KADIN, MİZOJİNİ, CİNSİYETÇİLİK - Halimiz
METABOLİZMA NASIL ÇALIŞIR?
25 Ekim 2018
THE WORDS THAT HAUNT US
25 Ekim 2018

Geçtiğimiz günlerden üç haber dikkatinize getirmek istiyorum.

  1. Eski Başbakan, Yeni Meclis Başkanı Binali Yıldırım ile başlayalım. Türkiye’nin sosyal devlet olma alanında son 15 yılda büyük mesafe kat ettiğinin altını çizen Yıldırım, şöyle diyor: “Türkiye’nin toplam sosyal destekleri 2002’de 3 milyar 100 milyondu, şu an yıllık 52 milyar lira sosyal destek yapılıyor. Ancak önceki ziyaretlerden birinde yaşlı bir amca geldi, hanımı vefat etmiş evlenecek, bir türlü evlenemiyor, beni evlendir dedi. Hanımlara para veriyorsunuz, kimse yüzümüze bakmıyor, evlenemiyoruz, dedi. Dolayısıyla sosyal devletin de ölçüsünü, ayarını, yerinde tutmakta fayda var.”
  2.  Hürriyet yazarı Ayşe Arman‘ın, “BEN bıktım bu ‘iyi hal’den!” serzenişi ile devam edelim. Şöyle diyor Arman: “Biri demiş ki Tuğçe Kaleli’nin erkek arkadaşına, “Tuğçe seni aldatıyor!” O da bunun üzerine kızın dalağını parçalıyor. Ve bu adam şu anda serbestçe dolaşıyor… İnsaf diyorum, başka bir şey diyemiyorum!”
  3. Habertürk televizyonu Büyük Sorular programı ile noktalayalım. Konuk, Prof. Dr. Sinan Canan. Beyin alanındaki çalışmaları ile tanınıyormuş. Şöyle diyor: “Toplu yemek yapılan yerlerde, böyle marka ustalar, hep erkek. Ama kadınlar, evde yemeği hep kadın yapıyor diye biliyoruz ama ustalar erkekler yani. Niye öyle? Siz bir sahanda bir yemeği yapmayı öğrenirseniz, bir erkek olarak kazanda yapmanız gerektiğinde, kazanın çapı karesi oranında, işte, hacim küpü oranında artıyor ya, üç boyutlu algıdan dolayı kabaca malzemeyi ne kadar arttırmanız gerektiğini hesaplıyabiliyorsunuz. Ama her gün evde yemek yapan annenizin pilav tenceresini saklayıp, daha büyük bir tencere koyarsanız, o pilavın kıvamını tutturamıyor annem bir kaç seferde. Çünkü hacim değişimini kolay hesaplıyamıyor. Şimdi bunu net olarak görebiliyorum.”

İktidar, Yargı ve Akademi… Bu üçgende, kadına dair yaklaşım sizce nasıl? Burada, Anadolu kültürünün, centilmen yüce yürekli erkeklerinin, kadını koruyup-kollaması anlamında bir yaklaşım mı var; yoksa, kadını, hakir, kapasitesiz, kifayetsiz, ve hatta seks makinası olarak gören bir yaklaşım mı?

Zorluyorum zorluyorum, ilk önermeyi onaylayıcı bir yaklaşım bulamıyorum burada. İkincisine dair ise dilimin söylemeye varmadığı daha ciddi halleri görebiliyorum. Peki, nedir bu olan biten?

Sizce, erkek egemen iktidar ve yargı, kurumsal ve kategorik olarak mizojinist olabilir mi?

Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı ile ezber bozan İngiltere’de, mizojini, kanunen yasaklanılsın diye tartışılırken… Biz, iktidar, yargı ve akademi ve dolayısı ile toplumca mizojiniyi içselleştirip, gizliden gizliye, top yekün, kadını ve erkeğiyle mizojinist olabilir miyiz?

