KADER ALGISI - Halimiz
KADER ALGISI 2
A SUMMER OF VIGILS AND PROTESTS
5 Temmuz 2018
KADER ALGISI 3
CHP VE SEÇİM, OLMUYOR
5 Temmuz 2018
KADER ALGISI 4

Çocukluğumdan beri çevremde kaderci insanlarla büyüdüm. Zaten Türk insanı tam bir kadercilik sergiliyor. Sanki doğumumuzdan ölümümüze kadar yaşadığımız ve yaşanacak herşey planlanmış… Ben de bu bakış açısını daha okula bile gitmediğim yıllardan beri sorguluyordum. Kader adaletli mi? Kader, kime, niye güler? Kimi, niye üzer? Biri çok zenginken bir diğeri neden açlıktan ölür? Biri hasta doğmuşken, acılarla, hastalıklarla boğuşurken diğeri neden grip bile olmaz nerdeyse? Ya da güle oynaya, kolayca, mutlu yaşayanlar varken niye zorluklar çeken insanlar da var? Kafamda bir türlü oturtamazdım.

Sonra gözlemledim ki kaderci olmak, yaşanılan acıların, kıtlıkların, sıkıntıların kaderi olduğuna inanmak insanı rahatlatıyor. İnsanlar sorunlarıyla baş edemediklerinde kadercilikle durumu hafifletmeye çalışıyorlar. Çünkü bu durum çok daha büyük bir güç tarafından öyle uygun görülmüş olarak algılanıyor. Bu bakış açısı da insanlarda iki farklı tepki göstermelerine neden oluyor.

Bir grup “ne yapalım, kaderim buymuş” diyip herşeyi olduğu gibi kabulleniyor ve yapacak bir şey olmadığına inanıyor. Ve bu kadercilik de aslında işin en kolay yanı. Kaderim böyleymiş diyip oturmak çoğu insanın yaptığı bir şey. Normalde, olanı kabul etmek insanı özgürleştirirken çark burada bence tersine dönüyor. Yani bu kabulleniş kişiyi daha tembelleştiriyor, hatta gelişimine, ilerlemesine engel oluyor. O durumdan, o sıkıntıdan kurtulabilecek değişimi, dönüşümü, farkındalığı engelleyerek, içsel gücü yok ederek hem de…. Bu, kişinin yaşadıklarından bir ders çıkarmasını, farklı bir sonuç elde etmesi için farklı bir şey yapmasını, yaşadıklarının, duygularının sorumluluğunu almayıp, bu sorumluluğu daha büyük, yaratıcı bir güce, başkasına, kadere, şanssızlığa atmasına neden oluyor.

Hatta “Allah sevdiği kulunu üzermiş” diye bir savunma mekanizması yaratarak da gizlice ya da farkında olmadan bu zorluktan, hastalıktan ya da sıkıntıdan da kar sağlamış oluyor insanlar. Yani aslında acıyla, zorlukla sevgiyi özdeşleştiriyorlar. Sonra da sevdiğinden zorluk ve sıkıntı yaşıyorlar doğal olarak.

Diğer tepki de herşeye, kadere, şansa… öfkelenmek, sürekli bir şikayet ve “evet ama” halinde olmak. Bu gruptaki insanlar da hayata, insanlara, Allah’a müthiş bir isyan halindeler. Bu öfkeleri hayatın her alanına yansımış durumda oluyor. Onlar da kendilerini sevilmemiş, istenmemiş ve hatta hayatın zorluklarıyla cezalandırılmış hissediyorlar.

Her iki durumun da sonucu aynı. Kişinin elinin kolunun bağlanmış, kader kısmetinin tıkalı ve en güzel hediyemiz olan hayatının da anlamsız olduğunu sanması.

