"Kemal Dede Benim Umudum ve Yürüyecek Çok Yolum Var!" - Halimiz
En Güzel Adalet Yürüyüşü
13 Temmuz 2017
Haftanın Öne Çıkan Haberleri…
20 Temmuz 2017

Bu haftaki yazımda, Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 25 gün süren adalet yürüyüşü sonrası geride bıraktığımız pazar günü Maltepe’de yapılan ve benim de katıldığım mitingini, orada toplanan milyonları, onların umutlarını, adalet haykırışlarını ve bunun bende yarattığı etkiyi paylaşmak istiyordum sizinle… Ancak öyle bir fotoğraf karesiyle karşı karşıya kaldım ki bana anlatacak çok da bir şey kalmadığını düşündüm. O fotoğraf, yazımın kapak fotoğrafı oldu.

En fazla 5-6 yaşlarında olan ve geçen pazar günkü Maltepe mitingi öncesi adalet yürüyüşünün son 3 kilometrelik kısmında Kılıçdaroğlu’nun konvoyunun en önünde yer alan bu kız çocuğu, umudun yüzü oldu.

Türkiye’de, son yıllarda, giderek artan bir düzeyde ve kutuplaştırıcı bir dille toplumu ötekileştiren, birbirinden neredeyse nefret ettiren, iki ayrı insan grubu oluşturan siyaset adabı!!! kendi siyaset alanlarını yaratmaya ve seçmenini konsolide etmeye devam ederken…  Türkiye tarihinin belki de en barışçıl eylemlerinden biri, 15 Haziran’da, Ankara Güvenpark’ta başladı. Bir gün öncesinde CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT tırları davasında “ajanlık” suçlamasıyla 25 yıl hapse çarptırılmasının ardından CHP Genel Merkezi’nde ve CHP’nin meclis grubunda peşi sıra yapılan toplantılarda, Kılıçdaroğlu’nun adalet çağrısı ve Ankara – İstanbul arası 485 kilometrelik yolu yürüme kararı çıktı.

Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “hak, hukuk, adalet” şiarıyla yola çıktığı ve her adımını büyük bir kararlılıkla attığı bu yürüyüşe çok sayıda sivil toplum örgütü, sanatçı, eski-yeni birçok siyasetçi ve adalete özlem duyan çok geniş bir halk kitlesi katıldı.

Sosyal Demokrasiye Hayat Öpücüğü

2010 yılının Mayıs ayında yapılan CHP olağan kurultayında genel başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, parti liderliğini devralmasının üzerinden geçen bir yılda gerçekleşen genel seçimde partisinin oyunu 6 puan arttırdığı gerçeğini bir yana koyarsak… O günden bu yana ana muhalefet lideri olarak izlediği birçok politika ve aldığı pek çok karar kamuoyu nezdinde tartışıla geldi. İktidar karşıtı seçmenin çokça umut beslediği 2014 yerel seçimleri, yine 2014’de gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2015 yılında tekrarlanmak zorunluluğu doğduğu için gerçekleşen iki genel seçim ve son olarak Meclis başkan adaylığı tartışmaları, CHP liderinin ve partinin üst karar organlarının verdiği kararlar, ortaya çıkardığı adaylar ve listeler, seçmeni tatmin etmedi. adalet yürüyüşü öncesinde de muhalif seçmen için bardağı taşıran son damla 16 Nisan referandumu sonuçlarına şaibe düştükten sonra sergilenen performans oldu.

Anayasa Değişikliği Paketinin Halk Oylamasına Gittiği 16 Nisan Gecesi Yaşananlar Bardağı Taşıran Son Damla Oldu…

Başkanlık sisteminin temelini oluşturan anayasa değişikliği teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu’nda haftalarca ve takibinde de Genel Kurul’da tartışıldı, oylamaya sunuldu ve gerekli çoğunluk sağlanmadığı için kabul edilmedi. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin verdiği oylar bu teklifin referanduma taşınmasını sağladı.

Meclis’te, günlerce ve hatta gecelerce süren anayasa tartışmalarından akılda kalan karelerden biri de aşağıdaki kare oldu. Kadın vekiller bile “erkek şiddetinin” bir parçası olacak noktaya getirildi ve utanç kareleri böyle kayda geçti.

