İLİŞKİLER - Halimiz
ÇOCUKLAR VE PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK – RESILIENCE
7 Mart 2019
RAKAMLARLA KADIN
7 Mart 2019

Zen rahibi Thich Nhat Hanh’ı uzun süredir takip ediyorum. 4 ay önce çalışmaya başladığım için, yapmak istediğim birçok şeyi ertelemek zorunda kaldım. Hayatı, ne kadar ertelemem gerektiğini bilmeden erteliyorum. İsteklerimi şu anda dilediğim gibi yapamasam da, doğru zamanın geleceğini bütün kalbimle biliyorum. Zamanım kısıtlı olduğu için, bu bayram tatilinde 1 haftalık inziva yapabilmek için araştırmalara başladım. Niyetim Fransa’daki Plum Village’a gidip Thich Nhat Hanh ile tanışmaktı ancak memleketi Vietnam’a döndüğünü öğrendikten sonra bu fikri rafa kaldırdım. 3 sene önce, Zen çalışmaya başladığım ilk yıllarda, inziva yaptığımız binanın duvarlarında kademe kademe ilerleyen yolu anlatan bir çizim vardı. İlk resmin altında, “Nereye gittiğimi ve nereye varacağımı bilmeden, sadece arıyorum” yazıyordu. O zamanlar bu cümlenin anlamını tam anlayamamıştım. Hayat bütün belirsizliğiyle devam ederken, aslında birçok şeyi, nereye varacağımızı bilmeden arıyoruz. Aydınlanma yolunda ilerlerken, bende, büyük bir belirsizlik ve bilinmezlik içerisinde, beni ileriye taşıyabilecek her yolu denemeye ve aramaya çalışıyorum, bedeli ne olursa olsun. Thich Nhat Hanh şu anda 92 yaşında, umarım birkaç yıl içerisinde yolum Vietnam’a düşer ve kendisiyle tanışma fırsatı bulabilirim. Plum Village’ın web sitesinde dolanırken, karşıma şans eseri usta ile küçük bir kız arasında geçen, ilişkilerle ilgili bir konuşma çıktı. Konuşmadan bir hayli etkilendiğim için, bu haftaki yazımda ilişkilerden bahsetmek istedim.

*****

Ortaokula başladığım yıllarda, sınıfımdaki bazı arkadaşlarımın aileleri boşanmaya başlamıştı. O yılarda tabi ki, çocuk aklımda bu arkadaşlarımın tepkilerini ve bu olayın onları nasıl etkilediğini gözlemleyemedim. Yıllar ilerledikçe anne babası boşanmış ve boşanmamış arkadaşlarım arasındaki farkları görebilmeye başladım. Bir zamanlar bana karşı tutarsız davranışlar sergileyen bir kız arkadaşım vardı. Bazen aşırı samimi ve sevecen, bazen de aşırı soğuk davranırdı. Çok uzun süre bu tutarsızlığına mantıklı bir açıklama getiremedim. Uzun bir zaman sonra, o arkadaşımın babasının zamanında annesini aldattığını ve bu yüzden boşandıklarını öğrendim. Bu olay, onun da erkeklere olan güvenini sarsmıştı ve yaşadığı ilişkilerin hiçbirinde mutlu olmamakla beraber, 4-5 aydan uzun süren ilişkisi de olmuyordu. Bütün bu olayları bağlantılı bir biçimde gözlemlediğim zaman, aile kurmanın ve bir ilişkiye başlamanın aslında çok büyük bir sorumluluk olduğunu ve bu sorumluluğun zorlayarak alınamayacağını fark ettim. Böyle bir sorumluluğu alabilmek, doğru anlayışı gerektiriyor. Aksi halde yetişkinler sadece gönül eğlendirmiş oluyor, çocuklara da büyük travmalardan başka bir şey kalmıyor.

Thich Nhat Hanh ve küçük kız arasında geçen konuşmada kız, babasının ona çok kötü şeyler yaptığından bahsetti ve babasını affedip onla görüşmeye devam edebilmesi için ne yapması gerektiğini sordu. Thich Nhat Hanh ise “Bir insanla bir ilişkiye başladığın zaman, ne tür bir ilişki olursa olsun, artık ondaki bir parça sende, sendeki bir parça ise onda yaşamaya başlar. Karşındaki insana sinirlendiğinde, aslında sinirlendiğin şey o insandaki kendi yansımandır. O insanla yaşadıkların, paylaştıkların, gülüşün, bakışın seni de dönüştürmüştür. Bu yüzden aslında bir ilişkiyi bitirirken, tam olarak bitirebilmiş olmazsın” diyerek cevap verdi. İlişkileri değerlendirirken hiç böyle düşünmemiştim ve Thich Nhat Hanh’ın bu konuda yaptığı bu dharma konuşması, beni derinden etkiledi.

