İDLİB İÇİN SAVAŞMAYA DEĞER Mİ? - Halimiz
İDLİB İÇİN SAVAŞMAYA DEĞER Mİ? 2
SİNN FEİN, İRLANDA SEÇİMLERİNİN EZBERİNİ BOZDU
20 Şubat 2020
İDLİB İÇİN SAVAŞMAYA DEĞER Mİ? 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
27 Şubat 2020
İDLİB İÇİN SAVAŞMAYA DEĞER Mİ? 4

“Şu ana kadar maalesef arzu ettiğimiz neticeye ulaşamadık. Masada bizim istediğimiz yerin çok uzağında olunduğu bir gerçektir. Türkiye, İdlib konusunda kendi harekat planını uygulamak için her türlü hazırlığını yapmıştır. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ diyoruz. Daha açık ifadeyle İdlib harekatı bir an meselesidir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis’teki olağan grup toplantısında dün yaptığı konuşmada böyle seslendi. Akşam saatlerinde de Türkiye’nin, NATO’ya, İdlib’e yönelik bir harekat gerçekleştireceğini bildirerek NATO’dan şehir üzerinde önleme uçuşu yapmasını talep ettiği haberleri geldi.

2 Şubat’tan bu yana İdlib’e doğru yoğun bir askeri sevkiyat yapılırken, geçen bu 18 günlük sürede 13 asker hayatını kaybetti. Soru şu ki Erdoğan iktidarının bu yeni operasyonla neyi hedeflediği net değil. Şöyle ki…

Detaylarda çok boğulmadan genel olarak olanı anlamaya çalışalım.