Anayasa değişikliğinin mecliste görüşüldüğü tarihlerde, yürürlükte olan bir olağanüstü halin olduğunu hatırlatmak gerekir. Ana muhalefetin bugün hala “sivil darbe” olarak adlandırdığı 20 Temmuz tarihinde alınan Olağanüstü Hal kararı, bugün, hala, hükümet tarafından, “kararlılıkla” devam ettirilmekte. OHAL koşulları altında gerçekleşen hak ihlalleri, pek çok gazetecinin hapse atılması, muhalif medya üzerinde kurulan baskılar, hiçbir terör örgütüyle bağlantısı olmamasına rağmen üniversitelerden akademisyenlerin atılması da ülkedeki gerilimin daha da artmasına yol açtı.

İşte bu koşullarda, anayasa değişikliğine “hayır” diyen ana muhalefet partisi ve pek çok siyasi parti ve sivil toplum örgütü her şeye rağmen çok etkili bir çalışma yaparak, bu önerilen şekliyle başkanlık sistemine neden karşı olduklarını ve neden parlamenter sistemi savunduklarını çok net bir dile anlattılar. İktidar karşıtı seçmen bu çalışmayı takdir etmiş olsa da CHP’ye karşı temkinli ve bir ölçüde de kızgın oldukları bilinen bir gerçek. Muhalif kesim, 16 Nisan gecesi sandıkta kazanıp sayımda kaybettiğine inandığı seçim sonucuna karşı Kılıçdaroğlu’ndan beklediği tepkiyi 14 Haziran 2017’de aldı. Ve CHP lideri, “bıçak kemiğe dayandı” diyerek yola çıktı. Bu yola çıkış pek çok kesim tarafından da “sosyal demokrasiye ve muhalefete hayat öpücüğü” olarak adlandırıldı. Bu hayat öpücüğü belki de sadece Türkiye’nin sosyal demokratları için değil, sevgiyi, dayanışmayı, birlikte yaşama idealini paylaşan tüm insanlar için bir umuttu…

Yeniden Umut…

Bu yürüyüş Türkiye’de halkın adaletsizliklere isyanı ve hukuka, eşitliğe, özgürlüğe susamışlığının sesi oldu. Ankara’dan Istanbul’a yürünen 25 gün boyunca Türkiye’nin son yıllarda özlemini çektiği tablolar ortaya çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu’na yürüyüşü boyunca pek çok sanatçı, yazar, sivil toplum örgütü temsilcisi ve Türkiye’nin her yerinden gelen kadınlar, gençler ve tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütleri eşlik etti.

Birçok sivil toplum örgütü, meslek odaları temsilcileri ve üyeleriyle yürüdüğüm bir kaç kilometrede bile bütün yürüyüşçülerin zor koşullara rağmen ne kadar büyük bir inanç, istek ve dayanışma ile orada olduklarına şahit oldum. Daha da önemlisi, bu dayanışma ve inanç, yürüyüşün her gününe ve her anına yansıdı. Gezi parkı eylemlerindeki gibi arkalarında bir çöp bile bırakmayan adalet yürüyüşçüleri, büyük bir disiplin içinde yürümenin yanı sıra barış söylemlerini elden bırakmadılar ve Kılıçdaroğlu’nun uyarılarını da dikkate alarak – bu yürüyüşe karşı tepki gösterenleri – sadece “alkışladılar.”

Bu yürüyüşten söz ederken, hiç kuşkusuz, yürüyüşün bence esas kahramanlarından olan ya da başını çeken kadınlardan da söz etmek gerekiyor. Bir kadın hakları aktivisti olarak Ürün yine kadınlara pozitif ayrımcılık yapıyor diyeceksiniz ama yürüyüşün verileri bize katılımcıların çoğunun yine adaletsizliklerden, eşitsizliklerden en çok mağdur olan kadınlar olduğunu gösterdi. Hatta kadınların katılım oranı %60’ın üzerinde ve bu da aslında Türkiye’de olası bir iktidar değişikliğini kadın seçmenin şekillendirebileceğini gösteriyor. Nitekim, bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kampanyalarının sonunda liderleri Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin kadınlarına ve gönüllülerine nasıl teşekkür ettiğini hepimiz hatırlarız.