Kabul ediyorum, bilmediğimiz İlahi bir plan var. Elimizde olmayan bütünün bir işleyişi var. Bazı ayarlamalar, dersler, planlar var. Bu planların temel taşları belirlenmiş olablir. Ama benim kiminle evleneceğimi, ne kadar para kazanacağımı, nerde nasıl yaşayacağımı, ne iş yapacağımı, çocuklarımın istikbalini… önceden belirleyen bir kader varsa ben neden çalışıyorum, üretiyorum, çabalıyorum ya da en önemlisi o zaman neden dua ediyorum isteklerim için? Benim kendi hayatım, seçimlerim, kararlarım ve duygularım üstündeki etkiyi tamamen kaldırıyor bu bakış açısı.

Bence kader dediğimiz şey mutlu, sağlıklı, adil ve vicdanlı yaşamış atalardan gelmiş olmak ve mutlu bir anne babanın çocuğu olmak. İlginç geldi mi size?

Dede erik yemiş, torunun dişi kamaşmış. Bizler anne baba atalarımızın yaşadıkları hayatın, onların tamamlayamadıklarının, çözemediklerinin, onların duygularının, korkularının, bilinçaltı enerjilerinin etkisi altındayız. (Bunu anlatan, çalışan, “Aile Dizimi” diye bir sistem var. Aile dizimini de başka bir yazıda detaylı anlatacağım.) Atalarımızdan gelen düşünce ve duygu kalıpları ne kadar olumlu yükler ve bedeller ne kadar azsa biz de o kadar rahat, huzurlu, mutlu… bir hayat yaşıyoruz. Ama atalarımız hak yemişse, birilerini mağdur etmişse, bunun bedeli, borcu maalesef biz masum çocuklara, torunlara kalabiliyor. O zaman da işte hayatımızda yanlızlık, hastalık, ilişkilerde sorun…yaşayabiliyoruz.

İkinci önemli şey ise kendiyle, birbirleriyle, hayatla, parayla, başarıyla, sağlıkla…barışık ebeveynin çocuğu olmak. Durumunuz buysa valla oturun kaderinize, şansınıza teşekkür edin, şükredin. Çünkü siz de o ölçüde hayata, karşı cinse, ilişkilere, kendi değerinize ve kendi yeterliliğinize inanan ve güvenen mutlu bir birey olarak yetişiyorsunuz demektir. Kendi bilinç ve bilinçaltı düşünce kalıplarınız sevgi temelli olunca hayatınızı da olumlu, mutlu, bolluk ve kolaylık içinde yaşıyorsunuz. Yani kader başkasına sırt çevirip sizi pohpohlamıyor. Bilakis siz kendinize güzel bir kader oluşturuyorsunuz! Ata ve aile temellerinizden aldığınız olumlu enerjiyle, bakış açısıyla ve kodlamalarla.

Bu benim hem kendimden hem de danışanlarımdan edindiğim gözlemler, yaptığım çalışmalar sonucu oluşmuş naçizane bana ait bir kader yorumudur. Ama bugüne kadar da bunu boşa çıkaran bir durumla karşılaşmadım maalesef. Size verebileceğim en güzel haber ise her türlü kadere rağmen değişim dönüşüm neyseki mümkün!

 

mm

Yıldız Karacasoy

Çok şanslı biriyim çünkü çok severek yaptığım iki işim var. İlki özel bir üniversitede hocalık yapmak. İkincisi de bireysel gelişim, enerji ve bilinçaltı danışmanlığı yapmak. İlk işimi bilinçli seçtim ama sanırım ikincisine çekildim. Aile dizimi, regresyon, affetme ve bilinçaltı çözülme çalışmaları, yaşam koçluğu, kinesiyoloji en zevkle çalıştığım konular. Dişilik, bolluk bereket oluşturma ve bilinçaltı ise eğitimlerini ve seminerlerini verdiğim konular. 2010-2014 yılları arasında Kanal B Bizbize programında tüm bilgimi ve deneyimimi paylaştım. Artık yazılarımla da buradayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!