İSTANBUL NE OLACAK? - Halimiz
KİRPİ
11 Nisan 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
18 Nisan 2019

31 Mart 2019 tarihinde yapılan Yerel Yönetim Seçimleri sonucunda İstanbul’da ortaya çıkan durum ciddi bir siyasi krize dönüşmek üzeredir.

Zira, 31 Mart 2019 tarihinden sonra ülkemizde yaşanan ve bu satırların yazıldığı sırada sonucu belli olmayan “itiraz süreci” demokratik ülkelerdeki uygulamalardan giderek daha fazla ayrışmaktadır. Söz konusu bu süreç, aynı zamanda, konuya ilişkin ülkemizin mevzuat ve içtihatları yanı sıra YSK’nın seçim öncesinde aldığı kararlar ve genelgelere de aykırıdır. Bugün itibariyle karşı karşıya bulunduğumuz durum, belki de siyasi tarihimizde ilk kez mazbata verilip verilmemesini aşan yeni bir boyutu ifade etmektedir. Bu bağlamda oldukça endişeli olduğumu belirtmek isterim.

İktidar partisinin, önemli gördüğü bazı nedenlere bağlı olarak, İstanbul’un yönetimini başka bir partiye bırakmak istemediği açıktır. İtiraz sürecinin dallanıp budaklanarak adeta bir kriz noktasına doğru sürüklenmesinin arkasında yatan dinamik budur. Fakat unutulmamalıdır ki, demokrasilerde seçim, sadece yönetenlerin belirlenmesini değil, halk iradesinin tecellisi ile yöneticilerin değiştirilmesini de içerir. Bu son derece doğal değişim mümkün olamıyor ise, demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

İstanbul’da ortaya çıkan durumdan endişe duyan Türkiye Barolar Birliği de herkesi sağduyuya çağıran ve çok yerinde bulduğum bir açıklama yapmıştır. Türkiye Barolar Birliği, bu açıklamada Türkiye’de seçimlerin seçim hukukumuz uyarınca siyasi partilerin gözetim-denetiminde ve hakim güvencesinde yapıldığını vurgulayarak seçim gününden çok önce kanuna ve YSK tarafından ilan edilen takvime göre kesinleşmiş seçmen listeleri ile sandık kurulu başkan ve üyelerinin tartışılmasının demokrasinin olmazsa olmazı olan seçimlerin tartışmaya açılması sonucunu doğuracağını ifade etmiştir. Bu tartışmanın galibi olmayacağı da bellidir.

Umarım bu tatsız durum hukuki ve ahlaki bir çerçevede çözülür ve siyasi hayatımız ciddi bir yara almaktan kurtulur.

Tahmin edebileceğiniz nedenlerle bunun aksini bile düşünmek istemiyorum.

Bu noktada, içinde bulunduğumuz durumun çağrıştırdığı ve bir dostumun bana naklettiği gerçek bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Eminim tebessüm edenleriniz olacaktır.

Hikaye şöyle:

1940’lı yılların ortasında Adana Demirspor bir su topu takımı kurar. Takımın başına da Muharrem Gülergin getirilir. Ama problem şu ki Adana’da sadece bir tane nizami havuz vardır. Zengin çocuklarından Adanaspor su topu takımının oyuncularına bir türlü sıra gelmez.

Muharrem hiç gocunmaz. DSİ kanallarında çalıştırır Adana’nın gençlerini. Kendi de zaten 20 yaşlarındadır. Demirspor’lu gençler kanala su verildikçe çalışarak önce Çukurova şampiyonu olurlar. Sonra İstanbul Moda Havuzunda Türkiye finallerine katılırlar. Gençler otobüste yatmakta, maç günü havuza girip rakiplerini yenmektedir.

Sonunda finale kalırlar. Üstelik antrenörlük ve kaptanlık yapan Muharrem’in parmağı da kırılmıştır. Rakibi 7-6 yenerler ama her biri kendi arabası ile gelen yalı çocukları ilk defa doğru dürüst havuz gören, otobüste yatan Adanalılar’a yenilmeyi kendilerine yediremezler.

Başlarlar itiraza. “Efendim top normalden beş gram daha ağırdı”, “Adanalılar’ın kaptanı eli sargılı oynadı” gibi bir sürü itiraz gelir.

Hakemler şaşkın halde beklerken Muharrem Gülergin bu kadar tantanaya dayanamaz, elindeki sargıyı çıkarır ve Demirspor tarihine geçen o cümleyi haykırır;

“Tamam lan! Girin suya! Baştan oynuyoruz!”

Maçın sonunda Demirspor bu sefer 12-0 kazanır. Sonraki 16 sezon boyunca üst üste Türkiye şampiyonluğu olur. YENİLMEZ ARMADA ünvanı alır.

Sonuç: Yenilgiyi kabullenmeyip mızmızlananlar durduk yere başlarına YENİLMEZ ARMADA belasını alırlar.

Tanrı kimseyi sağduyudan saptırmasın.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!