Erkek Adalet Değil Gerçek Adalet İstiyoruz

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği ilk günden itibaren dile getirdiği Yeni Türkiye söyleminin içerisinde ve 2005’te Avrupa Birliği müzakerelerinde, kadın erkek eşitliği ana maddelerden biri iken bugün 2002’den de geri noktalara gelindi. Türkiye’de kadına karşı şiddet görülmedik bir hızla tırmanırken, günlük yaşantılarına yansıyan pek çok eşitsizlik ve ayrımcılık – özellikle erkeklerin ağırlıkta olduğu adli sistemle – iyice çözümsüz bir noktaya geldi. Kadına karşı şiddetin her geçen gün tırmandığı, sokaklarında kadınların öldürüldüğü, minibüslerinde kadınların dövüldüğü bir Türkiye’de kadınlar “Erkek adalet değil, gerçek adalet” istiyoruz diyerek Kılıçdaroğlu’na omuz verdiler ve onlar da yürüdüler.

Bugün gelinen noktada erkekler tarafından yönetilen Türkiye’nin büyükşehirlerinde tam bir erkek zihniyetini ortaya koyan olaylar olmakta. Mesela, cinsel istismarın önünü kesmek için “cinsiyetçi” bir çözüm bulup, kadınlara özel pembe vagon uygulamasının ortaya getirilmesi bile kadınların bu yürüyüşte neden yer aldıklarını anlatmak için yeterlidir sanırız. Bu noktada, yürüyüşün büyük bölümünde eşinin yanında yer alan Selvi Kılıçdaroğlu’nun ifadelerinden, kadınların “adalet” dendiğinde niye böyle bir eylemin içinde yer almaya karar verdiklerini de anlamak mümkün: “Kadınlar sadece kendi yaşadıkları ayrımcılıklara ve adaletsizliklere değil, toplumda yaşanan her türlü adaletsizliğe, hukuksuzluğa karşı erkeklerden daha duyarlı,” diyordu Selvi Kılıçdaroğlu.

Ve Final…

25 günün sonunda Istanbul’a varan ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler, adalet yürüyüşüne son noktayı Maltepe Meydanı’nda toplanan milyonlarla beraber koydular. Mitingin üzerinden geçen birkaç günde yine ayrıştırılan, bölünen, kutuplaştırılan Türkiye’nin göstergesi olarak “kafa sayısına” indirgenen güzelim kalabalığın tek mesajı ve tek sesi vardı: “Hak, Hukuk ve Adalet”. Bu kutuplaşmanın giderek derinleştiğini ertesi günkü gazete başlıklarına bakarak görmek de mümkün oldu. Kimi gazeteler milyonları toplayan mitingi görmezden gelirken, kimi gazetelerin ise manşetindeydi. Yine aynı dili konuşamıyorduk çok istememize rağmen…

Toplumun ortadan tam ikiye ayrıldığını bir kez daha gördüğümüz 16 Nisan referandumu sonrası ilk kez belki de bu kadar net bir şekilde “bir arada, özgürce, adil bir sistemde ve hukukun işlediği bir Türkiye’de yaşayalım” mesajı verildi.

Adalet Yürüyüşünün Mesajları…

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Maltepe mitingini okuduğu manifesto ile noktaladı.

Kılıçdaroğlu, 15 yıldır Türkiye’yi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi’ne mesajını 10 maddede verdi:

1- 15 Temmuz darbe girişimini açık bir şekilde lanetliyoruz. 249 şehidimizin aziz hatırası ve 2301 gazimiz için FETÖ terör örgütünün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.

2- İktidar tarafından 20 Temmuz’da getirilen OHAL ile biz buna sivil darbe diyoruz yasama yürütme ve yargı tek elde toplanmıştır. OHAL bir an önce kaldırılmalıdır.

3- Yargıyı siyasetin emrine vermek demokrasiye ihanettir. Kollektif suç gibi insan haklarına aykırı uygulamalardan vazgeçilmelidir.

