KILIÇDAROĞLU VE SURİYE KONFERANSI - Halimiz
KILIÇDAROĞLU VE SURİYE KONFERANSI 2
DEVLET YÖNETİMİ BÖYLE OLMAMALI
3 Ekim 2019
KILIÇDAROĞLU VE SURİYE KONFERANSI 3
BEDENİNİ SEV
3 Ekim 2019
KILIÇDAROĞLU VE SURİYE KONFERANSI 4

Cumartesi günü İstanbul’da, Grand Tarabya Otel’de, ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin “Suriye’de Barışa Açılan Kapı” temalı konferansına katıldım. Yerel seçimlerin öncesinde yapılması planlanmış bir konferans olduğu hatırlatılsa da Suriye’de çatışmalar sürdüğü sürece böylesi bir inisiyatifin hayata geçmesi illa ki zamanlı olmuştur ve Suriye’de ve bölgede olan bitenleri takip eden Türk ve yabancı bir grup siyasetçi, akademisyen, sivil toplum kuruluşu çalışanı ve gazetecileri bir araya toplayarak bir fikir teatisinin yaşanmasına aracı olması da ancak faydalı olmuştur kanaatindeyim. Bununla birlikte, konferansın açılışında konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu dışında oturumlara katılan panelistlerin görüşlerinin elbette bu partinin görüşlerine çok zıt düşmeyebileceğini ancak parti politikası olarak içselleştirildiğini öngörmenin de doğru olmadığını düşünmekteyim. Eğer ki bu konferansın partiyi bağlayan bir hali olacak ise bunun bilahare yazılı bir metin ile kamuoyuyla paylaşılması ancak işin ciddiyeti ile örtüşecektir.

Kılıçdaroğlu’nun, konferansın açılışında okuduğu konuşma metni ise partiyi bağlayan niteliktedir. Burada dikkatimi çeken husus ise Kılıçdaroğlu’nun, iktidarın Suriye politikasını eleştirirken hala ikilikli bir düşünce haritasına sahip olduğunu sergilemesi olmuştur. İkilikli derken, iktidarın gittiği yoldan gitmeye devam etmekle yeni bir yol tayin etme arasındaki farktan bahsediyorum. Kılıçdaroğlu, “90 yıllık dış politikamızın kısa süreç içinde perişan edildiğini ve bütün birikimlerimizin çöp sepetine atıldığını, Ortadoğu’ya mezhep eksenli bakılmasının Türkiye’nin tarihinde görülmemiş olduğunu hep vurguladık,” derken haklıdır. Bugün iktidar partisinden istifa etmiş olan Ahmet Davutoğlu‘nun da yoğun katkılarıyla inşa edilen Yeni Osmanlıcılık adı verilen agresif ve yayılmacı bir tavır sergileyen dış politik yaklaşımdan bahsetmektedir. Ki konferansın değerli panelistlerinden biri yaptığı konuşmada “yanlış üzerine doğru inşa etmenin imkansız bir misyon olduğunu” isabetli bir değerlendirme ile özetlemiştir. Bir başka panelist de Davutoğlu’nun 2012 yılında verdiği bir gazete demecinde, “Mülteci sayısı 100 bini geçerse bunları barındıracak yerimiz yok” ifadesini anımsatarak bugün neden Suriye meselesinin Türkiye’de öncelikli olarak bir göçmen sorunu ve hatta hatta Suriyelilere düşmanlık sorunu haline geldiğini anımsatmış oldu. Yazık ki bu kadar ağır bedelle sonlanan bir siyasi çıkışın sahibi Davutoğlu, ne böyle bir hata yaptığını kabul etti ne de bu siyasetin mağduru halk(lar)dan özür diledi. Aksine daha büyük bir iddia ortaya koyarak siyasi bir parti kurma yoluna kalkıştı. Gerçi Erdoğan da bu politikayı benimsememiş olsa böylesi hamleleri Davutoğlu tek başına yapamazdı.

