İÇİNİZDEKİ SESE KULAK VERİN - Halimiz
HORMONLAR
2 Mayıs 2019
ODAKLANILMASI GEREKEN YER EKONOMİDİR
2 Mayıs 2019

Kimimiz içimizden kimimiz ise dışımızdan konuşuruz değil mi? İçimizden konuşanları normal karşılarken dışından konuşan kimseleri çok da normal olarak algılamayız. Kendi kendine konuşan birini gördüğümüzde ona belli bir sıfat takmayı yeğleriz. Aslında — sesli ya da sessiz — düşünceler hiç durup dinlenmek bilmez. Birbiri ardına kafamızı meşgul etmeye devam eder. Aradaki tek fark bu düşüncelere kimi zaman içimizden yani zihnimizden kimi zaman ise dışımızdan yani sesli cevap vermemizdir. Kimi zaman kendi kendimize konuşup düşünce ve sorunlarımızı sesli çözmeye çalışırken kimi zaman ise beynimizin, zihnimizin konuşmasını dinleyip sorunları içimizde halletmeye çalışırız.

Bu konuda da nereden aklına geldi diye soracak olursanız… Geçenlerde bir tanıdığım bu aralar kendi kendine konuşmayı arttırdığını söyledi. Ben de güldüm ve ona “ne önemi var ki! Sen içinde düşündükleri tek başına da olsan dışından ifade ediyorsun. Bazılarının ise sadece zihni ve beyni çalışıyor. Onların sadece beyni ve zihni konuşuyor. Aranızdaki tek fark; senin cesaretli olup düşüncelerini kendi kendine de olsan dışarıdan ifa edebilmem. Onlar ise belli bir sıfat ile adlandırılmak istemedikleri için hala kendi beyinlerini yemeye devam ediyorlar” dedim.

Zihnimiz hiç susmaz. Beynimiz uykuda bile çalışmaya devam eder. Zihin ya da beyin, nasıl adlandırırsanız adlandırın, hiç susmadığı ve sürekli konuşmaya devam ettiği için düşünceler ve duygular birbiri ardında dolanıp durur. Çağrışım yoluyla düşünceler birbirini kovalar ve bir bakmışsınız on vagonluk bir tren gibi düşüncelerin bir ucu başka bir noktadayken bir ucu ise bambaşka bir noktada…

Kimi insanlar, belki kendilerini yalnız hissettiğinde ya da belki de duygu ve düşüncelerini sesli ifade ettiklerinde onları somutlaştırdıklarını düşündükleri için kendi kendilerine konuşurlar. Sorunlarını ya da dertlerini kendi kendilerine konuşarak daha iyi algılayıp daha kolay çözebilirler. Bunun herhangi bir sıfat yakıştırılacak durumu yoktur. Sadece o insanlar, diğer insanlardan farklı olarak bu konuşmayı içlerinden değil dışlarından yaparlar. İçlerini kemirmek yerine sesli ifade ederek konuyu somutlaştırıp belki de çözebilirler. Aradaki ortak küme ise “zihnin konuşması”, “zihnin hiç susmaması”, “zihnin sürekli çalışmaya devam etmesi”, “zihnin uykuda bile dinlenmemesi”, “zihnin bir düşünceden bambaşka düşüncelere çağrışım yoluyla gezinmesi”dir. Yani içinizden ya da dışınızdan, sesli ya da sessiz… Yöntem hiç fark etmez. Sonuçta soru, zihnin sürekli konuşmasıdır.

Amaç ya da hedef ise bu hareketli zihni susturmak olmalıdır. Zihni sakinleştirmek, dinginleştirmek ve susturmak. Belki bir saniyeliğine, belki birkaç saniyeliğine… Eğer başarabiliyorsak, birkaç dakikalığına… Eğer zihni susturmayı başaramazsak ve zihin uykuda bile düşünmeye ve çalışmaya devam ederse, sabah kalktığınızda bedeninizi dinlendirmiş olabilirsiniz ama siz kendinizi yataktan kalkamayacak kadar yorgun hissedersiniz. O halde amaç ve hedef zihni susturmaktır.

O gün tanıdığımın söylediklerinden yola çıkarak aslında zihnimizin ne kadar yorgun ve karmaşık olduğunu bir kere daha fark ettim. Beynimizi dinlendirmektense onu meşgul etmeye çalışıyoruz sürekli. Müzik dinlerken, kitap okurken, televizyon seyrederken aslında yaptığımız şey, beynimizin yani zihnimizin kendi başına “meşgalesi olmadan” kalmasını engelleyip onu sürekli oyalamak… Tıpkı bir çocuğu oyalar gibi… Önce müzik ile. Müzikten sıkılınca kitap ile. Kitaptan sıkılınca televizyonda bir film ya da dizi ile… Ama sürekli onu oyalamak ve içinden ya da dışından, sesli ya da sessiz konuşmasını engellemeye çalışarak… Oysa ona bir kulak verip ne dediğini ve ne istediğini duymaya çalışsak, biraz daha içten dinlesek onun sesini belki bir süre sonra düşüncelerinden arınacak ve temiz ve dingin kalabilmeyi başaracak. Öncelikle zihnin konuşmasına izin vermeli, onun söylediklerini dinlemeli, düşünce ve duyguları temizlemeli ve arındırmalı ve son olarak da zihnen temiz ve dingin olabilmeliyiz… Her şeyin başı kulak vermek ve dinlemekle başlar… İçinizdeki sese kulak verin.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!