HER ÜLKEYE BİR PAN GEREK! - Halimiz
SESSİZ GECE
6 Aralık 2018
SİZİN DİŞİ ENERJİNİZ NE DURUMDA?
6 Aralık 2018

Yunan Mitolojisinde Dionysos genelde bir bereketlilik tanrısıdır. Festivallerde, üremeyi temsil etmek üzere büyük bir phallus ile temsil edilmesi bundandır. Bu bakımdan, bu büyük tanrıya, daha sınırlı fakat benzer özelliklere sahip olan daha küçük iki tanrının refakat etmesi, mitoloji şairlerinin yakıştırmaları için uygun bir zemin oluşturmuştur. Dionysos alayına katılan Pan ile Priapos da birer bereket tanrısıdır. Pan, vahşi tabiatın; Priapos ise sebze ve meyvelerin tanrısıdır. Bu iki tanrı, bereketliliği sağlamanın yanında, yaban hayvan hayatının, çobanların ve bitkilerin korunmasını da üstlenmiş tanrılardır.

Olympos’lu tanrılar arasında sayılmasa da Pan güçlü bir tanrıdır. Yarı insan, yarı teke görünümlü olan, vücudu tüylerle kaplı, başında çam dallarından örülmüş bir taç bulunan, ağzında kendi icat ettiği flütüyle veya kavalıyla dolaşmayı seven bu tanrı vahşi tabiatın, çobanların ve sürülerin koruyucusudur. Pan, bir anlamda, hayvanların cinsel gücünü, Aphrodite’nin harekete geçirmeye çalıştığı üreme gücünü simgeleyen bir tanrıdır. Cinsel gücü çok yüksek olan teke şeklinde temsil edilmiş olması da bundandır.

Pan, müzikal sesler çıkaran, sarp kayalıkların tepesinde ve çayırlarda dans eden nymphalardan oluşan bir koronun eşliğinde şarkılar söyleyen, flütüyle müzik yapan, neşelenmesini, gülmesini bilen bir Tanrıdır. Karlı sırtların, dağ başlarının, kayalık dorukların mülkiyeti onun elindedir. Buralarda ve sık çalılıklarla kaplı alanlarda dolaşmayı sever. Bazen düzlüklerde, sakin akan suların cazibesine kapıldığı olur, ama ondan sonra tekrar sarp kayalıkların arasından geçerek dağların en yüksek noktalarına kadar tırmanarak hayvan sürülerine nezaret eder. Tepeler ve vadiler Pan’a aittir.

Kızdığı zaman herkesi içine düşürdüğü korkuya, ürküntü duygusuna ve kaçışmaya, yarattığı paniğe rağmen Pan, sevimli bir tanrıdır. Akşam üzerleri yoldan dönerken, kamıştan yapılmış flütünü öttürerek çevresine güzellikler katar. Bülbüller bile bu konuda onunla aşık atamazlar. O zaman, arkadaşlık ettiği berrak sesli dağ nymphaları çevik ayaklarıyla dans ederek onunla birlikte şarkı söylemeye başlarlar. Akşam olmaya başlamıştır artık. Güneş iyice alçalmaya başlayınca, Tanrı Pan istirahate çekilme ihtiyacı duymaya başlar. Üzerinde yer yer çiğdemlerin, safranların ve mis kokulu sümbüllerin açtığı yumuşak çimenlerle kaplı bir çayırda, insanın içine işleyen tabiatın sesini dinleyerek uykuya dalar.

Pan da diğer Yunan tanrıları gibi, sunakları, mabetleri veya kutsal yerleri bulunan; resimleri, rölyefleri, heykelleri yapılmış bir tanrıdır. Bazen Zeus ve Apollon kadar güçlü bir tanrı olduğuna; bütün hayvanları kurtlardan koruduğuna inanılmıştır. Sürülerinin korunmasını, bereketlenmesini isteyen insanlar ona keçi kurban etmenin yanında, süt ve peynir de adamışlardır.

Pan kültürünün merkezi dağlık Arkadia’dır. Atina’nın da içinde yer aldığı Attika bölgesi, Marathon Savaşı’na yaptığı katkılardan dolayı Pan’a büyük saygı duymuş ve onun için Akropol’un eteklerinde bir tapınak inşa etmiştir. Mağaralarda yaşadığına inanıldığı için, esasta onun kutsal yerleri mağaralar olmuştur. Buralarda onun şerefine ziyafetler verilmiş ve sunular yapılmıştır.

Zamanında sevilmiş, korkutmuş, kendinden çok şey beklenmiş bir tanrı olmasına rağmen Pan, ilk vazgeçilen tanrılardan biri olmuştur. Plutarkhos (M.S. 46-120), Moralia adlı eserinde, bir denizciden naklen Tanrı Pan’ın öldüğüne dair bir rivayet anlatıldığını nakletmektedir. Olay, İmparator Tiberius zamanında geçmiştir. Rivayete göre, Yunanistan’dan İtalya’ya gelmekte olan bir gemi Paksi adasına yaklaştığı sırada yolcular, kıyıdan gelen bir ses duymuşlardır. Bu ses, onlara Pan’ın öldüğünü söylemiştir. Bu rivayet, Hıristiyan aleminde büyük yankılar uyandırmıştır.

Plutarkhos’un yaşadığı dönem, artık tek tanrı inancının gittikçe güçlendiği ve halka mal edilmeye başladığı bir dönemdir. Tek ve soyut bir Tanrı inancı, çok daha eskilerden bu yana işlenmiş bir konu olmakla birlikte, o sesin duyulduğu bu dönem, çok tanrılı bir din anlayışının yerini tek tanrılı bir din anlayışına hızla bırakmaya başladığı, politeizmden monoteizme geçişin güç kazandığı bir dönemdir. Pan’ın ölümüyle Paganizm, ilk kurbanını vermiş olmaktadır. “Büyük Pan öldü” sözü, Paganizm için sonun başlangıcı olmuştur.

Tek bir Tanrı anlayışının yadırgayacağı bir görünüş belki de Pan’ın bütün tanrılardan daha önce feda edilmesine sebep olmuştur. Ne var ki bugün insanlık, kırları, ormanları ve yaban hayatını Pan kadar sevecek ve koruyacak bir tanrıdan mahrum kalmış bulunuyor. Doğanın güzelliklerini ve canlı hayatı tahrip edenlerin içine panik korkular salacak bir güç yok.

Çok değerli Turan Yörükan’ın “Yunan Mitolojisinde Doğu-Batı Bütünleşmesi” adlı sıra dışı eserinin Tanrı Pan ile ilgili bölümlerini okurken aklıma betonlaşmış şehirlerimiz, talan edilen ormanlarımız ve cennet gibi kıyılarımız geldi. Gözlerini para hırsı bürümüş, etik sınırlarını çoktan aşmış müteahhitlerin, hırsları sınır tanımayan siyasetçiler ve yöneticilerin gerçekten korktukları bir güç olabilseydi, ülkemizin güzelliklerini pervasızca yok eden böyle bir anlayış olabilir miydi diye düşündüm.

Bu yazıyı kaleme almamın nedeni budur.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!