HER ŞEYİN ÖZÜ - Halimiz
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
25 Nisan 2019
SİGARAYI NASIL BIRAKTIM?
14 Mart 2019

Yoga derslerine katılan herkesin en çok merak ettiği şeydir nefes ve nasıl nefes almamız gerektiği… Eğer özel bir ilgimiz yoksa, gün içinde nefes alıp verdiğimizi unutabiliriz bile… Oysa nefes, hayatımızı devam ettirmemizi sağlayan en temel şeydir, hayatımız için önemli ve elzemdir. Nefes, bedenimizin ve ruhumuzun en önemli besin kaynağıdır. Peki gerçekten doğru nefes alıp veriyor muyuz? Bu konu hakkında çok yetkin olan kişiler var. Ben şahsen nefes üzerine çok derin bir bilgiye sahip değilim ama elimden geldiğince sizleri aydınlatmaya çalışacağım.

“Prana”, en basit anlamıyla “nefes” ve “solunum” demektir. Daha derin anlamdaysa “yaşam enerjisi”, “yaşam gücü” ve “yaşamda karşılaştığımız her tür fiziksel, zihinsel, ruhsal ve kozmik enerji” demektir. “Prana”, yaşam ve bilincin temel ilkesidir. “Prana”, hayatın ta kendisi demektir. “Prana”, evrendeki her şeyin özüdür ve canlı cansız her şeyin bir enerjisi ve titreşimi vardır.

“Prana” dediğimiz “nefes” ve “yaşam enerjisi” çok önemli olduğu için yoga derslerinde yaptığımız “asana”lar (duruş/poz) sırasında nefes alışverişe çok dikkat etmekte ve nefesin kesintisiz, rahat ve sürekli olmasını tercih etmekteyiz. Bunun dışında derslerde “pranayama” (nefesi özgürleştirme/nefes kontrolü) adını verdiğimiz nefes tekniklerini de kullanarak nefesi derinleştirmeyi ve uzatmayı amaçlamaktayız. “Pranayama” dediğimizde hem yatay bir genişleme hem dikey bir yükselme hem de tüm akciğerlerin ve kaburgaların genişlemesinden bahsetmekteyiz.

Nefes aldığımızda, göğüs kafesi genişlerken akciğerler taze oksijen ile dolmaktadır. Nefes verdiğimizde, göğüs kafesi ve akciğerler daralmaktadır. Nefes tuttuğumuzda ise kalp atışları yavaşlamakta ve kalp kası dinlenmektedir.

Genel olarak dört tip solumadan bahsetmek mümkün:

1) Yüksek/Klavikular (köprücük kemiği) soluma: Boyundaki kaslar akciğerlerin sadece üst kısımlarını harekete geçirir.

2) Interkostal/orta soluma: Bu solumada, akciğerlerin orta kısmı devrededir.

3) Alçak/diyafram soluması: Akciğerlerin alt kısımları devredeyken, akciğerlerin üst ve orta kısımları daha az devrededir.

4) Pranayamik soluma: Akciğerlerin her tarafı tam kapasite kullanılmaktadır. Nefes aldığımızda göğüs kafesi ve karın şişerken nefes verdiğimizde tüm bölgeler söner. Göğüs kafesi ve karın yukarı, ileri ve yanları doğru genişler.

Yoga derslerinde, “pranayamik soluma” yani tam kapasite nefes tercih edilmektedir. Derslerde, öğrencilerden nefesi burundan almaları istenir. Böylece bedene giren hava burnun içindeki yapılar sayesinde temizlenir ve ısınır. Hava boğazdan aşağı doğru iner ve akciğerlere ulaşır. Diyafram kası kasılınca kaburgalar yukarı ve ileri doğru hareket eder (interkostal kaslar), akciğerler genişler ve hava ile dolar. Nefes verirken diyafram gevşer, kaburgalar aşağı ve içeri doğru hareket eder (interkostal kaslar) ve akciğerler küçülürken hava boşaltılır.

Nefesi burundan almamızın sebebi, içimize aldığımız havayı temizlemek ve ısıtmaktır. Peki neden burundan nefes vermeyi tercih etmekteyiz? Nefesi burundan verdiğimizde, beden nemini kaybetmemekte ve dolayısıyla da “dehidrasyon” (susuzluk) oluşmamaktadır. Burundan nefes alıp verdiğimizde, ağız sağlığı da korunmaktadır. Ağzımızdan nefes aldığımızda diş etleri kurumakta ve ağzımızın izindeki asit miktarı artmaktadır. Burundan nefes alıp vermek, horlamayı ve uyku apnesini azaltmakta ve uykuyu düzene sokmaktadır. Ayrıca, burundan nefes alıp vermek, bedene alınan oksijen miktarını dengelemekte ve bedenimize oksijen ihtiyacı kadarını almamızı sağlamaktadır.