Sorun şu ki Kılıçdaroğlu, yaptığı açılış konuşmasında bu yanlış politikanın üzerine bir taş da kendi koymuştur. Astana görüşmelerinin Ankara’da yapılan 5inci Suriye toplantısı sonucundaki en önemli kazanımının Suriye’deki yeni anayasa yazımı için oluşturulan komitenin hazırlıkları olduğu öne çıkarılmıştı iktidar tarafından. Kılıçdaroğlu da “Suriye Anayasasını yazacak bir Anayasa Komitesinin nihayet oluşturulmasını not ediyor, yeni anayasanın Suriye’nin demokratikleşmesini sağlamasını ve Suriye halkının geleceğini aydınlatmasını diliyoruz,” diyerek iktidarın başarı olarak sunduğu bu çıkışı onamıştır. Bu, kanımca, sorunlu bir yaklaşımdır. Birincisi bu kurulan komiteden böylesi bir anayasanın yazılımını gerçekten beklemek ne samimi ne de gerçekle örtüşen bir haldir. Suriye’de, Rusya ve İran’ın da katkılarıyla Beşar Esad rejimi, ülkenin önemli bir kesitinde hakimiyeti ele geçirmiştir ancak çatışmaların sonlanmasına ne zaman varılır büyük soru işaretidir. Haliyle bu anayasa komitesinin çalışmalarının bu ülkedeki akan kanı durduracağını öngörmemek gerek. Dahası son kertede Esad’ın bu anayasanın şekillenmesinde etkisi daha farklı olabilir; aynen bizde de olduğu gibi — hatırlayacaksınız Meclis’de anayasamızın yenilenmesi için bir komite kurulmuştu ve halkın önüne sonulan referandum metninde buradaki çalışmaların esamesi yoktu — Esad da iş son noktaya geldiğinde kendi anayasasını ortaya çıkarabilir ve muhalif kanatla dialogu kendi bildiği yoldan çizebilir. Bir de işin ilginci, bu anayasa yazım komitesinde yer alan bir kişi ve adları sunulmuş ama kabul edilmemiş diğer iki Suriyeli için Türkiye vize vermediği için bu konferansa konuşmacı olarak katılamamışlar. Bu da iktidarın, bu anayasa yazılımı üzerindeki samimiyetini sorgulatan bir başka unsur.

Bir başka deyişle, Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı eleştiriyor gibi yaparken mevcut siyasi atılan adımlarla da örtüştüğünü yansıtmış oluyor. Bu da bu partinin, Fırat’ın doğusuna yapılması beklenilen operasyona da destek verebileceği olasılığını gündeme getirmektedir. Ki geçtiğimiz yıl tam da bugünde TBMM’de CHP’nin de katkılarıyla Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda hükümete yetki veren tezkere geçmişti ve Resmi Gazete’de de 30 Ekim’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti. TBMM‘de bu ay bitmeden bu tezkerenin yenilenmesi için elbette oylama olacaktır.

Kılıçdaroğlu, eğer ki, Suriye’de neler yapılması gerektiğini sıraladığı maddelerin 4üncüsü olan “Bugüne kadar uluslararası hukuk ve meşruiyete aykırı bütün hamlelerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz,” ifadesinde samimi ise bu tezkerenin yenilenmesinde “HAYIR” oyu kullanmalıdır. Zira Türkiye, Fırat’ın doğusuna bu şekilde yapacağı bir askeri operasyonla uluslararası hukuk ve meşruiyetle örtüşmeyecek bir adım atacaktır. TSK’nın her ne kadar bu ülke topraklarındaki varlığı terörle mücadele kapsamında gösterilerek meşrulaştırılmaya çalışılsa da Suriye, BM nezdinde Türkiye’yi zaten işgalci güç olarak suçlayan girişimlerde bulunmaktadır. Bugün için Suriye’nin kıymeti harbiyesi olmayabilir ama sekiz yıllık bir savaştan devrilmeden çıkabilen bir ekip – hukuken de dayanağı varsa – baş ağrıtır, en hafifinden.

Kılıçdaroğlu, Suriye yönetimi ile doğrudan iletişime geçmenin de memleketi olası daha büyük sorunlardan koruyabileceğine bu neler yapılması gerektiğini sıraladığı maddeler içinde yer verdi. Bu sebepten de bakıldığında CHP’nin önümüzdeki tezkere oylamasında – iktidardan ayrıştığını net şekilde sergilemesi için – red oyunu kullanması ve bunun yerine Şam ile doğrudan temasa geçerek Türkiye’ye uluslararası meşruiyeti de sağlayacak Adana mutabakatını canlandırması için ön ayak olması akılcı olacaktır. Ki bu takdirde Şam ikna edilirse – Amerika veya Rusya’nın onamasına ihtiyaç kalmadan – Türkiye, Suriye sınırı içinde, kendi topraklarını güvence altına almak amacıyla faaliyet gösterebilecektir. Gerçi Rusya, Türkiye’nin, Adana mutabakatını anımsaması ve tekrar yürürlüğe koyabilmesi için açıktan çağrıda bulunuyor.

İktidara talip siyasilerin, tam da böyle kritik dönüm noktalarında farklarını ortaya sermeleri siyasete anlam kazandırır; eleştirilerinin arkasını sağlamlaştırır, inandırıcılık ve güven katar. Korkarım ki Kılıçdaroğlu henüz böyle bir duruşu sergileyecek kadar lider olmayı arzulayan bir konumda değil. Çünkü burada atacağı her adımın siyaseten nasıl manipüle edileceğinden çekinmekte ve hala kendince güvenli alan diye belirlediği sınırlar içinde siyaset yapmayı veyahut mevcudun arkasına takılmayı tercih ediyor. Dilerim, yanılmış olurum…

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!