İNSAN BAŞLADIĞI YERE DÖNER Mİ? - Halimiz
BAĞIRSAK SAĞLIĞI
31 Ocak 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
7 Şubat 2019

Yolculuk denilen şey uzak ülkelere, farklı kültürlere yapıldığında daha muteber oluyor da önceden tanıdığın, bildiğin yerlere yapınca o kadar da önemli olmuyor mu? Yolculuk hiyerarşisi diye bir şey var mı? Hep aynı yere gidip her seferinde farklı dönmek mi, yoksa hep farklı yerlere gidip hiç değişmeden dönmek mi? Seyahat entelektüel bir merak ve öğrenme mi, yoksa bilmeye duyulan açlık, bilgi aşkı, bir felsefe mi?

Seyahatin her türlüsü bana göre faydalı. Sadece yolda olmak bile farkındalığa katkıda bulunur. Tabii yoldayken gerçekten yolda olursanız bu olur. Yani varış noktasını düşünmeden, geride bıraktığınız yeri özlemeden, sadece yol almaktan bahsediyorum. Yeni bir ülkeye, yeni bir kültürü tanımak için gitmek şahanedir. Zincir otellerin farklı coğrafyalardaki otellerinde vakit geçirmek bana göre seyahat değil, tatildir. O sebeple o tarz tatiller için, yani otelden çıkmadan dinlenmeyi seçtiğim tatiller için coğrafyanın pek önemi yoktur. Mümkünse bildiğim bir ülke/şehir/beldeyi tercih ederim çünkü o tatilin amacı gezmek, görmek, öğrenmek değil fiziksel olarak dinlenmektir.

Oysa benim için dinlenmek, salt bedenin dinlenmesi değildir. Zihnimi alışkın olduğu şeylerden başka şeylere çekerek uyandırarak dinlendiririm. Ruhumu ise güzellikleri fark ederek…

Bir de kendi içine yolculuklar vardır. Bildiğini düşündüğün duraklarda durup, ilk kez bir şeyler fark etmek mesela. “Bir sen vardır senden içeri.” Bunu görmek için derine yolculuk etmeye cesaret etmek gerek.

İnsanın doğduğu yere geri dönmesi kim olduğunu hatırlaması için önemlidir. Nelerden hoşlanırdım, nasıl bir hayatım vardı, kimlerle neden arkadaşlık ettim, nelerde takıldım, kimleri sevdim, kimler beni sevdi, kimlerle aramda nasıl bağlar kurdum, iletişim aracım neydi, kişiliğimi oluşturan yapıtaşları ve hayata dair hükümler ne vesileyle oluştu, bana nasıl davranıldı, ben nasıl davrandım insanlara?

Bu yazının amacı şu seyahat iyidir, bu kötüdür gibi kategorize etmek değildir seyahatleri. Sadece ne amaçla olursa olsun, yolculuğun farkına varmaktır. Seyahatin hedefi destinasyona ulaşmak değil, oraya ulaşırken ve oraya ulaştıktan sonra edindiğin deneyimlerdir. Yolculuk bir nokta değil, süreçtir.

Hayatta karşınıza çıkan her insanın, kendi içinize doğru bir yolculuk olduğunu düşünürüm. Hiç katlanamadığınız tarz bir insan var karşınızda örneğin. Bire bir iletişimde manipüle etmeyi seven, alenen yalan söyleyen… İşte bu kişide neye katlanamıyorsanız, aslında sizin gölgede kalan, kabul etmediğiniz yönünüzü size gösteriyor olabilir. Her insan bize, kendimize doğru giden bir yoldur.

Etkilendiğiniz insanları düşünün, hayranlık duyduklarınızı. Kime neden hayranlık duyuyorsunuz? Salt yetenek mi? Kuvvetli karakterleri mi? Asilikleri mi? Cesaretleri mi? Zekâları mı? Güçleri mi? Başarıları mı? Sakinlikleri mi? Farklı bakış açıları mı? Sizi etkileyen nedir?

Bir şehri neden seviyorsunuz? Bir ülkeyi neden sevmiyorsunuz? Bizi rahatsız eden şeyler bizim en iyi öğretmenlerimiz olabilir. Eğer öğrenmiyorsak, sadece rahatsız olduğumuzla kalır, rahatsızlığımızı sürdürürüz. Sevdiğimiz, hoşlandığımız şeyler ise bizim konfor alanımızdır. Ara sıra bilinçli olarak bu alanın dışına çıkmak bize iyi gelir. Düzen seviyorsak kaotik bir ülkeye, heyecan seviyorsak her şeyin belirli olduğu sakin, düzenli bir ülkeye seyahat bizim için daha öğretici olabilir.

Nietzsche insanın aşılması gereken bir şey olduğunu söylerken belki de bunu demek istemişti. Kendi konfor alanlarımızı net bilirsek, sınırlarımızı zorlayacak bir şeyler yapabiliriz. Sınırlarımızı genişletmemizin, kendimizi aşmanın yolu budur.

Kiminle, ne konuştuğunuza da dikkat edin. Konuştuğunuz konular, yaptığınız yorumlar sizin başınıza gelen ne olursa olsun, bunu aktarış tarzınız sizin hayata dair anlayışınızı yansıtır. Uğradığınız haksızlığı, ateşli bir öfke ve intikam duygusu ile anlatıyorsanız, sizin haksızlık karşısında henüz olgunlaşmamış, çözüm üretemeyen bir birey olduğunuzu, belki öfke sorununuz olduğunu gösterir. Ya da başınıza gelen trajik bir olaya verdiğiniz tepki, sizin hayattaki zorluklarla baş etme şekliniz hakkında fikir verir.

İnsanın kendini tanıması, sürekli kendine sorular sormasıyla mümkün olabilir. Aynı sorulara verdiğimiz cevaplar değişebilir, normaldir. Önemli olan sormayı bırakmamak, eski cevaplarımızı veya kabullerinizi geçerli saymamaktır. Çünkü her şey değişir.

Hayatı bir çan eğrisi olarak görüyor olabiliriz. Belki de bir dairedir. Ve ne yaparsak yapalım, başladığımız noktaya döneriz. Hiçliğe.

 

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!