Pek mümkün…

Sıra sıra örneklere bakalım. Yıldırım, yaşlı erkeklerin, devletin sosyal yardımından faydalandıkları için evlenme ihtiyacı duymamalarını toplumsal bir sorun olarak öne çıkartıyor. Ve bu sebeple, kadına verilen sosyal yardımın kesilmesinin olasılığını gündeme getiriyor. Kadınlar, kötü sürücülerdir diye cinsiyetçi bir genelleme yapmanın çok ötesine geçen bir önermede bulunuyor Meclis Başkanı. Diyor ki, kadın, öyle bir ihtiyaç halinde olmalı ki, kadının aklı ve kalbi aksini de söylese, ondan gerek yatakta, gerek ev işlerinde ‘faydalanmak’ isteyen bir erkeğe ‘evet’ diyebilsin, mecbur kalsın. Bu, mizojinist bir zihni sergileyen güzel bir örnektir.

Ayşe Arman’ın dikkatimize getirdiği bilmem kaçıncı benzeri vakada ise benzeri bir durum var. Mizojini, kadını aşağı gören ve kadına şiddeti önemsemeyen, hatta uygun gören bir zihin halini de kapsar… Haliyle de duygusal bir yaklaşım tarzıdır. Bir ilişki – ister flört, ister evlilik – bağının sonlanması ardından, erkeğin, kadına, sözel veya fiziksel şiddet uygulamasını olağan gören yorumlarda bulunmak belki cinsiyetçilik sınırları içinde değerlendirilebilir; ama, yargının, kadının, böylesi bir durumda, ve hem de ağır bir bedel ödemişken, erkeğe ‘iyi hal’ gibi bahanelerle ceza vermeden veya ciddi cezai indirime giderek cevap vermesi ise mizojinisttir. Kadının, insan olarak; yaşayan bir varlık olarak, erkekten daha az yaşam hakkı olduğu önermesini gündeme getirir. Medeni Kanun, yasalar önünde, kadın-erkek eşitliğini garanti altına alsa da, fiiliyat farklı cereyan eder.

Akademi ise haliyle gelişmiş zihinlerin bulunduğu bir alandır. İktidar ve yargıda yer alanlar gibi, onlar da bu toplumun bireyleridir. Profesör ünvanı almaları, sadece bir statü göstergesidir; karakterlerinin ve insani değerlerinin yansıması değil… Sinan Canan’ın yaptığı yorum mizojinist değil, cinsiyetçi bir yaklaşımdır. Ancak iktidar ve yargıda, etkin güç kullanabileceği mevkilere gelse, ve bir çatal ayrımında kadın – erkek meselelerinde bir karar verecek olsa… Ne diyeceğini elbette bilemeyiz, speküle edebiliriz, ve bu spekülasyon çerçevesinde de, yukarıda da iktidar ve yargının sergilediği akışa aykırı davranmayacağını öngörebiliriz.

Hal böyle ise öncelikle bu toplumun değerlerinin ne olduğunun bir tesbitini hep birlikte yapmakta ve adını doğru koymakta bir fayda var. İkincisi, bu durumdan, bir tek, bu toplumun erkeklerini mesul görmenin doğru bir yaklaşım olmadığını teslim edecek kadar kendi içimize bakmaya da cesaret edebilme iradesini öne çıkarabilmeliyiz. Ve son olarak, kadınımız ve erkeğimiz ile birlikte gerçekten neyi kendimize yakıştırdığımızı samimiyetle konuşmaya başlamalıyız. Bunların hiç biri, bugün için, yapılmamakta. Konuşuyor-MUŞ gibi yapılıp, işin esasını ıskaladığımız ise kesin.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

3 Yorumlar

  1. kemal gülseren dedi ki:

    tebrik ediyorum.. çok güzel yerinde ve gerekeli bir yazı..
    bazı alanlarda çok geç kalınıyor diye düşünüyorum..
    selamlar.

    hoşça kalınız.

  2. Sayra öz dedi ki:

    Çok güzel bir yazı
    Anlamak isteyen için çok açık, anlaşılır cümlelerle durumum vehameti ortaya konmuş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!