Tüm bunlara ek olarak, ağzımızdan nefes alıp verdiğimizde gereğinden fazla soluma yapmaktayız ve bu da “hiperventilasyon”a (normalden daha hızlı soluk alıp verme) neden olmaktadır. Yine ağızdan nefes kullandığımızda, sadece göğsün üst tarafı devrede olur ve diyafram devrede olmaz. Ağızdan nefes almak, boğaz yollarında kuruluğa ve öksürüğe neden olabilir.

Ayrıca, burundan nefes alıp vermek, akciğerlerimiz ve kanımızdaki karbondioksit seviyesi ile ilgili bir konudur. Karbondioksit seviyesi normal olduğunda, dokularımıza ve beynimize yeteri miktarda oksijen salgılanmaktadır. Birçok kişi, karbondioksitin kötü olduğuna inanmaktadır. Ancak, karbondioksit olmazsa, bedenimizin ihtiyacı olan oksijeni alamayız. Karbondioksit seviyesi yeterli ve doğru miktarda olduğunda, kırmızı kan hücreleri taşıdıkları oksijeni salgılayabilmektedir. Bedenimizin kullandığı karbondioksit miktarını havadan değil bedenimizden sağlamaktayız. Bu nedenle, doğru bir şekilde solunum yapmazsak, ihtiyacımız olan karbondioksit miktarını da üretemeyiz.

Akciğerler, karbondioksit depolamaktadır. Karbondioksit belli bir seviyenin altına düşerse, bazı dengesizlikler hissetmeye başlarız ve bunlar da belli semptomlar olarak karşımıza çıkar. Akciğerlerde yeterli miktarda karbondioksit olduğunda, soluma diyafram aracılığı ile yapılmaktadır.

Ağızdan nefes alıp verdiğimizde, akciğerlerdeki ve kandaki karbondioksit seviyesi azalır ve beyne ve dokulara daha az miktarda oksijen gider. Karbondioksit seviyesi az olduğunda, kanın PH derecesi alkalin seviyesine yükselir ve beyne bir mesaj yollanır. Beyin, solumayı durdurmak için diyaframı durdurur ve karbondioksit seviyesi artar. Kan PH derecesi yeniden sağlandığında ve bedende oksijen yeniden dolaşmaya başladığında, beyin diyaframa yeniden çalışmaya başlaması için bir sinyal yollar. Ve nefes döngüsü devam eder.

Diyaframı solumanın temel kası olarak kullanmazsak, akciğerlerdeki karbondioksit miktarını dengelemede sorunlar yaşarız. Ağzımızdan nefes alıp verdiğimizde, sadece göğsün üst tarafını kullanıp diyaframı kullanmayız. Göğüs kafesinde gerginlik hissedip, solumada sıkıntı hissedebiliriz. Diyafram sayesinde, bedenden atacağımız karbondioksit miktarını dengeleriz.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı yoga çalışmalarında burundan nefes alıp vermeyi tercih etmekteyiz. Ruhsal ya da zihinsel boyutta ise, burundan nefes alıp vermek bedeni ve nefesi sakinleştirirken zihni de dinginleştirmektedir. Burundan nefes alıp verdiğimizde, nefes alışveriş süresi uzamakta, nefesler derinleşmekte ve zihin de bu sayede dinginleşmektedir.

Sonuç olarak, “prana” sadece “nefes” demek değildir. “Prana”, besin kaynağı, yaşam enerjisi, nefes, solunum, enerji, güç, hayatın ta kendisi demektir. Nefesiniz genişleyip derinleştikçe hayatınız da genişleyip derinleşir. Evrendeki her şeyin bir enerji var ise ve bu enerjiler yüksek ya da daha alçak titreşime sahipse bunun temel sebebi “prana”dır. O halde derin, dingin, sakin ve uzun nefesler kullanarak içimizdeki yaşam enerjisini ve titreşimi artırmamız mümkündür. İçimizdeki enerji ve titreşim arttığında bunu çevremize yayabilir ve çevremizdekilerin de bundan faydalanmasını sağlayabiliriz. Girdiğiniz bir ortamda düşük enerjili ve titreşimli bir kişi olarak nitelendirilmektense solunumunuzu geliştirip yüksek enerjili ve titreşimli bir kişi olarak rağbet görmek sizin elinizde. Sadece nefes ve solunum deyip geçmeyin. O nefes ve solunum, sizi parlatır, aydınlatır, enerjinizi yükseltir, zihninizi açar ve girdiğiniz her ortamda sizi canlı ve aranan bir kişi kılar. O halde daha derin nefes alıp vermeye ne dersiniz?

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!