IMF RAPORU VE TÜRKİYE - Halimiz
IMF RAPORU VE TÜRKİYE 2
GERÇEK SÜPER KAHRAMANLAR
23 Nisan 2020
IMF RAPORU VE TÜRKİYE 3
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
23 Nisan 2020
IMF RAPORU VE TÜRKİYE 4

Covid-19 virüsünün yol açtığı salgının dünyayı yerinden oynatan bir gelişme, bir siyah kuğu olayı olduğunu söylemek sanıyorum abartılı olmaz. Bu kriz dünyanın yaşadığı 2008 küresel ekonomik krize de benzemiyor. Çünkü krizden etkilenen ekonomik ve sosyal aktivitenin büyüklüğü ve daralma hızı bugüne kadar görmediğimiz, hatta düşünemediğimiz boyutlara ulaşıyor.

Bu noktada vurgulamakta yarar var. Bu kriz, hem baş döndürücü teknolojik gelişmelerin hem de 2008 küresel ekonomik krizinin etkisiyle İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin derinden sarsıldığı, neoliberal politikaların küresel dengeleri bozduğu, siyasetin sorun çözücü bir mekanizma olmaktan çıktığı ve yeni bir yönetişim modeline ihtiyaç duyulduğu bir dönemde patlak verdi. Bu nedenle de dünya tarihine önemli kırılma anlarından biri olarak geçecek. Siyasi, ekonomik ve toplumsal sonuçları olacak. Siyasi ve iktisadi güç dengelerinde kalıcı değişimlere yol açacak.

Bu noktada, IMF’nin geçtiğimiz hafta içinde yaptığı son ekonomik değerlendirmeye kısaca göz atalım.

IMF, bu yılın başında yayımladığı Küresel Ekonomik Görünüm raporunda yer alan makroekonomik tahminlerini kriz nedeniyle revize etti ve çarpıcı ölçüde değiştirdi. Tahminleri dayandırdığı baz senaryoda, IMF, salgının, ülkelerin çoğunda 2020 yılının ikinci çeyreği içinde tepe yaptıktan sonra kontrol altına alınacağını ve yılın ikinci yarısında gerilemeye başlayacağını varsaydı. Buna göre küresel ekonomi 2020 yılında yüzde 3 daralacak. Halbuki sadece üç ay önce yapılan tahminde küresel ekonominin 2020 yılında yüzde 6.3 büyüyeceği öngörülüyordu. Burada tahmin edilen daralma veya kötüleşme, virüsün yol açtığı salgına bağlı ekonomi ani duruşunun 1929 -30 yıllarında yaşanan büyük depresyondan bu yana görülen en büyük depresyon olduğuna ve 2008 Küresel Finansal Krizinden çok daha kötü bir manzara sergilediğine işaret ediyor.

IMF’nin baz senaryosunda, salgının 2020 yılının ikinci yarısı içinde gerilemeye başlayacağı ve küresel ölçekte alınan tedbirlerin geniş çaplı şirket iflaslarını, yaygın iş kayıplarını ve sistemik finansal sıkıntıları önlemede etkili olacağı varsayımlarıyla küresel ekonomik büyümenin 2021 yılında toparlanarak yüzde 5.8 artabileceği ifade ediliyor. Ancak yine de salgının küresel ekonomiye 2020-21 döneminde vermiş olacağı tahribatın 9 trilyon dolar mertebesinde olacağı tahmin ediliyor. Doğal olarak IMF, daha olumsuz senaryolara da değiniyor. Salgının 2020 yılı içinde gerilememesi ve hatta 2021 yılı içine sarkması durumunda kayıpların çok daha fazla olacağını, küresel ekonominin 2020 yılında en az yüzde 6 daralacağını ve daralmanın hız kesse bile 2021 yılında da sürebileceğini vurguluyor.

IMF’nin baz senaryosuna göre Türkiye ekonomisi 2020 yılında yüzde 5 civarında daralacak, 2021 yılında yeniden makul bir büyüme hızına ulaşabilecek. Ancak, salgının beklenenden daha uzun sürmesi durumunda ekonomik daralmanın 2020 yılı için çift haneli rakamlara doğru gitmesi ve 2021 yılında hızı düşse bile, daralma sürecinin devam etmesi olasılığının bulunduğu göz ardı edilmemeli. İşte o zaman devlet desteğinin çok daha büyük ölçekte yapılması gerekeceği açık. Ve daha da önemlisi, yerel ekonomide bütün yükümlülükler ileriye doğru ertelenir ya da devlet tarafından üstlenilirken, yurtdışı yükümlülüklerin aksamadan sürdürülmesini beklemenin gerçekçi olmayacağı da açık ve net. Bu bağlamda dış borç ödemelerinin yeniden yapılandırılması için gerekli temasların ve hazırlıkların mutlaka yapılması gerekiyor.

İş de bu noktada çok önemli bir meseleye daha geliyoruz. Daha uzun sürecek bir salgın durumunda devletin vermesi gereken desteğin çok daha yükseleceği dikkate alındığında hükümet risk algılamasını azaltmak için ne yapacak?

Faizlerde ve döviz kurunda bilançoları daha da bozacak sıçrayışların olmaması için ne gibi tedbirler alınacak?

Finansman ihtiyacının daha da artması nasıl önlenecek?

Covid-19 pandemisiyle mücadele bağlamında IMF’nin seferber ettiği ve bir stand-by anlaşması ile hiçbir ilgisi olmayan 1 trilyon dolarlık kaynaktan yararlanmama lüksümüz var mıdır?

Ekonominin slumpflasyona sürüklenmemesi nasıl sağlanacak?

İçinde bulunduğumuz olağandışı dönemde bu tür sorulara yanıt olabilecek hazırlıkların yapılması, değişik senaryolara göre program ve planların geliştirilmesi, uygulanacak stratejilerin belirlenmesi yaşamsal önem taşıyor. Umarım bu tür değerlendirmeler yapılıyordur.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!