KADIN OLMAK - Halimiz
KADIN OLMAK 2
PUTİN’LE ÜRKÜTÜCÜ YAKINLAŞMA
29 Ağustos 2019
KADIN OLMAK 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
5 Eylül 2019
KADIN OLMAK 4

Türkiye’de kadın olmak zordur. Kadının tanımı karmaşıktır bizde. Anadolu’nun kadim kültüründe bereket, anaçlık, hoşgörü, yardımseverlik, misafirperverlik, hamaratlık, bilgelik demektir.

Diğer yandan hala bazı bölgelerde kadının adı yoktur. Tarlada ırgat, ev işlerini yapan, erkeğe bakmakla yükümlü, çocuk doğuran ve büyüten, ev ve tarla dışında bir hayatı olmayan, evde söz hakkı olmayan, sürekli hakir görülen, karın tokluğuna çalışan bir hizmetçidir.

Çocuk denecek yaşta evlendirilmiş bir çok kadın, çocukluklarını tam yaşayamadan, ergenliklerinde çocuk sahibi olmuş, ergenlik hezeyanlarını çocuklarıyla beraber yaşamış, erken yaşta çökmüş, hayattan vazgeçmiş mutsuz bireylerdir.

Batılı dünyanın tanımladığı kadın ise özgürdür, bireydir. Kadınlarla erkekler aynı işlerde çalışabilir. Kadın, istediği erkekle evlenmeyi seçebilir. Kadın, istediği erkekle evlilik dışı ilişki yaşayabilir, dilerse evlenmeden çocuk sahibi olabilir. Batılı kadın, hemcinsiyle de ilişkiye girebilir. Kendine ait ev tutabilir. Kendini yazılı sözlü ifade edebilir, yasal sınırlar dahilinde her birey gibi gösterilere katılabilir, protesto edebilir. İşyerinde yükselebilir. (Yani en azından bir yere kadar. )Kendi parasını kazanabilir.

Türkiye’nin modern kentli kesiminde özellikle çocuktan sonra evde çoğu iş kadının üstündedir. Geçenlerde tanıştığım bir psikolog tam da bu kavram üzerine çalışıyordu. Duygusal emek/yük. Her durum eşit bile olsa kadın her zaman için duygusal emekçilik yapar. Duygusal emek kavramını biraz açacağım.

Çünkü yıllardır kendi kendime düşündüğüm ismi konmamış ağır psikolojik yükü tanımlıyor.

Kadın ve erkeğin son derece eşitlikçi bir ilişki içinde olduğunu var sayalım. Kadın da erkek de maaşlı çalışıyor, aynı saatte evden çıkıp, aynı saatte eve varıyorlar. Erkek yemek hazırlarken kadın etrafı topluyor, çamaşırları makineye koyuyor. Yemek sofrasını çocuklar hazırlıyor ve hepsi yemeğe oturuyor. Yemek sonrası yine iş bölümü ile sofra toplanıyor, bulaşıklar makinaya kaldırılıyor, yemekler buzdolabına. Erkek ev işinde eşit paya sahip olmanın verdiği iç rahatlığıyla dinlenmeye başlıyor. TV’de maç seyrediyor. Bu arada kadın da artık oturup dinlenmek istiyor ama önce çamaşırların asılması gerek. Sonra otururum diyor. Ardından çocukların haftalık ders programına göz atıyor ve o hafta okula götürülmesi gereken özel istekleri hazırlayıp hazırlamadıklarını kontrol ediyor çocukların. Ardından okuldan gelen mesajları okuyor. Sonra eşinin sağlık kontrolü vaktinin geldiğini belirten bir mesaj alıyor. Eşiyle konuşup bir kontrol rabdevusu ayarlıyor. Ardından buzdolabındaki eksikleri görüyor ve sanal marketten alışveriiş yapıyor. Whatsapp gruplarında okumadığı mesajlar 200ü bulmuş. Okul grubuna bir bakıyor ki hafta sonunda bir çocuğun doğum günü var. Hemen yapılacaklar listesine hediye almak, alınacak hediye için çocukğa fikir danışma maddesini ve doğum gününe ulaşımını sağlamayı ekliyor. Diğer yandan çocuklardan biri bugün çok keyifsizdi. Onunla konuşması gerektiğine inanıyor. Çocuğun odasına gidiyor ve konuşmaya başlıyorlar. Çocuklardan diğerinin artık yatması gerekiyor. Eşine, onu yatırmasını söylüyor. Maç izlemesi sekteye uğramasına rağmen bana hiç söylenmeden çocuğu yatırıyor. Bu arada kadına patronundan acil mesaj geliyor. İşyerinde çıkan bir çatışma çözümü için kadından aktif görev alması bekleniyor. Acaba ertesi sabah işe gelir gelmez bir toplantı ile bu sorunu çözebilir mi? Kadının oturup sunum hazırlaması gerekiyor ama çocuğu ile konuşuyor. Çocukla konuşması 1 saat sürüyor. Kadın üstünü başını değiştirip çalışmaya başlıyor. Ertesi güne sunum hazır. Nihayet kendine vakit ayırabilir. Saat 01.30.

