İDA'NIN BÜYÜSÜ - Halimiz
İDA'NIN BÜYÜSÜ 2
SORUNUMUZ ÇÖZÜMSÜZ
22 Ağustos 2019
İDA'NIN BÜYÜSÜ 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
29 Ağustos 2019
İDA'NIN BÜYÜSÜ 4

Sabah 05.00. Yola çıkmak üzere buluşmamıza 1 saat kaldı. Heyecandan saatte bir uyanıyorum. Birazdan Kaz Dağları’na, Kirazlı’ya, Fazıl Say konserine gideceğiz. Maden alanına yürümeyeceğimiz söylendi ama niyetim oraya gidip katliamı gözlerimle görmek. Yüreğim dayanacak mı belli değil ama Kaz Dağlarına sadece konser için gitmediğim açık.

İDA'NIN BÜYÜSÜ 5

Tatil sitemizden 9 ayrı otobüs kalkıyor konser için. 25’den 225 kişi. Gönüllü site sakinleri bir seyahat acentesiyle anlaşıp araç ayarlamış. Buluşma yerinde beklerken görüyorum, en gencimiz 30 yaşlarında. Sitenin gençleri de tek tük önümüzden geçiyor, sabaha karşı eğlenceden dönüyorlar…

Bizim otobüs ağırlıklı hanımlardan oluşuyor. 2-3 çift var. 2 adet de bekar erkek katılımcı. Türkiye’nin minik resmi gibi. Kadınlar bu tür konularda daha duyarlı ve değişimin gücüne inanıyor.

Muhtemelen uzun bayram tatilinin son günü olduğu için otoyol kalabalık, o yüzden dağ yolundan gidiyoruz. Keyifli ve yemyeşil bir yolculuk. Mitolojik ismiyle İda dağlarının güzelliği büyülüyor. Yanımızda kumanyalarımız ve kendi sırt çantalarımızda yiyecek ve içeceklerimiz hazır. İşin gezi kısmına odaklanmak istiyoruz, ama karşılaşacağımız manzaranın bizi derinden yaralayacağını da için için biliyoruz.

İDA'NIN BÜYÜSÜ 6

Dört arkadaş, keyfimiz yerinde, sohbet ederek gidiyoruz. Fazıl Say’ın piyanoyu oraya nasıl getirttiğinden, Çanakkale’nin ne kadar medeni bir şehir olduğuna kadar çeşitli konulardan konuşuyoruz. Yol boyunca yemyeşil köyler, bereketli tarlalar… Bir köyde duruyoruz, köyün kahvesine baskın yapar gibi gidince birden kahvecinin eli ayağı dolaşıyor. Aşırı talebe cevap veremiyor, biz kendi çayımızı kendimiz alıp kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltı boyunca bu altın madeninin ülkeye ne katacağını sorguluyoruz ve gerçekten hiç bir cevap bulamıyoruz. Altının kullanım alanlarını konuşuyoruz. Kimin nasıl para kazanacağı bizi ilgilendirmiyor, ülkenin ne kazanacağını sorguluyoruz. Hiç bir maddi değerle ölçülemeyecek doğal kaynakları – temiz hava ve kaynak suyu- bu kadar şuursuzca feda etmeye değecek ne kazanmış olabilirler diye kafa yoruyoruz.

Saat 11 oldu, alana varmak üzereyiz ama jandarma büyük araçların geçişine izin vermiyor. Araçlardan iniyoruz ve yürümeye başlıyoruz. Yaklaşık 5 -5,5 km’lik yürüyüşün ardından konserin son 5 şarkısını dinleyebiliyoruz. Kalabalık insan seli ile karışık araç selini aşarak konser alanına erişiyoruz. Bu güzelim ağaçların arasından bu enfes müziği duyup da duygulanmamak mümkün değil. Tanrıların dağı İDA müzik tanrısını ağırlamış, Zeus’a konser veriliyor gibi…

İDA'NIN BÜYÜSÜ 7

Yolda maden şantiyesinin yanından hızlıca geçiyoruz. Girişinde jandarmalar ve iş makineleri park halinde. Çalışma durdurulmuş durumda. Konser alanı buradan 2 km filan ötede, madenin araç girişinin hemen yanı başında.

