HAYATI BOŞUNA HARCAMA KORKUSU - Halimiz
HAYATI BOŞUNA HARCAMA KORKUSU 2
DURDURMA SANATI
30 Ocak 2020
HAYATI BOŞUNA HARCAMA KORKUSU 3
İÇTEN VE DIŞTAN KONUŞMALAR
30 Ocak 2020
HAYATI BOŞUNA HARCAMA KORKUSU 4

Geçenlerde 30 yaşına bastım. Bedensel olarak yaşlanmakla ilgili bir problemim yok. Saçımda çıkan tek tük beyazları ve yüzümün yavaşça kırışıp sarkarak değişmesini meraklı bir ilgiyle izliyorum. Mesele, insanın doğumgününde kum saatinden biraz daha eksildiğini fark etmesi ve arkasından gelen tanıdık panik duygusu. Hayatın arzu edildiği şekilde değişmediğini fark etmenin yaşattığı hayal kırıklığı ve suçluluk duyguları.

20 yaşında, 30 yaşımda açmak üzere bir mektup kaleme almıştım. Doğum günümde mektubu açtım. Hem güldüm, hem ağladım. Kendime bir sürü şey dikte etmişim ve bazı parametreler koymuşum. Bu parametrelere bakılırsa geçen on seneyi boşa harcamışım. Allah 20 yaşındaki bana akıl fikir versin, o genç kızı tatmin etmenin tek yolu dünyayı değiştirmek falanmış. Listede başarılı olduğum tek konu eve kedi almak olmuş. Ancak, ikimizin arasında değişmeyen yegane bir konu var. Hayatı boşa harcama korkusu. O kız da hayatını boşa harcamaktan çok korkuyormuş, bu kadın da hayatını boşuna harcamış olmaktan çok korkuyor. Ama bir farkla.

20’li yaşlarımı tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse, depresyondur. Depresyonu şu ya da bu şekilde yenmiş her insan, hayata yeniden tutunmak için kocaman bir savaş vermiştir. Bu savaşın en kanlı cephesi de tutunmaya çalıştığın hayata bir anlam yüklemektir. 20 yaşındaki benim neden bu kadar büyük ideallerin peşinden gitmeye çalıştığını anlamak zor değil. O, çaresizce hayatına bir anlam yüklemeye çalışıyordu çünkü hedef ne kadar büyük olursa hayata o kadar çok tutunabileceğini, insanların onu o kadar çok takdir edeceğini zannediyordu. Bu yüzden hayalleri çok büyük ve ulaşılmazdı.

Hayatın anlamını bulmaya çalışanların üzerinde bir lanet vardır. Bir şeyi bulmaya çalışmanın temel prensibi onun bilinmeyen bir yerde olduğunu varsaymaktır. Bu yüzden hayatın anlamı aranır. Parada, kariyerde, aşklarda, çocuklarda, maneviyatta ya da neyin sizi daha güçlü kılacağınıza inanıyorsanız orda. Bu arayışlar her zaman hüsranla biter. Sonra, cevabın yanlış olduğu varsayılır, radikal kararlar alınır ve yeniden denenir. Ne kadar çok denerseniz deneyin sonuç her zaman hüsran olacaktır. Çünkü hayatın anlamı bulunmaz, sadece yaratılabilir.

Hepimiz birbirimizden farklı zekaya, beceriye ve karakterlere sahibiz. Zaten bütün maraza da burdan çıkmıyor mu? Sürekli birbirimizi değerlendirmekten ve birbirimizle rekabet etmekten. Hayatta kendimizin bulduğumuzu sandığımız anlamın en iyisi olduğunu ispatlamaya çalışmaktan. Irkımızı, inancımızı, siyasi görüşümüzü, ahlaki değerlerimizi ve hayat felsefemizi dayatabildiğimiz kadar insana dayatmakla ve dayatamadığımızda sinirlenip, şikayet edip kendimize acımakla geçirdiğimiz ömürlerimiz… Oysa, masada herkesin oturabileceği bir sandalye var. Kendi sandalyemize oturup, yemeğimizi yesek dünya ne kadar farklı bir yer olabilir.

Ben kendi hayatımın anlamını diğer insanlara yardım etmekte buldum. Çünkü diğer insanlara yardım edince hayatım işe yaradı, varolmamın geçerli bir nedeni olduğunu hissettim. Elimi ne kadar taşın altına sokarsam, o taşlar elimi ne kadar ezerse, o kadar bir şey yapmış, başarmış oldum. Ne kimse bana enayi dedi, ne kimse beni kullanmaya çalıştı. Çünkü insanların kendilerine itiraf edemediği büyük sır, hepimizin içindeki sonsuz sevgi açlığı. İnsanların birbirinden etkilenme ve taklit etme yetisini yadsımamak gerekir. Ben insanları ne kadar samimi sevdiysem, onlar da beni o kadar samimi sevdi, benim için o kadar fedakarlık yaptı. Depresyonla verdiğim savaştan bu şekilde ölmeden çıktım. Yanımda bana malumat taşıyan, düşmanlarımın önünde siper olan, cephe gerisinde yaralarımı saran harika arkadaşlarım vardı. Beni o kadar çok sevdiler ki, sonunda ben de sevilmeye değer olduğuma ikna oldum.

İstiyorum ki, hayatıma dünyayı daha iyi bir yer yapmış olarak veda edeyim. Bunun için bir devrim yapmam, dünyaca saygın bir iş kurmam ya da insanların hayatlarını sonsuza kadar değiştirecek muhtemeşem şeyler başarmam gerekmez. Zekamı ve yeteneklerimi insanların mutlu olması, daha iyi yaşamalarına, daha iyi hissetmelerine harcamak için elimden geleni yaparsam güzel bir hayat sürmüş olurum.

Doğumgünümde 30 yaşımdan 40 yaşıma bir başka mektup yazdım. Bu mektupta diktelerde değil, iyi dileklerde bulundum. Umarım çok mutlu olduğumu, depresyonumun sürekli nüksetmediğini, kendime iyi baktığımı ve insanlara faydalı olmak için elimden geleni yaptığımı temenni ettim. Ayrıca umarım başka bir kedi almadığımı, halılardan her gün tüy toplamaktan gereken dersi aldığımı ümit ettiğimi belirttim. O mektubu açacak gün gelene kadar bunların gerçekleşmesi için elimden geleni yapacağıma söz verdim.

Bu mektubu 40 yaşında açtığımda acaba yine gülecek miyim diye merak ediyorum. Peki ya ömür vefa ederse, 40 yaşındaki kadının 50 yaşındakine, onun 60 yaşındakine yazacağı? Hayat o kadar güzel ve öyle kısa bir macera ki, ona anlam katmak benim en büyük başarım. Boşa harcadığımdan korktuğum zamanda yaptığım her iş ve aldığım her karar on yılda beni bu noktaya getirdi. Bunu hatırladığım sürece artık hayatımı boşa harcamaktan korkmayacağımı umuyorum.

mm

Ezgi Çetin

1990 Ankara doğumluyum. Eğitimimi Ankara Atatürk Anadolu Lisesi ve ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamladım. Hayattaki tutkumu üreten insanları teknoloji marifetiyle desteklemekte ve hak ettiklere yere gelmelerine yardımcı olmakta buldum. Bu yüzden bilişim sektöründe çalışıyorum ve internetin özgürlüğüne inanıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!