KANAL İSTANBUL ÜZERİNE V - Halimiz
KANAL İSTANBUL ÜZERİNE V 2
ÇOCUĞUMA ŞEKER VERME!
23 Ocak 2020
KANAL İSTANBUL ÜZERİNE V 3
ECEVİT’İN ARKASINDA DURAN GÜÇLÜ KADINA VEDA!
23 Ocak 2020
KANAL İSTANBUL ÜZERİNE V 4

 

Kanal İstanbul’a her bakımdan o kadar karşıyım ki konu yazı gündemimden bir türlü düşmüyor. Bu proje karşıtlığını da vatan sevgisinin bir tezahürü olarak telakki ediyorum. Kaleme almaya başladığım bugünkü yazım, Kanal İstanbul’u değerlendirme serüveni içinde beşincisi oluyor. Devamının da geleceğini düşünüyorum. Ülkenin bekasını ilgilendiren fikri mücadelelerde bir seferberlik anlayışının bulunması kaçınılmazdır. Bu nihai başarının önkoşuludur.

Bugünkü yazımda geçenlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Ekrem İmamoğlu’nun çok yerinde bir girişimiyle Kanal İstanbul’u değerlendirmek amacıyla düzenlenen Kanal İstanbul Çalıştayı kapsamında Çevresel Boyut, Su ve Ekoloji” oturumunda değerli uzman akademisyenlerimizce ifade edilen görüşlerin bir özetini vereceğim.

Konuşmacılar ve özet görüşleri şöyle:

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahsen Yüksek:

“Marmara Denizi Boğazlar sisteminin bir parçasıdır. Marmara’nın üretkenliğini akıntı sistemi sağlamaktadır. Tuzluluğu farklı iki yoğunluktaki suların karışmasıyla Marmara iki tabakalı bir şekilde hayat bulmaktadır. Bu sistemin yanında bir de insan etkisi söz konusudur. Türkiye nüfusunun önemli bir bölümü Marmara etrafında kümelenmiştir. Bu da deniz üzerinde daha fazla baskı oluşturmaktadır. Zaman zaman basında gördüğümüz denizin renginin değişmesi, balık ölümleri gibi haberler “Artık can çekişiyorum” uyarısıdır.

Biz Marmara Denizini iyi yönetemiyoruz. İyi yönetemediğimiz için de her gün daha fazla çöküntüler görüyoruz. Genelde balık popülasyonu ve çeşitliliği tamamen kötü kullanımdan dolayı küçüldü. Marmara’yı etkileyecek bir kanalın açılması deniz üzerindeki baskıyı arttıracak ve daha da kötüye gitmesine neden olacaktır.”

Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam:

Kanal yapılırsa Marmara ölür. Marmara Denizi, Karadeniz ve Ege Denizi’nin çocuğudur. Aslında yeni bir deniz. Ancak hasta doğan bir çocuk. İyileşmesi imkansız. Ancak üzerinde durursanız durdurursunuz hastalığını. Kanal İstanbul olursa Karadeniz’in seviyesi en az beş santim düşecektir. Bu sistemin mahvolması demektir. Marmara, “Öldüm, ölüyorum” derken deniz bilimciye sorulmadığı için bir hilkat garibesi ile uğraşıyoruz.

Kanal, iki barajın üzerinden geçiyor. Buralarda yıllarca biriken organik atığı da Marmara’ya getirir. Bunun sonucunda oksijen de gelmeyeceği için etraf çürük yumurta gibi kokar, Marmara da kalmaz.”

Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr. Derin Orhon:

Kanalın ÇED raporu var. Ancak raporda Kanalın İstanbul’a ve doğaya olumsuz etkileri göz ardı ediliyor. Kanal’ı bölge bölge inceledim. Karadeniz’in kiri, Kanal ile Marmara’ya gelecek. Bu Kanal yapılırsa İSKİ’nın arıtma falan yapmasına gerek yok. Zaten yapamaz. Karadeniz’e de bir dolgu düşünülüyor. İnci gibi sahiller yok edilecek. Hafriyat ile dolgu yapmak yasa ile yasaklanmıştır. Yine bu dolgu gevşek toprak olduğu için çökecektir de. Kanal ile birlikte Trakya’nın göbeğinde kalıcı bir tuzlu su alanı oluşturulmuş olacak. Bu da yer altı yer üstü tüm ekolojiyi büyük ölçüde etkileyecek. Yine Kanal ile birlikte İstanbul’un nüfusu en az 2 milyon artacak. Ayrıca su kaynaklarımız da yok oluyor. Sazlıdere Barajı tamamen gidiyor, Terkos’un büyük kısmı etkileniyor. Tamamında tuz oranı artıyor.”

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. DR. Doğanay Tolunay:

Kanal yapılırsa 100 milyon kamyon dolusu hafriyat çıkacaktır. ÇED raporuna baktığınızda kesilecek ağaç sayısı 201 bin olarak verilmiştir. Ancak bu doğru değildir. En az 400 bin ağaç kesilecektir. Bir orman alanını kaybedeceğiz. Rapora bakıyorsunuz, benim öğrencilerimin yapmayacağı hatalar var. İstanbul’un su varlıklarında ciddi bir azalma var. Bazı tedbirler alınmazsa kanal su alanlarını da yok ediyor. Floraya bakarsanız ÇED raporuna göre bir şeyler söylenmiş. Ama iyi çalışılmamış. Eksiklikler görülüyor. Vatandaş olarak koparırsanız 60-65 bin TL ceza ödeyeceğiniz bitkilerin taşınacağı söyleniyor. Anlaşılan bazı çalışmalar sadece masa başında yapılmış. Bu bölgede yaşayan bazı kuşları rahatsız etmemeniz gerekir. Ama siz buraya 24 saat hafriyat dökeceksiniz. Terkos gölünün su samurları için önemli ve korunması gereken kısmına set getirip yapıyoruz. ÇED raporu, ”Kuşlar zarar görecek ve iniş alanları olmadığı için havalimanı bölgesine zorunlu iniş yapabileceklerdir” diyor. Bir önemli başlık ta hava kirliliği. 175 metre kazılacak yerler var ama örnekler yüzeyden alınıyor. Toprak altında zararlı gaz var mı ölçülmemiş. Asbeste bile bakılması lazım. Ayrıca bu bölgede süren diğer projeler ile birlikte kümülatif bir değerlendirme yapmak gerekirken bu da yapılmamış.”

Doğal Hayatı Koruma Vakfı(WWF) Türkiye Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem:

“Kanal demek yeni bir yol ağı demektir. Yeni bir yol ağı da ekosistemi bir kez daha parçalamak demektir. ÇED raporu ansiklopedi gibi ama doğal yaşama dair işe yarar bilgiler içermiyor. ÇED, tarafsız olarak hazırlanmıyor. Yanlış bir sistem olduğu çok açık. Kanal, Montrö Anlaşması bağlamında tartışılıyor anma taraf olduğumuz birçok doğaya yönelik sözleşmeler de var. Onları da değerlendirmemiz gerekiyor. İstanbul’un doğal alanları sınırlı. Biz bu yapı ile devam edersek onlar da yok olacak.”

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Su ve Atık Su Komisyonu Başkanı Selahattin Beyaz:

Havaalanı, Kanal ve yeni şehir birlikte ele alınmalı. Bu üç proje de havza alanlarında yer alıyor. Sazlıdere Barajı yok olacak, evet ama aslında havzası da yok olacak. Sazlıdere, oldukça önemli bir su kaynağı ve asla kaybedilmemeli. 2011 yılından bugüne kadar Kanal güzergahı yakınlarında kentleşmenin arttığını görebiliyoruz. Su, bütün canlıların vazgeçilmez varlığıdır. Kentin su havzaların sükse projeleri uğruna yok edilmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Havaalanına engel olmadık, bari buna engel olalım.”