Ormanın içlerine doğru gidip konserin sonunu ağaçların altında oturarak dinliyoruz. Kalbi ve vicdanı olan bir insanın bu enfes manzaradan etkilenmemesi mümkün değil. Her yaş grubundan insanlar, sessizlik içinde konseri dinliyor. Birbirleriyle bile konuşmuyorlar. Çocuklar bağırıp çağırmıyor. Yaşlılar şikayet etmiyor. Herkes büyülenmiş gibi duymaya çalışıyor müziği. Köylüsünden kentlisine, çocuğundan yaşlısına her tür insan var. İda bizi büyülüyor, Fazıl Say’ın müziği insanüstü bir güzellikle ağaçların arasından usulca akıyor.

Gözüm hemen STK’ları buluyor. Sivil toplum kuruluşlarının neredeyse tamamı burada. Çanakkale’den, İzmir’den, Türkiye’nin dört bir yanından insanlar var. Tatilciler tatillerinin bir gününü bu anlamlı protestoya ayırıyorlar. Kalabalık güçlü ve kararlı ama çok da temkinli. Kimse aşırı bir slogan atmıyor. Amaç kışkırtmak değil, çözüme odaklanmak. Bu yürüyüşlere katılanlara terörist, eyleme siyasi diyenlere inat hiç bir siyasi slogan atılmıyor! Hepimiz kesilen ağaçların sesini içimizde duyuyoruz. Orman’ın sessiz çığlığı bazımızda “vicdansızlar!” diye koca bir çığlığa, bazımızda sessiz bir iç çekiş veya bir gözyaşına dönüşüyor. Olayı bambaşka anlayıp sadece konser dinleme niyetiyle gelenler de var. Onlar biraz hayal kırıklığına uğruyor çünkü konseri izleyebilmek, o kalabalıkta Fazıl Sayı’ı görebilmek çok zor. Gazetelerin yazdığına göre 25 bin kişiyiz.

İDA'NIN BÜYÜSÜ 8

Konser bitiminde Çanakkale Belediye Başkanı enfes bir konuşma yapıyor. Dönüş yolunda bir sıkışma yaşanıyor. Adım adım ilerliyor insanlar. Yavaşça ilerlerken, madenin araç yolu olduğunu sonradan öğrendiğim, kocaman bir kesim alanına geliyoruz. Basit bir hesapla etrafta görebildiğim ağaçların sayısını tahmin etmeye çalışıyorum. Sonra 200 bin ağacı düşünüyorum. Aklım almıyor. Hangi vicdanın buna izin verebildiğini anlayamıyorum. Burada bir grup genç bayrak dikiyor. Sembolik olarak dikilmiş bebek çamları görüyoruz. Tüm katliama rağmen yerden bitivermiş bir filizi gözlerim seçince, zaten akmak üzere olan gözyaşlarıma engel olamıyorum. Hayat bize rağmen var oluyor. Doğa hayatı yeniden kuruyor.

İnsanlığımdan utanıyorum. Doğa Ana’ya karşı işlediğimiz suçlardan yüzüm kızarıyor, içim acıyor. Bu katliama çok daha önce engel olabilirdik düşüncesi beynimi patlatıyor. Kendimi çok suçlu hissediyorum. Yıllardır yeşil gazetelerin ve derneklerin uyarılarını göz ardı edip bu katliamın gerçekleşmesine seyirci kaldığımız için kızıyorum.

Dönüş yolu çok üzücü benim için. Bu katliamı görmek ile videodan seyretmek veya duymak arasındaki kocaman fark içimi parçalıyor. Ama içimdeki umut, yolda gördüğüm dünya güzeli insanlarla tazeleniyor.

Dayanışma, uyum ve saygı içinde geçen konserden sonra bazı şeyleri değiştirebileceğimize olan inancım geri geliyor. Kanada’da yapılan gösteriler içimi açıyor. Tüm Türkiye ve dünyayı ayağa kaldırabileceğimize, uyuyanları uyandırabileceğimize inanıyorum. Tarkan’ın, Uyan şarkısında söylediği gibi:

“…

uyan uyan, uyan uyan
koy elini kalbine geç olmadan
bu yolun sonu yokuştur deme
dağları aşarız eğer inanırsan

uyan uyan, dostum uyan
koy elini kalbine geç olmadan
bir olur geliriz üstesinden
her şey mümkün eğer inanırsan…”

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!