HİPERAKTİF BEDEN, HİPERAKTİF ZİHİN - Halimiz
ADALET DİLİYORUM
3 Ocak 2019
POZİTİF DÖNÜŞÜM MANİFESTOSU
3 Ocak 2019

Hayatta durup dinlenen biri değilsek eğer, zaman zaman hayat kendisi bizi durdurur. Bazen bunu bizi hasta ederek yapar bazen de başka bir şekilde ama mutlaka durup dinlenmemizi sağlar. Şahsen ben durmayı bilmeyen bir insanım. Sürekli bir yerden bir yere koşturmayı, iki üç kitap aynı anda okumayı, günde birkaç ders vermeyi, arada yürüyüşe gitmeyi ve vakit kalırsa da akşam arkadaşlarımla görüşmeyi seven biriyim. Evde oturup televizyonun karşısında vakit geçirmek bana göre değil. Televizyonda izlediğim 40 dakikalık yabancı dizileri bile bazen iki saatte ancak bitirebiliyorum çünkü aklıma bir şey geliyor ve diziyi durdurup o işleri yapmayı tercih ediyorum. Sadece bedenim değil zihnim de hiperaktif. Böyle olunca uykuda bile dinlenemiyorum çünkü uykuda bile zihnim düşünmeye devam ediyor. İnanır mısınız bazen uykudan o haftanın yazısını düşünerek uyanıyorum. Artık başucumda kalem kâğıt bulunduruyorum. İlham uykuda geliyorsa eğer, bunu değerlendirmek lazım. Öyle değil mi?

Ne yazık ki bu hiperaktivite durumu aslında yaptığım işle çok ters. Yoga eğitmenliği yapıyorum. Her ne kadar kendi başıma bazen bir saati bulan meditasyonlar yapsam da yavaşlayamıyorum. Genetik bir durum bu. Ailemde çoğu kimse hiperaktif, sabırsız ve aceleci. Çocukluğumdan beri böyle yaşamaya alışmışım. Tren istasyonuna ya da otobüs terminaline yolculuk saatinden bir saat öncesinde gitmeye alıştırıldığım için günümüzde havaalanına da çok önceden gidip saatlerce alanda oyalanmak zorunda kalıyorum. Arkadaşlarımla buluşmalarıma en az 15 dakika önce giderim. Erken gideyim ama geç kalmayım. Çalışırken de öyleydi. Telaşlı, heyecanlı, sabırsız ve aceleci. Bir arkadaşım belli saatte bana geleceğini mi söyledi. O saati beş dakika geçince sabırsızlanmaya başlar, hemen telefon ederim “nerede kaldın” diye… Bu biraz genetik, biraz da yetiştirilme tarzı. Elimden geldiğince aşmaya çalışıyorum. Elbette yoga hayatıma girdiğinden beri bu konuda bayağı yol kat ettim ama ara sıra sabırsızlanmıyor ve aceleci davranmıyor değilim. Biraz yavaşlamam gerek. Biliyorum. Ama yavaşlamak, sakinleşmek, durmak ve beklemek… O kadar da kolay değil.

Yogaya ilk başladığım zamanlarda benim için en zor kısmı dersin sonundaki “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen dinlenme pozisyonuydu. En az beş dakika kıpırdamadan sırt üstü yatmak. Hem de sırt üstü… Hayatımda sırt üstü yatmayı sevmeyen ben, bir ceset gibi ders sonunda sırt üstü yatacaktım, duracaktım, bekleyecektim. Sadece bedenim hareketli ve hiperaktif olsa sorun değildi belki ama benim zihnim de sürekli hareket halindeydi. Uyurken bile düşünen ve durmayan bir zihnim var. Uyandığımda bir türlü dinlenememiş olmam bu yüzden miydi acaba? Zaman içinde derslere katıldıkça “savasana” pozisyonunda durup beklemeye alıştım. Meditasyon yaptıkça durma ve bekleme sürem arttı. Ama bunları sadece yoga ve meditasyon çalışmaları sırasında yapabiliyordum. Günlük hayatımı yaşarken hala aynı beden ve zihindim ben. Hala hiperaktiftim. Ve gerçekten de her şeyi yavaş ve ağır yapan, sakin ve durağan olan insanlara özeniyordum. Ben hep bir yerlere yetişmeye çalışan ve koşturan biriydim. Dediğim gibi biraz genlerden biraz da yetiştirilme tarzından…