Evet değerli okuyucularım. Değerli uzman ve akademisyenlerimizin özet görüşleri böyle. Kanal İstanbul’un yapılması durumunda İstanbul’un deniz, orman ve su konusunda geri dönüşü mümkün olmayan zararlar göreceği, bir başka deyişle de bir ekolojik felaketle karşı karşıya kalacağı yolunda genel bir kanaat bulunduğu anlaşılıyor.

Tabii ortaya çıkan bir durum daha var. ÇED Raporu tarafsız değil. Eksiklikleri, yanlışları var. Ismarlama yapılmış bir çalışma. Bu, en az 60 milyar dolarlık bir proje bağlamında kabul edilebilir bir şey değil.

Defalarca belirttim. Kanal İstanbul projesinin hiçbir fizibilitesi yoktur. Aksine çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalınmasına yol açma potansiyeli büyüktür.

Yeri gelmişken şu anda yapılmakta olan ciddi bir yanlışlığa daha dikkat çekmek istiyorum. “Kanal İstanbul’u isteyenler ve Kanal İstanbul’u istemeyenler” gibi bir tartışmanın ve kutuplaştırma siyasetinin kimseye bir faydası olmaz. Proje ile ilgili tüm kesimlerin dinlenmesi, görüş ve eleştirilerinin dikkate alınması, istişare mekanizmalarının geliştirilmesi herkesin yararına olur. Bu proje sadece Marmara Denizi etrafında yaşayan 25-30 milyon insanı değil tüm Türkiye’yi etkileyecek büyüklükte bir yatırımdır. “Bu projeyi her şeye ve herkese rağmen yapacağız” anlayışı doğru değildir.

Bu noktada değinmek istediğim ve bana göre vahim nitelikte bir husus daha var. Kanal İstanbul’un güzergahı boyunca tapulu arazi fiyatlarında 2011 yılından bu yana logaritmik ölçekte ve çarpıcı düzeylerde fiyat artışları olmuştur. Bir başka deyişle, tapulu arazi fiyatları yükseldiği veya zorunlu kamulaştırma yapıldığı için mülk köylünün elinden çıkmıştır. Tapulu arazi bazı kişi ve firmalar tarafından toparlanmıştır.

Hatırlatmak isterim ki İstanbul Havalimanı geniş bir orman alanı ile otlak ve tarım alanlarının ve de balık yataklarının geri dönüşümsüz olarak yok edilmesine sebep olmuştur. Kanal İstanbul’un açılması ise pek çok önemli olumsuz etkilerinin yanı sıra, gerçekten çok değerli tarım ve otlak alanlarının ve balık yataklarının yok edilmesine neden olacaktır. Geçim alanları yok edilen köy halkı buradan göç etmek zorunda kalacaktır. Arazinin yabancı uyruklu kişi ve kuruluşlara satılması ise bir tür işgal yöntemi olup Türklerin göçe zorlanması ve çokuluslu bir bölge oluşması ile sonuçlanacaktır. Bu bağlamda Kanal İstanbul projesini bir hıyanet projesi olarak gördüğümü ifade edersem mübalağa etmemiş olurum.

Hal böyle iken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı geçen hafta içinde, tarafsız olmayan, ciddi eksiklikleri ve yanlışları olan ÇED raporunu onayladı. Aklın ve bilimin reddettiği, on binlerce vatandaşımızın, çevre ve ekoloji örgütlerinin, odaların, kurumların şiddetle itiraz ettiği bir raporun onaylanması söz konusu bakanlığın büyük bir ayıbıdır.

Benim egemen siyasete naçizane tavsiyem ilk kazmayı vurdurmadan on defa daha düşünmek, aklın ve bilimin sesine kulak vermektir.

Unutulmasın ki bugün geldiğimiz noktada vatandaşın önceliği dış müdahaleler ya da “mega projeler” değil, geçim derdidir. Bu gerçeğin görmezden gelinmesinin muhtemel sonuçlarının ne olabileceğini takdirlerinize bırakıyorum.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!