piyasaya sürülmesi olası değil. Bugün için yeterli sayıda test yapılabildiğini söylemek de mümkün değil. Bu durum gerekli müdahalelerin yapılmasını geciktiriyor.

Yaygın test yapılması çok ama çok önemli. Çünkü erken dönemde sayıların farkına varıp, vakalar yüksek risk grubunu vurmadan gerekli önlemleri almak, yayılım hızını ve ölümleri azaltıyor. Bu konunun önemini anlamak için İtalya ve Güney Kore’nin durumlarını karşılaştırmak gerek. Az ve geç test İtalya’da ölü sayısının hızla artması sonucunu doğururken, çok ve erken test sayesinde Güney Kore salgını kontrol altına aldı.

Şunu da unutmamak lazım. Tüm ülkelerin bir çıkış stratejisine ihtiyacı var ve hayatın normale döndürülmesi gerekiyor. Fakat, Korona virüsü yok olmayacak. Virüsü engellemeye yönelik sınırlamalar kalktığı zaman kaçınılmaz olarak vaka sayısı artmaya başlayacak. Dolayısıyla insanlık olağanüstü bir bilimsel ve toplumsal sınav ile karşı karşıya bulunuyor. Krizden çıkışın üç ana yolu var:

  • Aşı
  • Virüse karşı belirli sayıda insanın bağışıklık kazanması
  • İnsan davranışlarının kalıcı olarak değişmesi

Ne var ki söz konusu bu üç ana yolun da etkili hale gelmesinin belli bir zaman sürecine ihtiyacı olduğu açık.

Bu noktada gereksiz panik yapılmamasının ve ucuz medya provokasyonlarına kapılmamanın önemine işaret etmek istiyorum. Dünyanın sonu gelmiş gibi medikal malzeme, ilaç, gıda maddesi stoklamasına gidilmemeli. Yapılması gereken tedbirli olmak, kişisel hijyene dikkat etmek, sağlıklı gıdalar ve vitamin-minerallerle bağışıklık sistemini güçlü tutmak, sosyal sınırlamalar konusunda dikkatli olmak ve normal hayatınızı yaşamak olmalı.

Çin, virüsle mücadele ederken ekonomi çarklarının üçte ikisini durdurma ve milli gelir artış hızında çarpıcı bir düşme pahasına virüsün yayılmasını frenleyebildi. Singapur çok akılcı, bilimsel, şeffaf ve her ülkeye örnek olması gereken bir mücadele programında başarılı oldu. Güney Kore, planlı bir mücadele modelini ödünsüz uygulayarak salgını kontrol altına aldı. Öte yandan ABD gibi piyasa kapitalizminin en vahşi olduğu bir ülkede virüs yayılmaya devam ediyor. ABD’nin yaygın test yapmakta geç kaldığı anlaşılıyor. Bazı eyaletleri artık önü zor alınacak bir salgın döngüsünün içine girdi bile.

Son haftalarda küresel piyasalarda yaşanan çarpıcı kayıplar, petrolün varilinin 25 dolara kadar gerilemesi, ABD 30 yıllık devlet tahvili getirisinin bir doların altına düşmesi yeni bir finansal krizin ABD’den başlayarak tüm dünyaya yayılabileceğine işaret ediyor. Bu senaryonun katalizörlüğü ise korona virüsüne ait olsa gerek. ABD Merkez Bankası (FED) iki kez faiz indirimine gitti, 700 milyar dolarlık bir finansal genişlemeye gideceğini açıkladı ama bu tedbirlerin olası bir finansal krizi engelleyip engelleyemeyeceği tartışmalı. Nitekim, ABD’nin önde gelen bankalarından biri olan Bank of America, geçen hafta içinde, ABD ekonomisinin artık bir krizin içine girdiğini açıkladı. Banka, 2020 yılının ikinci çeyreğinde 3.5 milyon kişinin işini kaybedeceğini, işsizlik oranının mevcut seviyesinin iki katına kadar sıçrayarak yüzde 7 civarına yükseleceğini, ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 12, 2020’nin tümünde yüzde 0.8 küçüleceği tahmininde bulundu.

Yeri gelmişken altını çizmekte yarar var. COVID-19 küresel boyutta yarattığı çarpıcı etkiler bakımından insanlığın karşılaştığı yeni tip bir vakadır. Hatta bir dönüm noktasıdır denilebilir. Yol açtığı salgın önemli siyasi, sosyal ve ekonomik dönüşümlerin tetikleyicisi olacaktır. Bu salgının önlenmesi bir yana, ilerisi bakımından alınması gereken dersler ve kararlar vardır.

Yüz milyonlarca insanın kendini dış dünyadan soyutladığı COVIT-19 salgınının uzun vadede önemli jeopolitik etkileri olacağını tahmin ediyorum. Salgının ABD’nin küresel konumunu tartışmaya açacağını düşünüyorum. Çünkü, devlet kurumlarının yanlış adımları, ABD yönetiminin yeterliliğine olan güvene zarar verirken Başkan Trump’ın talihsiz açıklamaları karışıklığı ve belirsizliği arttırmıştır. Hem kamu kurumlarının hem de özel sektörün test ve mücadele konusunda yeterince hazırlıklı olmadığı ortaya çıkmıştır. Aslında salgın, ABD’nin krizlere karşı küresel bir cevabı oluşturma ve koordine etme becerisinin yeterli olmadığını göstermiştir. İlginçtir ki Washington başarısız olurken, Çin, ABD’nin hatalarının yarattığı boşluğu doldurarak salgınla mücadelede küresel lider konumuna gelmiş, diğer ülkelere yardım bile etmiştir. Sırbistan cumhurbaşkanının geçenlerde “Avrupa dayanışmasının bir peri masalı olduğunu, Çin’den başka yardım edebilecek ülke bulunmadığını” söylemesi bu bağlamda oldukça manidardır. Görünen o ki Çin’in gücü ve moral üstünlüğü yükselecektir.

