NEDEN HİÇ KİMSE GÜLÜMSEMİYOR? - Halimiz
DEVLET TİYATROLARI
10 Ocak 2019
SURİYE’DEKİ KÜRTLERİN DURUMU
10 Ocak 2019

Geçen haftalarda annemin yurt dışında yaşayan bir arkadaşı uzun bir aradan sonra Türkiye’ye tatile geldi. En son on sene kadar önce anavatanını ziyaret etmişti. Uzun süredir burada olmadığı için ülkemizdeki her tür değişikliği bizlerden daha çabuk ve kolay fark edebilmişti. Bizlerin günlük koşuşturma içinde çoğu zaman göremediği şeyleri görmüş ve bizimle paylaşmıştı. Buluştuğumuz bir gün bana tek bir soru sordu: “Bu ülkede neden hiç kimse gülümsemiyor?”

Annemin arkadaşı burada bulunduğu bir hafta boyunca etrafı gözlemlemişti. Girdiği mağazadaki satış elemanlarından, marketteki kasiyerlere, kuafördeki kalfalardan kuaförün kendisine, taksi sürücüsünden kargo şirketi dağıtım elemanına, apartman görevlisinden iş güç sahibi arkadaşlarına kadar kimsenin yüzü gülmüyordu. Nereye gitse asık bir yüz ile karşılaşıyordu. Asansöre bindiğinde kimse birbirine “günaydın” ya da “iyi günler” demiyor; bir dükkâna girdiğinde satış elemanları “hoş geldiniz” diye karşılamıyor; restoranda yemek siparişi alan garson yüzü asık bir şekilde işini yapıyor; toplu taşıma aracında herkes somurtuyordu.

Eğer yabancı bir ülkede biraz zaman geçirdiyseniz siz de fark etmişsinizdir. Yabancı ülkelerde herkes birbirine gülümser ve sizi tanısın tanımasın “iyi günler” diler. Bir kahve almak için kahve dükkanına girdiğinizde kahve siparişinizi alan kişi size gülümser, “hoş geldiniz” der ve siz tezgâhtan ayrılırken de “iyi günler” diler. Alışveriş yapmak için ya da sadece gezinmek için girdiğiniz bir butikte “size nasıl yardımcı olabilirim” diye gülümseyerek sorarlar. Bu tarz davranışlara ve tavırlara alışkın birisi Türkiye’ye geldiğinde, asık yüzlü ve hiç gülümsemeyen insanlarla karşılaştığında, doğal olarak şaşırıp bizlere, “bu ülkede neden hiç kimse gülmüyor” diye sormuştu. Yoga felsefesi ve hayat üzerine yazılar yazdığımı duyunca da benden bu konuda yazı yazmamı rica etmişti.

O gün bugündür düşünüyorum: “Neden hiç kimse gülümsemiyor” diye. Yoga felsefesine göre bilinç ve farkındalık seviyemizi arttırabilmemiz için öncelikle yaşamsal konuları çözmemiz gerekiyor. Yani hayatta öncelikle temel içgüdülerimizi halledebilmeliyiz ki ancak ondan sonra hayattan zevk alma ve eğlenmeye yönelebilelim. Ülkemizde çoğu insan yaşamını idame ettirebilme sorunu yaşıyor ve geleceğinden endişe duyuyor. Bir gün sonra aynı iş yerinde çalışmaya devam edip edemeyeceğini bilmeyen bir insanın işini yaparken kafasındaki soru ve sorunlarla karşısındaki insana gülümsemesini bekleyebilir miyiz? Herkes karnını doyurma, başını sokacak bir eve sahip olma ve sevsin ya da sevmesin çalıştığı işe devam edebilme telaşı içinde. Kirasını, faturalarını, kredi kartı borcunu nasıl ödeyeceğini düşünen bir insanın işini severek yapmasını ve hangi işi yapıyor olursa olsun gülümsemesini bekleyebilir miyiz?

