İstihbarat Fiyaskosu? - Halimiz
Trump V. Hollywood
12 Ocak 2017
Bilgi Ekonomisinde Neredeyiz?…
12 Ocak 2017

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) müstakbel başkanı Donald Trump Amerikan istihbarat örgütlerine şüphe ile yaklaşıyor demek hafıf kalır. Trump, ABD istihbaratına güvenmiyor! Bu güvensizliğin temeli ise ABD istihbaratının “Rusya, Trump lehine 2016 seçimlerini etkileme faaliyetlerinde bulundu,” demesi.

İstihbarat örgütleri, görevleri gereği, dünyanın hangi ülkesi söz konusu olursa olsun, bir ülkedeki seçim sonuçlarının kendi ülkelerinin tercih ettiği yönetimi iktidara getirmesi için kampanyalar yürütülürler. Günümüzde, bu tür bir etki kampanyası gizli yürütülen siber atak kampanyalarından tutun da açık olan medya fikir etkileme metodları—yalan haberler, köşe yazıları, analizler, yorumlar gibi—ve internet trollerine dek uzanır. Rusya’nın bugün uyguladığı ABD seçim sonucu etkileme metodları ve benzerlerini, zamanında Sovyetler Birliği’nin var olan teknoloji çerçevesinde yürüttüğü de bilinen bir gerçek.

İstihbarat, kısaca, değer taşıyan askeri ve siyasi sırları ve bilinmeyenleri toplayıp anlamlandırma kapasitesidir. İstihbarat doğası itibarıyla aleni olmayan ile uğraştığından, devlet başkanlarının önlerine gelen her istihbarat bilgisine kayıtsız şartsız inanmak yerine, sağlıklı bir şüphecilik dozu ile bakması yerinde, hatta gereklidir. Aksi halde bir devlet başkanı kendi istihbarat örgütlerinin elinde oyuncak olmaktan kurtulamaz. Dünya tarihi ve günümüz siyaseti bunun pek çok örneği ile doludur. Bu anlamda, bence, Trump’ın yaklaşımı anlaşılır ve sağlıklıdır. Kendi ulusal örgütlerini hiçe sayıp Rus devlet başkanına inanacak dozda mı derseniz, o tartışılır.

Türk halkının aşina olduğu Merkezi Haberalma Örgütü (CIA), Federal Soruşturma Bürosu (FBI), ve Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) gibi ABD’nin 17 farklı sivil ve askeri istihbarat kuruluşunu bünyesinde toplayan ABD Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanlığı Ofisi (ODNI), 6 Ocak 2017’de bir rapor sundu. Raporda, “Vladimir Putin’in 2016 ABD başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton’un seçim potansiyeline zarar verecek ve Trump’ın seçimini tercih eden bir etki kampanyası yürüttüğü kanaatindeyiz,” sonucuna ulaştı. Bu rapor, ABD istihbaratına zaten güvenmeyen Trump’ın bu güvensizliğine tuz biber ekti. ABD’de Cumhuriyetçi senatör ve parti yetkilileri dahil herkesin kabul ettiği bu bulguları Trump ve yandaşları açıkça reddediyor ve istihbarat fiyaskosu diyor.

ABD ilk kez istihbarat toplumunu ve bulgularını inanılmaz—hatta yalan—bulan ve kendi istihbarat örgütlerine alenen güvenmeyen bir Başkomutan tarafından yönetilecek. Peki bu ne demek? Böylesi bir yaklaşım hem ABD hem de dünya güvenliği için ne anlama geliyor?

Şöyle ki, Trump Seçiciler Kurulu’nda oy fazlasıyla başkan seçildiyse de, ülke genelinde Hillary Clinton Trump’dan 2.9 milyon daha fazla oy aldı. Hali hazırda bu gerçeği kabul etmekte zorlanan müstakbel başkan Trump’ın bir de “Putin emrindeki Rus istihbarat operasyonu olmasaydı Clinton başkan seçilecekti,” anlamına gelebilecek ODNI raporunu tepkisizce benimsemesini beklemek yanlış olur. Bu, Trump’ın kendi meşruiyetinin sorgulanması olarak algıladığı bir durum ki, zaten pek çok Amerikalı tam da bunu yapıyor. İşte bu nedenle, Trump’ın tepkisi doğaldır. Hiç kimse meşruiyetinin sorgulandığı bir ortamda bu şüpheyi daha da derinleştirmek istemez.

Bütün bunlar ışığında benim size sorum şudur: Eğer kullanılacak iyi malzeme olmasa idi 2016 ABD başkanlık seçimleri Rus espiyonajının en başarılı operasyonu olarak tarihe geçmeye aday olur muydu? Kesinlikle hayır!

