HAYAT, BİZ PLAN YAPARKEN BAŞIMIZA GELENLERMİŞ - Halimiz
HAYAT, BİZ PLAN YAPARKEN BAŞIMIZA GELENLERMİŞ 2
CORONA VİRÜS KABUSUNDAN SONRA NE OLACAK?
9 Nisan 2020
HAYAT, BİZ PLAN YAPARKEN BAŞIMIZA GELENLERMİŞ 3
BİR DİRENİŞTİR YAŞAMAK
9 Nisan 2020
HAYAT, BİZ PLAN YAPARKEN BAŞIMIZA GELENLERMİŞ 4

“Hayat, siz plan yaparken başınıza gelenlerdir” demiş John Lennon. Ne kadar da doğru söylemiş. Nisan ayı için öylesine planlarım vardı ki! Bu ay sevgili kuzenim dünya evine girecekti. Ailecek çok heyecanlıydık. Annem ve ben düğünde ne giyeceğimizi aylar öncesinden düşünmeye ve planlamaya başladık. Annem elbisesini diktirirken ben çok beğendiğim bir elbiseyi satın aldım. Davetiyeler geldi. Düğün başka bir şehirde olacağı için kalacağımız yeri ayarladık. Her şey hazırdı ta ki dünyayı sarsan pandemi bizim ülkemizde de baş gösterene kadar. Sonra planlar değişti. Düğün ileri bir tarihe ertelendi. Elbiseler giysi torbaları içinde dolaplara kaldırıldı. Hayat, biz plan yaparken başımıza gelenlermiş meğer.

Başka planlarım da vardı Nisan ayı için. Ben Nisan ayını çok severim. Günler iyice uzar, hava ısınır, yağmur bile yağsa “tatlı tatlı” yağar ve asla acıtmaz. Yağmurda sokaklarda yürümek keyif verir bana. Ağaçlar çiçek açar. Pembe ve beyaz çiçekler… Sonra ağaçlar yeşerir. Doğa canlanır. Sanki kuşlar bile daha bir güzel öter. Nisan ayı çok güzeldir. Nisan ayında Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlanır. Rengarenk giysili çocuklar günlerini keyifle kutlar. Nisan ayını çok severim ben ve bu ay için hep keyifli planlar yaparım.

Düğün ertesinde annem ve iki arkadaşımla beraber seyahat etmeyi planlamıştık. Hem de aylar öncesinden… Hem de corona virüsünün en yoğun görüldüğü ülkeye… İtalya’ya… Kalacağımız apartman dairesini, uçak biletlerimizi, nerelerde gezeceğimizi, nerelerde yemek yiyeceğimizi, hangi dondurmacının dondurmalarını tadacağımızı bile araştırmıştım. Çok heyecanlıydım. Ama tüm rezervasyonları ertelemek zorunda kaldık. Neymiş? Hayat, biz plan yaparken başımıza gelenlermiş.

Nisan ayında derslerim bile şenlenecekti. İmkân olan yerlerde açık havada ders yapmayı düşünüyordum. Kimi zaman büyük parklarda ya da göl kenarında… Hani bir şarkı var ya: “Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum? Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?” diye… Ben baharda özellikle Nisan ayında çok mutlu olurum. İçimden kırlara gitmek, deniz kenarında bir şeyler içmek, göl ya da nehir kenarlarında gezmek ve daha çok seyahat etmek geçer. Doğa canlanırken ben de canlanırım.

Oysa bu bahar ve bu Nisan ayında dünyanın ve ülkemizin maruz kaldığı pandemi ve pandeminin getirdiği yeni yaşam düzenine alışmaya çalışıyorum. Sevdiklerimle arama, ister istemez mesafe koyuyorum. Ebeveynlerimi mümkün olduğu kadar az görüyorum; gördüğümde de “sosyal mesafe”yi koruyorum. Ne demek ise “sosyal mesafe?” Fark ettiniz mi corona virüsü ile ne kadar değişik kelimeler ve deyimler dilimize girdi ve yerleşti! Her ne kadar elzem olsa da ben bu “sosyal mesafe” kelimesini hiç sevmedim ve sevmeyeceğim. Ben sevdiklerimle yakın olmayı seviyorum. Onlara sarılabilmeyi, onları öpmeyi… Ders verirken öğrencilerle iletişim ve etkileşim içinde olmayı. Uzaktan uzağa görüntülü ders yapmayı ise hiç sevmedim. Evet elbette biliyorum. Bu mesafeyi korumak zorundayız ve koruyoruz ama salgın geçer gezmez ilk fırsatta daha çok sosyalleşeceğim ve herkese daha çok sarılacağım.

“Sosyal mesafe”yi korumak için arkadaşlarımızla bir araya gelmeyi bıraktık. Herkes kendi içine kapandı. Her şey gibi görüşmeler de internet üzerinden oluyor. Dijital çağ daha da dijitalleşti. Bazı arkadaşlarım cumartesi günleri görüntülü kadeh tokuşturmaya bile başladı. Bir kadehi sevdiklerinin kadehine canlı canlı tokuşturmadıktan sonra o kadehi doldurmanın ne anlamı var ki! Pandemi bu kadar yoğunlaşmadan birkaç gün önce hafta sonu için arkadaşlarla sözleşmiştik. Buluşacak ve biraz kafa dağıtacaktık. Biz planları yapmıştık ama unuttuğumuz bir şey vardı. “Hayat, biz plan yaparken başımıza gelenlerdi.”

“İnsanlar plan yaparken Tanrı yukarıdan gülermiş.” Hayat ne dün ne de yarın. Hayat sadece şimdiki andan ibaret. Zaman akıp gidiyor. Ben de kendimi bu hayatın gidişatına kaptırmış Nisan ayı için planlar yapıyordum. Tipik bir “insanoğlu” hali. Sonuçta şarkının da dediği gibi: “Ben bir faniyim. Yaptıklarım için beni suçlama.” Ama tabii ki Tanrı bana yukarıdan gülümsedi ve hatırlattı: “Hayat sadece ve sadece yaşadığın andan ibaret. Plan yapma. Sadece şu anının tadını çıkar ve her şeyi tümüyle algılayarak yaşa. Hayatın an be an değiştiğini ve her bir saniyenin yeni bir olgu yarattığını fark et. Zaman akıp gidiyor. Zamanın ve anın kıymetini bil. Sevdiklerinle geçirdiğin her anın ne kadar değerli olduğunu algıla. Geleceğe takılıp kalma. Planlar geleceğe dairdir. Sadece yaşamak ve hissetmek ise şimdiye dair. O halde aldığın her nefesi bilerek al ve daima şükret. Nefes alabildiğin, sağlıklı olduğun, sevebildiğin insanlar olduğu ve hayatını idame ettirebilecek güce ve imkana sahip olabildiğin için…”

 

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!