Zaman zaman çok yakın erkek arkadaşlarımla buluştuğumda konu, her erkek muhabbetinde olduğu gibi dönüp dolaşıp kızlara ve ilişkilere geliyor. Hepsi henüz daldan dala konan kuş misali yaşadıkları ve aralarında uzun süreli ilişkide olan bir tek ben olduğum için, genelde sorguya çekilen taraf ben oluyorum. “Oha, ilişkin 4 yıldır devam mı ediyor? Oğlum sıkılmadın mı? İnsan 22 yaşında kendi ayağına sıkar mı, dışarıda çok güzel kızlar var, yaşamıyorsun şu hayatı” şeklinde yorumlar gelmiyor değil. Gülümsemekle yetiniyorum, çünkü anlatacağım şeyleri o anda duymaya hazır olmadıklarını biliyorum. Belki de 50 yaşına gelseler de hazır olmayacaklar. Onları anlayabiliyorum çünkü günümüz gençliği, daha güzel kadınlarla ya da daha yakışıklı erkeklerle beraber oldukları zaman, daha mutlu olacağını zanneden insanlardan oluşuyor. Karşılaştığım bir diğer komik soru ise “Ne zaman evleniyorsun?” sorusu. “Ben zaten evliyim” diye cevap verdiğimde ne demek istediğimi pek anlayamıyorlar. Bir insana gerçekten gönlünüzü kaptırıp bir ilişkiye başladığınız zaman, artık ondaki bir parça sizde, sizdeki bir parça ise ondadır ve aslında onunla evlenmişsinizdir. Nikâh dediğiniz şey, sadece bir imzadır. Evlilik kurumu, aslında bir liyakat göstergesi olmadığı gibi, hiçbir şeyin garantisi de değildir. Bir insandan ayrıldığınız zaman, artık onunla ilişkiye başlamadan önceki halinizle aynı değilsinizdir. O insan, aslında hala sizin bir parçanızdır. Bu yüzden insanlar, evlenerek bir araya gelemezler, boşanarak da ayrılamazlar. “Şiddetli geçimsizlikle” boşanan insanlar üzerine bir araştırma yapılsaydı, çok büyük bir bölümünün ilişkilerinde yaşadıkları gerilimlerin, aslında tarafların kendi içlerinde bitmek bilmeyen kavgalarının yansımaları olduğunu göreceğimize neredeyse eminim.

Peki, nedir uzun ve sağlıklı ilişkinin formülü? 40-50 yıldır evli olup birbirlerinin gözlerinin içine sevgiyle bakabilen çiftlerde gördüğüm en temel şeyin şefkat olduğunu ve bunun da derin bir temele oturduğunu gözlemliyorum. Teknik olarak baktığımızda, yeni başlayan bir ilişkinin ilk 3 ayında yaşadığınız o kalp çarpıntıları, heyecanlanmalar ve diğer fiziksel reaksiyonlar bittiği zaman, bu aradaki aşkın bittiği anlamına gelmiyor. İlişkiyi devam ettirebilmeniz için ilişkiyi dönüştürebilmeniz ve sağlam bir temele oturtabilmeniz gerekiyor. Aynı 40 yıldır evli kalmayı başaran insanlarda gözlemleyeceğiniz gibi, aşk bitiyor. Yerine, şefkat, dostluk, paylaşma, beraber büyüme, destek olma, zorluklara beraber göğüs gerebilme, yani kısacası samimi bir arkadaşlık kalıyor. Eğer gerçekten bir gün öleceğinizi ve o ilişkinin de bir gün öyle ya da böyle, bir şekilde biteceğini gerçekten kavrayabilirseniz, o zaman, sabah evden ayrılırken eşinizi son defa görüyor olabileceğinizi fark ediyorsunuz. Haliyle, daha anlayışlı oluyorsunuz, kavgalara ayıracak zaman olmadığını fark ediyorsunuz ve bu durum ilişkide neşenin, anlayışın ve şefkatin oluşabilmesi için doğru zemini hazırlıyor.

İki insanın bir araya gelmesini, derin bir kaba doldurduğumuz toprağa benzetebiliriz. Eğer iki taraf da zihinlerinde, şefkate, cömertliğe, kıskanmamaya, neşeye, korkusuzluğa ve doğru anlayışa yatırım yaparsa, kabın içindeki toprak verimli olur. Elinizdeki tohum ister kaliteli ister kalitesiz olsun, verimli toprakta filiz verir. Ancak siz, öfkeye, açgözlülüğe, kıskançlığa, korkaklığa ve yanlış anlamalara yatırım yaparsanız, kabın içindeki toprak verimsiz bir toprak olacaktır. Elinizdeki tohum dünyanın en verimli tohumu olsa da böyle bir toprakta filiz vermeyecektir. Sağlıklı bir ilişki yaşamanın temeli, elimizdeki toprağı verimli bir hale getirmekten geçiyor.

mm

Ekin Karahan

1993 yılında Ankara’da doğdum. 2017 yılında Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldum. Uzun zamandır engellilik üzerine, toplum bilinçlenmesi ve bilgilenmesi amacıyla seminerler veriyorum ve çalışmalar yapıyorum. Bugüne kadar biriktirdiğim bütün deneyimleri insanlara aktarabilme motivasyonuyla yazıyorum. Yazı yazmak, düşüncelerimi aktarabilmek için en sevdiğim yollardan bir tanesi. Düşünceler kağıda dökülerek çoğalmalı... İnsan, paylaşarak varolmalı... ☺

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!