Hillary Clinton, hayat boyu elde ettiği tüm başarılarına rağmen “defolu” bir aday idi. Amerikan halkının gözündeki “kuralları hiçe sayıp kendi bildiğini okuyan, güvenilmez kişi” imajı Rus espiyonjı ile pekişti hatta doğru olduğu ortaya çıktı. Clinton’ın devlet kanun ve kurallarını bir kenera itip kendi özel sunucu sistemini kullanmasının en yakın danışmanları tarafından koordine edildiği hatta ABD Dışişleri personeline bu konu ile ilgili soru dahi sorulmaması gerektiği emri verildiği afişe oldu. Demokratik Parti’nin (DNC) Clinton’un muhalifi Bernie Sanders’a karşı hiç de adil olmayan bir önseçim yürüttüğü gözler önüne serildi. Clinton’un Wall Street bankacıları ile olan yakın ilişkisi ve Clinton Vakfı ile ilgili yolsuzluk iddialarını da unutmayın. Bunlara bir de kimseyi heyecanlandırmayan ve açık bir ekonomik hedef koymayan seçim kampanyasını da buna ekleyin… Rusya’nın seçimin kritik noktalarında gelen ve WikiLeaks vasıtasıyla yavaş yavaş kanamayı hızlandıran espiyonajının neden başarılı olduğunu göreceksiniz.

Putin’in tercihi Trump’dır ve de Clinton-Putin ilişkisinin tarihçesine bakınca bunun nedeni gayet iyi anlaşılır. Evet, Trump Rusya’yı düşman olarak tanımlamıyor. Dost bile görüyor olabilir. Ama bu Trump’ın ABD Başkanı olarak Rus yanlısı politikalar izleyeceği demek değildir. Trump Hükümeti’nin ABD’nin çıkarları pahasına Rus yanlısı bir dış politika yürütmesi de düşünülemez. Ancak Trump’ın güvenlik öncelikleri ve çıkarları alışılagelenden farklı olacaktır. Bu, dünya güvenliğinin, ve bunu sağlamanın bir parçası olan istihbaratın, Trump tarafından ihmal edileceği değil, farklı şekillendirileceği demektir.

Trump zaten seçim kampanyası boyunca özellikle CIA’yi ve güvenilirliğini sorguladı. ABD’nin 2003 Irak müdahalesine uzanan istihbarat kampanyasında CIA’nın rolünü ve “Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları olduğu” istihbaratını açıkça “çuvallama” olarak tanımladı. Trump şimdi ODNI raporu için “Bunu yazanlar zamanında bize Saddam’ın kitle imha silahları var diyen aynı kişi ve kurumlar,” diyor. Atadığı milli güvenlik ekibi de istihbarat camiasına en az Trump kadar şüphe ile yaklaşıyor. Ve kulislerde konuşulan ise Trump’ın istihbaratı baştan aşağıya yeniden şekillendireceği, hatta gerekirse pek çok bürokratı temizleyeceği…

Peki bu Türkiye ve Fethullah Gülen’in iadesi hususunda ne demektir? Onu da bir sonraki yazımda ele alacağım.

Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın…

mm

Dr. Rengin Morro

Dr. Rengin Morro, terörizm ve çatışma çözümü çalışmaları alanında, kolay anlaşılabilir ve tatbiki çözüm önerileri ile tanınan uluslararası ilişkiler ve siyasi-ekonomik risk analizi uzmanıdır. Türk özel sektöründe başladığı iş hayatını, üniversite ve düşünce kuruluşları bünyesinde akademik çalışlamaları ile bütünleyerek sürdürmüştür. Lisans derecesini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden alan Dr. Morro, “Avrupa Birliği (AB) İçinde AB’nin Siyasi ve Ekonomik Entegrasyonuna Karşı Görüşler” tezi ile yüksek lisans derecesini tamamladıktan sonra “Çatışma ve Çatışma Çözümü Temelinde Türk-İran İlişkileri” tezi ile de doktora derecesini almıştır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Kontur-terör ve Çatışma Çözümü Dairesi Geçici Başkanı olarak çalışırken aldığı iş teklifi üzerine, Washington D.C.’ye göç etmiştir. Amerikan Üniversitesi ve George Mason Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve çatışma çözümü profesörü olarak görev yapmıştır. 2003 Şubat ayından bu yana iş ve akademik araştırmalarını Amerikan başkentinde sürdüren Dr. Morro, özel sektörün yanı sıra, ABD hükümeti ve ilgili kurumlarına uzmanlık alanında danışmanlık hizmeti de vermektedir. Dr. Morro, bir İzmirli olarak ilk kez Yeni Asır Gazetesi’nde 1998 yılında başladığı dış politika yazılarını, Halimiz’de sürdürecek olmaktan heyecan ve gurur duymaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!