"KENDİ ORKESTRANI YÖNET" - Halimiz
"KENDİ ORKESTRANI YÖNET" 2
ÇOCUKLARA GÜZEL ANILAR BIRAKIN
30 Ocak 2020
"KENDİ ORKESTRANI YÖNET" 3
DURDURMA SANATI
30 Ocak 2020
"KENDİ ORKESTRANI YÖNET" 4

Bir şey birden fazla karşıma çıktığında o şeyin benim için üzerinde düşünülmeye değer bir şey olduğuna inanıyorum. Bu hafta ne üzerine yazsam diye düşündüğüm günlerde, iki gün üst üste aynı cümlenin başka başka ortamlarda karşıma çıkması bu inancımı destekledi. “Kendi orkestranı yönet” ve “her gün yaşam denilen orkestrada kendine ait bölümü çalmadan önce kendini nasıl akort etmen ve uyumlaman gerek?”

Orkestra, çok sayıda müzik aleti için yazılmış müzik parçalarını seslendirmek üzere bir şef yönetiminde bir araya gelen müzik aleti ve müzisyen topluluğudur. Herkesin dinleyebileceği bir eser çıkması için müzisyenlerin ve müzik aletlerinin birbirine uyumlu olması gerekmektedir. Yani orkestra deyince doğru akort, uyum ve uyumlu halde olabilmek anahtar kelimelerdir.

“Her gün yaşam denilen orkestrada kendine ait bölümü çalmadan önce kendini nasıl akort etmen ve uyumlaman gerek?” Bu cümleyi ilk gördüğümde üzerinde fazla durmamıştım ta ki “kendi orkestranı yönet” cümlesini görene kadar. Demek ki benim orkestram ve akordumla ilgili bir durum vardı ve bu konu üzerine eğilmem gerekiyordu.

Yaşam bir orkestradır cümlesi ne ifade ediyordu? Eğer orkestra çok sayıda müzik aletini ve müzisyeni bir araya getiren bir topluluksa, hayat da birçok unsuru bir araya getiriyor demekti. Yavaşlamayı, hızlanmayı, durmayı, ilerlemeyi, beklemeyi, sabırsızlığı, keyfi, üzüntüyü, çalışmayı, dinlenmeyi, mutluluğu, mutsuzluğu… Ve tüm bunların öyle ya da böyle bir arada var olabilmesini… Akort içinde, uyum içinde… Nasıl ki bir orkestrada keman başka bir yeri çello başka bir yeri seslendiriyorsa, bu hayat da ben başka bir yeri ailem başka bir yeri dostlarım da bambaşka bir yeri seslendiriyor. Herkesin görevi ve bu hayata kattığı değer bambaşka. İşte yaşam da tüm bu görev ve değerlerin bir araya uyumlu bir şekilde bir araya gelmesi…

Yaşam orkestrasında benim bölümüm ne acaba diye düşünmeden de edemiyordum. Bu hayatta ben hangi rolü oynuyorum? Hangi görevi üstlendim? Ve bu görevi elimden geldiğince yerine getirebiliyor muydum? Son zamanlarda yaşadığım olayları gözden geçiriyorum. Karşıma çıkan kişilere, onlarla yaşadığım sorunlara ya da olaylara bakıyorum. Çevremdeki kişilerin benim hayatıma dokundurduklarına ya da benim onların hayatına yaptığım dokunuşlara… Sanırım rolüm okumak, daha çok okumak, okuduklarımı yazılı ya da sözlü bir şekilde paylaşmak…

“Kendime ait bölümü çalmadan önce kendimi nasıl akort edecektim? Nasıl uyumlayacaktım?” Kendimi akort etmek ne demekti? Bedenim başka, ruhum başka ve de zihnim başka dilden konuşuyorsa, ben nasıl uyumlu hale gelecektim? Nasıl akort tutacaktım? Akort etmek, bir müzik aletinin seslerini ayarlamak ve birbirine uyumlu hale getirmek demekti. O halde ben de bu hayattaki rolümü oynamadan, kendime ait bölümü çalmadan önce bedenimi, zihnimi ve ruhumu birbirine uyumlu hale getirmeli ve aynı dilden konuşmalarını sağlamalıydım. Birisi “do” sesi verirken öteki “si” bir diğeri “mi” sesi vermemeliydi. Hepsi aynı sesi vermeli, hepsi aynı dili konuşmalı, hepsi aynı şeyi hissetmeli ve düşünmeli ve bunları da uyumlu bir şekilde hayata geçirmeliydi. Yani beden, zihin ve ruh tam ve bir bütün olmalı, hep aynı şeyi hissetmeli ve yapmalıydı. Birbiriyle çelişmemeliydi. Birbirine karşı gelmemeliydi. Birinin “ak” dediğine bir diğeri “kara” dememeliydi. Kendime ait bölümü çalmadan önce beden, ruh ve zihin olarak aynı dili hissetmeli, düşünmeli, uyumlu hale gelmeli ve aynı dilden konuşmalıydım. Kimi zaman zor olabilirdi ama denemeye değerdi. Önce kendini akort et ve uyumla ki tüm dünya da senin akorduna aynı tonda cevap versin ve büyük bir orkestra oluşsun.

Kendimi akort edip, kendime ait bölümü çalmaya başladıktan sonra kendi orkestramı da yönetebilmeliydim. Hayatımı bir melodi gibi, müzik gibi yaşamalıydım. Kendi hayatımın kontrolü kendi ellerimde olmalıydı. Kendi değerlerim olmalı, kendime sevgi göstermeli, kendimi saymalıydım. Eğer ben kendimi sever sayarsam, çevremdekiler de beni sever ve sayardı. Kendi orkestramın yani hayatımın kontrolü bende olmalıydı. Gerektiğinde hızlı bir tempo gerektiğinde yavaş bir tonda çalmalıydım müziğimi. Kimi zaman daha coşkulu kimi zaman ise daha sakin… Sevgimi katmalıydım hayatıma ve hayat adını verdiğim “eserime.” Ruhu olmalıydı orkestramın ve eserimin… Kendi ruhu ve kendi dinamiği… Öylesine bir hayat yaşamalıydım ki ve o hayatımı yani orkestramı öylesine coşkulu, keyifli ve güzel yönetmeliydim ki eserin sonuna doğru yaklaştığımda dönüp baktığımda hiç pişmanlık duymamalıydım. Keyifle izlemeli, keyifle dinlemeliydim ve keyifle yönetebilmeliydim orkestramı. Kendine ait bir ritmi, kendine ait bir coşkusu, kendine ait bir ruhu olmalıydı orkestramın… Ve o orkestra içindeki bölümü de uyumlu bir şekilde çalmalı ve yaşamalıydım…

İşte bu iki cümle ardı ardına karşıma çıkınca aklımdan tüm bunlar gelip geçti. Bu koca orkestrada hepimizin bir bölümü var ve bu bölümü çalmadan önce kendimizi akort etmeli ve doğru dili bulmalıyız. Sonrasında da o orkestrayı dilediğimizce kontrol edebilmeli ve yönetebilmeliyiz. İşte o zaman beden, ruh ve zihin doğru dili konuşur, doğru notaları basar ve doğru sesleri çıkararak uyumlu bir eser koyar ortaya… O eser de bir ömür boyu mutlu olur ve huzur içinde yaşar…

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!