4- OHAL mağdurlarının yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmelidir.

5- FETÖ ile hiçbir ilişkisi ile bulunmayan ama sırf hükümete muhalif olduğu için görevlerinden alınan akademisyenler görevlerine dönmeli ve tutuklu milletvekilleri serbest bırakılmalıdır.

6- Mesleklerini yaptıkları için tutuklu bulunan gazeteciler serbest bırakılmalıdır.

7- OHAL ortamında ve devlerin tüm imkanları seferber edilerek yapılan anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Bu bir mühürsüz seçimdir. Türkiye gayrimeşru bir anayasa ile yönetilemez, yönetilmemelidir.

8- Demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmelidir.

9- Sadece hukuk alanında değil toplumsal alanın tüm alanlarında adaletsizlik devam etmektedir. Yoksulluk, yaygın şiddet, terör gibi sorunlara karşı ortak irade geliştirilmelidir. Toplumsal adaletsizliğin en vahimlerinden olan kadın hakları konusunda ayrımcılığın önüne geçilmelidir.

10- Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemiz içindeki sorunları da kökleştirmiştir. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara  kardeşçe yaklaşan adilane bir dış politikaya dönüş yapmalıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu, son 15 yıldır Türkiye’de ortaya çıkan bütün adaletsizlikleri özetlediği bu 10 maddeden sonra ise her zaman her koşulda adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkacaklarının altını şu sözlerle çizdi: “Hiç kimse unutmasın: her Firavunun bir Musası, her Nemrutun bir İbrahimi vardır. Firavun’u ve Nemrut’u biliyorsunuz. Musa buradadır, İbrahim de buradadır. Haksızlığa, zulme isyan edeceğiz, karşı çıkacağız. Çünkü inancımız da diyor ki haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.”

Evet, yazımızın başına dönersek, kapak fotoğrafında gördüğünüz o kız çocuğu için bugün Türkiye’de hala bir umut var. Türkiye’nin yarısının duyarlılıklarını, hassasiyetlerini, sessiz çığlıklarını 9 Temmuz’da Maltepe’de toplanan milyonlar dile getirdi. Umuda barış güvercinleri uçuran Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve partisinin bundan sonra nasıl bir politika izleyeceğini, bir araya gelen milyonların mesajını nasıl geleceğe gerçek bir “umut” olarak taşıyabileceğini, yaşayıp göreceğiz.

Biz o küçük kız çocuğunun seslenişi ile bitirelim yazımızı: “Kemal dede benim umudum ve gelecekte yürüyecek çok yolum var!”

mm

Ürün Güner

Ayşe Ürün Güner, 1978 doğumlu bir İzmirlidir. Önce Tevfik Fikret Lisesi'nden, sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Kadın hareketi içinde büyüyen Güner, 1996'da Türkiye'nin önemli kadın örgütlerinden Uçan Süpürge'nin kurucularından biri oldu. Uzun yıllar yurtiçi ve yurtdışında toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışmalar yaptı. Birlemiş Milletler'de ve Avrupa Birliği kurumlarında da kadın hakları, insan hakları ve demokratikleşme üzerine çok sayıda eğitim aldı.Kadın hakları konusunda Türkiye genelinde çok sayıda Avrupa Birliği projesi yürüttü. Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın "Geleceğin Liderleri"nden biri olarak seçtiği Güner, yine Fransa hükümeti tarafından yasama, lobicilik ve sivil toplum üzerine burslara gönderildi. ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından German Marshall Fonu'nun "Marshall Anma Bursu" programı kapsamında Türkiye'den seçilen az sayıdaki bursiyerlerinden biri oldu. Son olarak da Washington D.C.'de Hillary Clinton tarafından kurulan ve kadın hakları alanında çalışan Vital Voices Global Partnership adındaki sivil toplum örgütünde Avrupa ve Avrasya masasının uzmanlarından biri olarak kısa süreli görev aldı. Ürün Güner, son altı yıldır uzmanlık alanlarında siyasi danışmanlık yapmakta ve kadın hakları alanındaki çalışmalarına da devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!