  1. Türkiye’nin Suriye’ye gönderdiği askerlerin görevi terörle mücadele. Meclis’ten geçen tezkerenin kullandığı resmi terminoloji bu yönde. İdlib’teki gözlem noktaları ise Suriye rejim güçleri tarafından kuşatıldı ve Türkiye, Suriye ile ve dolayısı ile Rusya ile sıcak çatışmayı göze alarak bu askeri sevkiyatı devam ettiriyor. Terörle mücadelenin çok ötesine geçmiş bir durum var demek ki.
  2. Başkanlık sistemi, sınır ötesi terörle mücadelede Meclis iradesine ihtiyaç duyuyorsa; yabancı bir ülkeye karşı topyekün girişilecek bir askeri operasyon için de böyle bir yetkilendirmeye ihtiyaç duymalıdır. Meclis’in iradesi bu askeri harekatın arkasında şu an için yoktur.
  3. İktidarın yürüttüğü Suriye politikasında 1998 ve 2011 anlaşmaları gözetilmiş olsa; Ankara’nın da Suriye sınırından bu ülkeye teröristlerin sızmasına göz yummaması gerekir. Eskiden teröristlerin yönü Suriye’den Türk toprağına yönelikti. 2011 sonrasında yön karşılıklı oldu. İki taraf da sorumluluğunu yerine getirmedi diyebiliriz. Bu anlaşmalar üzerinden de Suriye rejimine yüklenmek bugün için kamuoyu yaratabilir ama Suriye’de kanın durduğu gün hesaplar değişebilir de.
  4. 16 Eylul 1998’de Org. Atilla Ateş, Suriye sınırında “Ya Abdullah Öcalan’ı verirsiniz ya da biz Suriye’ye girip kendimiz alırız” dediğinde caydırıcıydı. Tek bir Türk askerinin canına zarar gelmeden, PKK lideri Abdullah Öcalan’ı Suriye’den sınır dışı ettirecek diplomasi trafiği başlamış ve sonuç alınmıştı. Bugün Türkiye caydırıcılık gücünü kaybetmiş durumda. 1998’de olası bir Suriye operasyonun hedefi belliydi; bugün bilinmiyor.
  5. Türkiye’nin, Rusya ve İran’la imzaladığı Astana ve Soçi mutabakatları bir tarafta çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmasını hedeflerken öte tarafta da İdlib’te olduğu gibi radikal terör örgütleri ile mücadeleye hedefler koyuyordu. Türkiye, İdlib’te, hem teröristleri sivillerden ayrıştırma hem de ağır silahları arındırma konusunda taahütte bulundu. Böyle büyük bir töhmetin altına girerek de sınıra gelecek yeni bir göç dalgasını engellediği iddiasındaydı. Bugün aynı tehditle karşı karşıya olunduğuna göre bu sorun ötelenmiş ve şimdi kapımıza daha büyük bir tehdit olarak dayanmış durumda.
  6. Eylül 2018’de varılan Soçi mutabakatından bu yana Türkiye bu taahütlerini yerine getir(e)medi. Rusya bir taraftan baskı kurmaya başlarken, öte taraftan Suriye rejim güçleri buraya doğru operasyonlarını arttırdılar. Türkiye’nin, Astana mutabakatı ile orada konumlandırdığı gözlem noktalarının önemli bir kısmı şimdi Suriye rejim güçlerinin kuşatmasında. Rejim askerlerinden buradaki Türk askerlerine şu ana kadar saldırı olmadı. Saldırıya uğrayan askerler, sevkiyat hattında. Belli ki bir mesaj veriliyor.
  7. Erdoğan, Suriye rejim güçlerinin, İdlib’te kurulan çatışmasızlık bölgesini tehdit ettiğini söylüyor. Rusya, buradaki radikal unsurların kendi askerleri ve üsleri dahil saldırıda bulunduklarını ve masum olmadıklarını argüman ediyor. Neticede meselenin korunmaya muhtaç kadın ve çocuklardan öte bir ciddiyete sahip olduğu kesin. Mesela buradaki idmanlı teröristler ne olacak, nereye gidecek, gittikleri yerlerde tehdit olmamaları için düşünülen bir formül var mı; bunlar, konuşulmuyor.
  8. Türkiye, İdlib’teki nüfusun tamamının masum olduğu ve kadın ve çocukları korumak için kalkan olduğunu ileri sürse de, buradaki radikal unsurlara karşı kendi topraklarını korumak için nasıl bir planı olduğu konusunda belirsiz bir tablo sergiliyor. 2018 Eylül’den bu yana bu konuda ilerleme gösterilemiyor. Rusya’nın ise Amerika’nın da daha önce başka coğrafyalarda yaptığı gibi tabir yerindeyse buradaki toprağı düzlemeye niyeti olduğu aşikar.
  9. Bugün, Türk askeri, İdlib’e doğru yol alırken ve oradaki varlığını sürdürürken elbette terör örgütleriyle işbirliği yapıyor. Gaddarlık yarışına girmek maksat aşacaktır ancak Suriye rejim güçleri ne kadar zalimse bu radikal unsurların da altta kalan bir tarafı olmadığını bilelim. Kamuoyu oluşturmak için bir tek rejim güçlerinin kötülüğü ön plana çıkartılsa da sahanın topyekün insaniyetten uzak olduğunu teslim etmekte fayda var.
  10. Türk askerinin, İdlib’teki ısrarı eğer hala olası göçü engellemek için ise Suriye ve hatta Rusya ile girişilebilecek bir sıcak çatışma böyle bir göç dalgasını bırakın önlemeyi kat be kat arttırabilir bile. O takdirde Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamak için yeterli refleksleri göstermesi de ancak doğru yerde doğru kadrosunun yeterli miktarda olabilmesine bağlıdır. Amerika ile neredeyse yarışan bir hırsta, askeri, dünyanın çeşitli yerlerine göndererek ve bir tarafta da FETÖ ile mücadele kapsamında binlerce personeli azlederek, bu yeterli sayı ve donanımlı personel var mı yok mu tartışması belki bugün artık yapılsa yerinde olabilir.
  11. Suriye’de izlenilen siyaset bir kenara, Ankara, bu sahada, hem Amerika hem de Rusya ile işbirliği yapabileceğini ve ikisinin de hep kendisinin en yüksek çıkarını gözetir şekilde adım atacağını öngördü — herhalde. Ama biri şahin diğeri de ayı ile sırasıyla eşleştirilen bu ülkeler, tam da kendilerine uygun hareket ediyorlar. Amerika’ya kafa tutarmışcasına; NATO’dan ayrılmak için sanki an gözetiyormuşuz gibi tüm uyarılara rağmen Rusya’dan S-400 almanın anlamını bir şekilde anlatacaklar. Türkiye’nin coğrafyasından kaynaklanan stratejik önemi dolayısı ile de ölçülü ama hissettirilen adımlar atacaklardır. Döviz kurunu bugünden takibe almakta fayda var.
  12. Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı gösteriliyorsa, Suriye rejim askerlerinin kendi topraklarında Türkiye dedi diye bir noktaya çekilmesini beklemenin mantığı nedir? En nihayetinde bu topraklar radikal terör gruplarından temizlenince, BM tarafından tanınan Suriye’nin siyasi temsilcilerine bırakılmayacak mı? BM de Esad’ı, Suriye’nin resmi siyasi temsilcisi olarak kabul ediyor. Eğer ki Türk askeri, Esad’ı devirmek için Suriye toprağında ise Meclis’in böyle bir yetkilendirmesi yok; uluslararası kamuoyunun buna rızasının olması çok zayıf bir olasılık.
  13. Türkiye, Suriye’de, kendi dış politikasının neticesinde bulunuyor. Bir NATO operasyonun parçası olarak değil. Ankara, Suriye’de, kendi toprak bütünlüğünü koruduğunu ileri sürse de farklı noktalara da işaret edilebilir. Zira Suriye rejim güçleri kendi topraklarında askerimizi öldürüyor; Türk toprağında değil. Bu da Türkiye’nin, orada bulunmasıyla ilgili devam edegelen meşruiyet tartışmasına değişik bir boyut katabilir. NATO’nun, Türkiye’nin talebine vereceği cevap da yakında belirginleşir.
  14. Hırsla kalkan, zararla oturur. Suriye rejimine ve dolayısı ile Rusya’ya karşı kalkışılacak herhangi bir askeri operasyon yapılabilir ama ne zaman biter, kaç askerimiz ve hatta sivilimiz hayatını kaybeder, ekonomi nasıl darbe alır ve neticede buna değer mi diye bu hesapların iyi yapılması lazım.
  15. Ve her şeyden öte, böyle bir askeri operasyonun hedefinin ne olduğu net bilinmelidir. Bugün için bu sorunun cevabı koca bir meçhuldur.

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!