IŞIK OLMAK - Halimiz
IŞIK OLMAK 2
ANKARA’DA SANAT VAR, ÖYLE GÜZEL Kİ…
30 Mayıs 2019
IŞIK OLMAK 3
SINIRLARIMIZI BİLMEK
30 Mayıs 2019
IŞIK OLMAK 4

Bazen bazı şeyleri bilmeden sadece birileri için söyleriz ya da yaparız. Yaptığımız ya da söylediğimiz şeylerin birilerini ne kadar derinden ve özelden etkileyeceğini bilemeyiz bile… Bir cümlemiz sadece bir kişi içindir adeta ya da bir bakışımız ve dokunuşumuz… Kalbine ve ruhuna dokunmuşuzdur hiç fark etmeden…

Geçenlerde derslerimde hiç bilmeden ve fark etmeden yaptırdığım akış ve akış sırasında anlattıklarım ile kimi yogilerimin duygularına ve kalbine dokunmuştum…. Çoğu zaman içgüdülerime ve hislerime güvenirim ve onların bana yol göstermesine ve beni yönlendirmesine izin veririm. Derse gittiğimde katılımcıları şöyle bir gözden geçiririm. Hissetmeye çalışırım ve o gün nasıl bir ders yapmam, neler söylemem ve nasıl bir tema işlemem gerektiğinin cevabını bulmayı amaçlarım. Cevap da çoğunlukla gelir zaten… Eğer doğru bir şekilde dilersen, doğru bir şekilde hissedersen ve içgüdülerine güvenirsen aradığın cevabı bulursun. Sen hiç çaba sarf etmeden aradığın cevap önüne çıkar … Yeter ki güven…

O gün nedense hayatın döngüsünden bahsetmek istemiştim. Doğmak, bebek olmak, çocuk olmak, büyümek ve ergen olmak, yetişkin olmak, yaşlı olmak, ölmek ve yeniden doğmak… Tüm bu evreleri yaşarken sevmek, sevilmek, acı çekmek, çılgınlık yapmak, korkusuzca ve cesurca adım atmak ve hayatta hiç yapmam diye düşündüğün bir şeyi yapmak… Bungee jumping, paraşütle atlama, uçak kullanmayı denemek, safariye gitmek… Ya da bu kadar çılgınca olmasına gerek yoktu bu hayatta yapmayı isteyip de korktuğumuz için ertelediğimiz şeylerin… Benim için ormanda kamp yapmak… Belki senin için kayak sporunu denemek ya da ayağıma kramp girerse ne yaparım diye düşünmeden kıyıdan özgürce uzaklaşmak… Önemli olan bu hayatta yapmayı isteyip de ertelediklerimiz ve yapamadıklarımızı hatırlamaktı. Ya da her seferinde üzüntü çekeceğini bilsen de sevmekten ya da sevilmekten korkmamaktı. Hayat akıp gidiyordu ve onunla nasıl bir etkileşim içinde olmayı seçmek bizim elimizdeydi. Öldükten sonra yeniden dünyaya gelir miyiz? Hiçbirimiz bu sorunun cevabını bilmiyoruz. Gidip de dönen var mı?  Yok, öyle değil mi? O halde bize bu hayatta olma şansı verildiyse ertelemek ya da korkularımızdan ötürü yapmamak neden? Bu hayattayken doya doya yaşamayı seçmek, ertelememek, cesaretle adım atmak ve çılgınca şeyler yapmak bizim elimizde… Yaşımız geçti diye düşünmeden ve utanmadan yağmurda ıslanmak, su birikintilerine basıp çamur olmak, çocuk parkındaki oyuncakları kullanmak, tüm zillere basıp kaçmak… Bugüne kadar yapmak isteyip de yapamadığımız her şeyi yapmalı insan… Geriye dönüp baktığında pişman olmamak için…

Bir diğer derste ise “Halimiz” gazetesinde yazdıklarımdan bahsetmiştim. Hayatı yıkıp yeniden yaratmak, kendimizi sevmek, kendimizi değerli görmek, kendimize karşı şefkatli olmak ve kendine sarılmaktan… En çok ihtiyacımız olan ama yapmaktan hep çekindiğimiz şeydi kendine sarılmak ve kendini kucaklamak… Şu hayatta herkesi sevmeyi beceriyorduk da bir kendimizi sevmeyi başaramıyorduk. Kendimizle barışık olamıyorduk. Kendimize sarılamıyorduk ve kendimizi kucaklayamıyorduk. Kendimizi çamurumuzla ve çiçeğimizle sevemiyorduk. Aslında hepimiz birer “lotus çiçeğiydik.” Köklerimiz çamurlu olsa da eninde sonunda yemyeşil yaprakların arasında açan bembeyaz çiçeklerdik. Tek yapmamız gereken kendimizi yargılamaktan ve kendimizi suçlamaktan vazgeçip sevmeyi öğrenmekti. Önce kendimizi sevmeyi ve sonra bu sevgiyi tüm çevremize yaymayı… Hayatımızdan memnun değilsek onu o şekilde sürdürmek yerine değişikliklere açık olmalı ve yıkıp yeniden yaratabilmeyi ve inşa edebilmeyi becerebilmeliydik. Bu hayata tek bir kere geliyorduk ve bu şansı iyi kullanmalıydık. İkinci kere geleceğimizin garantisini kim verebilirdi ki? Halen bu hayatı yaşıyorken değişim ve dönüşüm şansımız varken bunu kullanmalıydık.

O gün derslere giderken aklımda dersin akışı ile felsefeyi birleştirmek yoktu. Nedense dersin başında katılımcılara şöyle bir baktığımda ve hissetmeye çalıştığımda kendiliğinden çıkmıştı bu konuşmalar. Hiss-i kable’l vuku… Altıncı his… İçgüdüler… Nasıl bir ders işlemeliyim diye içten sormuştum ve içten bir cevap almıştım.

İki derste bahsettiğim tüm bu konular sadece iki katılımcıyı derinden etkiledi. Dersin sonunda “savasana” (ceset pozisyonu adındaki derin dinlenme duruşu) sırasında bu iki katılımcının gözlerinde yaşlar vardı. Bence ağlamak çok güzel bir şey. Gözlerinden yaşlar süzülürken ruhun temizleniyor ve arınıyor. Kim bilir söylediğim hangi cümle onları böylesine etkilemişti? Böyle zamanlarda sarılmak ve paylaşmak çok önemliydi. Sarıldım onlara. Kalplerimizin ve duygularımız bir ve aynı olduğunu hissettirmek için… Beraber arınmak, beraber büyümek ve gelişmek için… Sonra birden farkına vardım. O gün benim için de bir ödüldü. Son okuduğum kitaptan sonra hayattaki amacımı düşünüp duruyordum. Cevabını o gün bulmuştum. Okuduklarımdan ve öğrendiğim felsefeden bazen yeteri kadar faydalanamıyor olsam da ya da kimi zaman günlük ve maddi hayatın bana hissettirdikleri ve yaşattıklarından gereğinden fazla etkileniyorsam da, derslerde anlattığım felsefe kimilerine ışık oluyordu. Kimilerinin hayatını değiştiriyordu. Hani terzi kendi söküğünü dikemez ya… Benimkisi öyleydi. Bazen kendime faydam olmuyordu ama birilerinin bir şeyleri fark ve idrak etmesine yardımcı oluyordum. Tıpkı deniz kenarında yürüyen bir adamın atabildiği kadar deniz yıldızını yeniden denize atması ve onları tekrar hayata döndürmesi gibi… Benim de bu hayattaki amacım birilerine şifa ve ışık olmaktı…

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!