Bu senaryo abartılı mı geldi? Yarı geleneksel aile örneği daha da vahim. Yarı geleneksel yapıda eş yardımlarının hiçbiri olmadığı gibi bir de eşin talepleri var: ütülü gömlek, 3 çeşit yemek, temiz ve düzenli bir ev, çocuklarla ilgilenilmesi, ve akşam kadının “eş olarak görevini yerine getirmesi”.

Emotional labor/ duygusal emek kadın emeğinin görünmeyen yüzü. Bir evin yönetimindeki duygusal görevler tanımlanmadığı için genelde kadınlar tarafından yerine getirilir ve dolayısıyla erkekler bunları gerçek bir emek gibi görmez. Western Washington Üniversitesinde Sosyoloji Profesörü Jennifer Lois, erkeklere göre görev tanımı çöpü çıkartmak, bulaşıkları makinaya yerleştirmek vs gibi işlerdir diyor. Evdeki tüm diğer işlerin (yemek, alışveriş, çocukla ilgilenmek, fatura takibi, tadilat, sağlık, araba bakımı vb.) yanısıra duygusal atmosfer genellikle kadının görevidir. Neyse mevzu derin…

Temel insan haklarını kullanamayan kadın hakkında bunları yazıyor olmak fantezi gibi gelebilir ama eğer kadın haklarından konuşuluyorsa her yönüyle konuşulmalı, bunları konuşmadan toplumsal cinsiyet eşitliğine ancak kağıt üzerinde kavuşabiliriz.

Eşitsizlikten erkekler rahatsız olmadıkça, kendilerini daha üstün görmeye devam ederler. Her fırsatta ayrımcılığı ve eşitsizliği fark etmelerini sağlamamız gerek. Erkekler kadınların kendileriyle aynı işi yapıp yüzde 30 daha az kazanmasından rahatsız olmadıkça, erkekler kadınlara toplu şekilde saldırmaktan utanmayıp kadının o saatte neden evde olmadığını ve üstünde ne olduğunu sorguladıkça, erkekler kadınlara laf atılmasından rahatsız olmadıkça, kadınlara saldıran erkeklere hala “O… Ç…” diyerek yine kadın üzerinden saldırganlaştıkça “kadına yönelik erkek şiddeti”, “kadınları öldüren erkek katiller” sorunlarına çare bulmamız mümkün değil. TV’de en çok izlenen dizilerde hep erkekler tarafından kadına şiddet varsa, tüm bilgisayar oyunlarında, youtube videolarında, okulda, evde, hep şiddet varsa niye kadınlar öldürülüyor diye şaşırmamalıyız.

Kadınların kendilerini savunmayı öğrenmeleri ilk etapta aklıma gelen tek caydırıcı önlem ama bu ancak semptomatik bir iyileşme getirir. Hastalığın kendisine çözüm olmaz. Kadının gücünün sistematik bir şekilde artırılmasının tek yolu onu karar mekanizmalarında, kilit pozisyonlarda görmektir.

Kadın olmak güçlü olmaktır çünkü en ufak güçsüzlüğünde hakları gasp edilir. Kadın olmak çare olmaktır, çözüm olmaktır çünkü evdeki duygusal yük kadının omuzlarındadır. Kadın olmak yaratmaktır çünkü kadın yaratıcıdır.

Bizi içinde bulunduğumuz şiddet ortamından tek kurtaracak şey kadın tanımını kadınlar olarak sil baştan yaratmamız olacaktır.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!