Kimse gülümsemiyor çünkü onu mutlu edecek ve gelecekten endişe duymasını engelleyecek bir maddi ve manevi hayatı yok. Herkes hayatta kalabilme ve en azından şu andaki koşullarını idame ettirebilme derdinde. Bu yüzden de “iyi günler”, “günaydın”, “hoş geldiniz” gibi günlük diyalogları sürdürmeyi ve gülümsemeyi unutuyor ya da bunlara önem vermiyor. Toplum, o kadar çok kaygı ve endişe dolu ki hayattan zevk alma aşamasına gelemiyor. Zaten “kök çakra” yani “hayatta kalma ve hayatı idame ettirebilme” sorunlarından bir adım ileri gidebilse hayattan tat almaya başlayacak ve o zaman diyaloğu ve gülümsemeyi hatırlayacak. Yani “kök çakra”yı ilgilendiren konuları çözdüğümüz için artık bilincimizi daha farklı konulara kaydırabileceğiz. Hayattan zevk alma, başladığımız işleri azim ve kararlılıkla devam ettirebilme, koşulsuz ve karşılık beklemeden sevme ve sevebilme gibi…

Bu aşamalara geldiğimizde de mutluluğun dışarda değil aslında kendi içimizde olduğunu fark edebilecek ve gülümsemeye başlayacağız. Mutluluk ve huzur aslında dışardaki maddi hayatta değil. Huzur ve mutluluk dediğimiz şeyi gözlerimizi kapatıp kendi kendimize hissedebildiğimizde ve şükredebildiğimizde herkese gülümseyeceğiz. Herkesin halini hatırını soracağız. Tanısak da tanımasak da karşılaştığımız insanlarla diyaloğa gireceğiz. Bir belediye görevlisinin yanından geçerken “kolay gelsin” diyeceğiz. Mutluluğun içimizde olduğu gerçeğini hatırladığımızda dışarıya daha güzel bir enerji ve ışık saçacağız. En ufak bir şeyden bir çocuk gibi mutlu olup zevk alacağız. İşimizi sevgiyle yapmaya başlayacağız. Yaptığımız her şeye sevgimizi kattığımızda çevremiz ve dünya değişecek. Etrafımızda mutlu ve güler yüzlü insanlar göreceğiz. Koşulsuz olarak ve karşılık beklemeden herkese anlayışlı olduğumuzda ve sevgi gösterdiğimizde, aynı anlayış ve sevgiyi onlardan da görmeye başlayacağız.

Değişim ve gelişim kendimizden başlayacak. Öncelikle hayatın bize sunduklarını olduğu gibi kabul edecek, bu gerçeklerle mutlu olacak ve şükredeceğiz. Bu kök çakra meselelerini çözüp “sakral çakra” bilincine doğru yükseldiğimiz anlamına gelir. Hayattan zevk alıp, yaptığımız her şeye sevgimizi ve anlayışımızı kattığımızda bilincimiz bir kademe daha yükselip “karın çakrası” seviyesine çıkacak. Seçimlerimizi kendi irademiz ile yapabildiğimizde, kararlarımızın getirilerini sindirebildiğimizde ve içimizdeki gücün ve iradenin farkına vardığımızda ise bilincimiz “kalp çakrası”na doğru çıkacak ve koşulsuz ve karşılık beklemeden sevgi almaya ve vermeye başlayacağız. Dünyadaki herkesi ve her şeyi seveceğiz ve bu yoğun duygu çevremize ışık saçmamızı sağlayacak. Mutluluğumuz, fiziksel bedenimiz ötesine geçip etrafımızdakiler tarafından da algılanabilecek ve işte o zaman daha çok gülümseyeceğiz. Hayatımızı olduğu gibi kabul edip bu hayattan tat aldığımızda, daha çok sevip daha çok anlayış gösterdiğimizde, karşılık beklemeden verip almaya başladığımızda hayat yüzümüze gülecek ve biz de toplum olarak daha çok gülümseyeceğiz.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!