Zaman içinde biraz yavaşladım. Biraz daha sakinleştim. Biraz daha sabırlı olmaya alıştırdım kendimi. Çok çaba gösterdim. Çok çalıştım ama başardım. Yine de her yoga eğitmeninde göreceğiniz dinginlik ben de yok. Derslerde bile verdiğim yönergeler ve tabii ki ses tonum açık, canlı ve dinamik. Bir “asana”yı yaptırırken bir sonraki hamleyi düşünüyorum. Zihnim her zamanki gibi hiperaktif. Dersler de haliyle çok sakin değil biraz daha hareketli ve ter atmaya yönelik… Sonra o dersten çıkıp başka bir derse gidiyorum, arada bir şeyler atıştırıyorum, bazen açık havada yürüyüşe gidiyorum, sonra akşam derslerine gidiyorum. Akşam eve geldiğimde sevgili hiperaktif zihnimle film ya da dizi seyrediyorum. Yatmadan önce biraz meditasyon yapıp zihnimi dinginleştirmeye çalışıyorum ve sonra uyuyorum. Eğer zihnim yeteri kadar sakinleşmemişse, “çılgın rüyalar” ve “değişik senaryolar” olarak uykumda da çalışmaya devam ediyor.

Evet, kendi kendime yavaşlayamayacağım anlaşılınca bedenim iflas etti ve soğuk algınlığı beni yıktı geçirdi. Dört gün evden çıkmamak benim için nasıl bir deneyimdi belki bu anlattıklarımdan sonra tahmin etmişsinizdir. Durmak, beklemek, sakin kalmak ve yatmak bana göre değildi ama ben bunları kendi arzumla yapmayınca sevgili evren beni ve zihnimi dinlenmeye aldı. Evden çıkamayacak, neredeyse yataktan kalkamayacak kadar hasta olduğumda dinlenmenin, durmanın, beklemenin, arada sakin kalmanın ve yatıp ayaklarını uzatmanın da en az hareket etmek kadar gerekli olduğunu hatırladım. Ben neyi unuttum diye düşünürken, hayatın dengesini yani “yin ve yang”ı unuttuğumu fark ettim. Hayat hareketin ve durağanlığın bir dengesiydi ve ben bunu göz ardı etmiştim. Ben bunu göz ardı edince de sevgili evren devreye girmiş ve beni dinlenmeye mecbur etmişti.

Bedenim ve zihnim hiperaktif olabilir ama onları kontrol etmek benim elimdeydi. Ama ben sanırım bu hareketten hoşlanıyordum ve dinlenmeyi ve durmayı o yüzden tercih etmemiştim. Yaşadığımız çağda hayat ne yazık ki çok hızlı ve biz de hep koşturuyoruz. Sanki koşmazsak hayat kaçıp gidecek ve biz arkasından bakacağız zannediyoruz tıpkı biz merdivenin son basamaklarından inerken kapıları kapanan ve giden metronun arkasından baktığımız gibi… Oysa hayat öyle değil. Hayat, biz nasıl yaşamayı seçersek bize o yaşamı sunuyor. O yüzden koşturmak yerine biraz daha sakin ve yavaş yaşamak bizim elimizde. Ara sıra durmak ve dinlenmek de bizim elimizde. Bir gün spora gitmek, diğer gün arkadaşlarımızla yemek yemek bizim tercihimiz. Ya da her gün aynı saatte spora gitmeyi seçmek ve kimselerle görüşmemek… Bir gün dersten sonra eve gelip televizyon karşısında uzanmak, durmak ve dinlenmek de bizim elimizde. Ya da dinlenmeden sokaklarda vakit öldürmeyi seçmek… Bedenen aktif olmak bir yana önemli olan zihnin hiperaktivitesini kontrol etmek. Zaten zihnimiz çok hiperaktif olunca bedeni de sakin tutamadığımız için bedenen de yorgunluğu ve hareketi tercih ediyoruz. Zihin bir çocuk gibi, zihin bir maymun gibi, zihin aslında “içimizdeki şeytan.” Onun o daldan dala atlamalarını durdurabilirsek hayatımız da bir o kadar sakin ve dingin olacaktır. Yoganın özlü sözleri “Sutra”lar, “Yogah citta vritti nirodhah” der. Bu cümle “yoga, zihnin dalgalanmalarını susturma ve durdurma sanatıdır” anlamında yorumlanabilir. O “yaramaz çocuk” zihni durdurabildiğimizde bedenimizi de durdurabiliriz. Her şeyin kontrolü bizim zihnimizde. Eğer yavaşlamak, durmak, beklemek, sakinleşmek ve dinginleşmek istiyorsak, önce zihnin hiperaktivitesini durduracağız. Bunu biz yapmazsak, bir şekilde evren hem bedenimizi hem de zihnimizi durduruyor zaten. O halde bunu evrene bırakmak yerine, hayatımızın kontrolünü kendi ellerimize alalım ve yeni yılda bunu dileyelim: “Bedenim ve zihnim biraz daha sakin, dingin, sessiz olsun. Ben biraz daha sabırlı olayım. Durup beklemeyi bileyim. Olması gereken zaten olması gerektiği anda olması gerektiği şekilde olur.”

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!