Zaten oldukça sıkıntılı bir dönemden geçen, jeopolitik gelişmelere büyük duyarlılığı olan Türkiye ekonomisinin yukarıda özetlemeye çalıştığım gelişmelerden ciddi olarak etkilenmemesi mümkün değil. Egemen siyasetin bir yandan virüsün bize de sıçrayıp yayılmaması için her türlü tedbiri alması ve yurttaşlarımızı düzenli olarak bilgilendirmesi, bir yandan da virüsün ekonomimize olacak etkilerini asgariye indirebilmek için gerekli planlamayı yapması ve aynı zamanda halkımızı psikolojik olarak olumsuz senaryolara hazırlaması gerekiyor.

Ancak aklıma gelen bazı hususları bu noktada belirtmekte fayda görüyorum. Bence Türkiye şu anda çok kritik bir zaman diliminin içinde. Logaritmik ölçekte vaka artışları sağlık sistemimizi çok zorlayabilir. Umarım olmaz ama İtalya’daki gibi ani vaka sayısı artışı olursa sistem bu yükü kaldıramayabilir. Burada yoğun bakım yatağı, mekanik vantilatör sayısı ve en önemlisi özel donanımlı sağlık personeli sayısı çok kritik. Yakın gelecekte enfekte olabileceğini bile bile adeta nefessiz çalışan sağlık personeline zaman kazandırmak çok ama çok önemli. Salgının tepe yapma zamanını mümkün olduğu kadar uzatmanın ve hatta engellemenin tek yolu ise ödünsüz sosyal izolasyon olsa gerek. Eğer bunu birkaç hafta için becerebilirsek mücadelede başarılı olma şansımızın yüksek olacağını düşünmekteyim.

KORONA KRİZİ, KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE 7

Bu noktada ifade etmeyelim ki hükümetin, corona virüsünün ülkemizde bir salgına dönüşmeden tam anlamıyla kontrol altına alınması yolunda bugüne kadar izlediği politikayı ve aldığı çok yönlü tedbirleri genel hatlarıyla olumlu fakat biraz eksik buluyorum. Türkiye aslında umre dönüşlerine kadar virüsle mücadeleyi iyi götürdü. Ancak, kontrolsüz dönüşler güçlü sandığımız zincirin zayıf halkası oldu ve zincir koptu. Ülkemizdeki cemaat, tarikat yapılanması ile kontrolsüz gruplar işi daha da zorlaştırdı. Sağlık bakanımızın günde 15.000 test yapılacağını ve Güney Kore’nin izlediği modelin uygulanacağını açıklaması çok isabetlidir. Okulların ve üniversitelerin tatil edilmesi, camilerde cemaatle kılınacak namazlara izin verilmemesi, liglerin ve tüm spor müsabakalarının ertelenmesi veya iptali, eğlence yerlerinin kapatılması doğru kararlardır. Bundan böyle gevşeme olmamasını, eşanlı olarak ekonomi yönetiminin almak zorunda kalacağı kararların ekonominin içinde bulunduğu koşullarla ters düşmemesini temenni ediyorum. Bu bağlamda aklıma gelen bazı uyarıları yapmayı da bir görev telakki ediyorum. Şöyle ki;

  • 2020 bütçesi içine girdiğimiz olağandışı dönemin gerektirdiği önceliklere göre sağlık, eğitim, savunma, altyapı ve diyanet arasında yeniden bir kaynak dağılımı yapılacak şekilde derhal revize edilmelidir.
  • Kamuda gördüğümüz ve eleştirmekten çekinmediğimiz savurganlıklar ve şatafat bıçak gibi kesilmelidir.
  • İnsanüstü bir gayretle ve büyük bir özveri ile çalışan tüm doktorlarımızın, hemşirelerimizin ve sağlık personelimizin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzemenin kendilerine eksiksiz temin edilmesi sağlanmalı, kendileri gereken sıklıkla kontrolden geçirilmeli ve virüsü kapanlar çıktığında bunlar derhal tedavi altına alınmalıdır.
  • Tatbikatların bile ertelendiği böyle bir dönemde askeri çatışmalardan kaçınılması bir zorunluluktur. Özellikle Suriye ve Libya’da, ulusal güvenliğimizi göz ardı etmeden bir detant dönemi sağlanması için her türlü çaba gösterilmelidir.
  • IMF, Dünya Bankası ve Avrupa Merkez Bankasının açıkladığı Korona destek fonlarından istifade edebilmek için gerekli koşulları sağlayabilmek adına derhal harekete geçilmelidir.

Evet değerli okuyucularım. Aklıma gelen şeylerin çoğunu yazdım sanıyorum.

Son olarak ben dahil 65 yaş üstü 7 milyonu aşkın vatandaşımıza sokağa çıkma yasağı getirildi. Bence isabetli bir karar. Çünkü sorumlu davranmayan yurttaşlarımızın sayısı az değildi. Anlaşılan bir süre evimde eşimle birlikte mutlu olmanın, sıkılmamanın yollarını arayacağız. Aslında şanslıyız. İkimizin de ciddi merakları, uğraşları var. Internet, Facetime, WhatsApp gibi arkadaşlarımız var. Bu süreyi en iyi şekilde atlatacağımıza inanıyorum.

Unutmayalım. Hepimiz aynı gemideyiz. Bilime, şeffaflığa, akılcılığa, herkesi kucaklamaya, sosyal dayanışmaya ve doğru bilinçlendirmeye her zamandan daha fazla ihtiyacımız var.

Zor bir dönemden geçiyoruz.

Umarım az zararla atlatırız.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!