GÜVEN DUYGUSU DEDİĞİNİZ, NEDİR! - Halimiz
GÜVEN DUYGUSU DEDİĞİNİZ, NEDİR! 2
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
26 Aralık 2019
GÜVEN DUYGUSU DEDİĞİNİZ, NEDİR! 3
YILBAŞI RİTÜELLERİ
26 Aralık 2019
GÜVEN DUYGUSU DEDİĞİNİZ, NEDİR! 4

Hayatımızda en ihtiyaç duyduğumuz şeydir güven duygusu… Kendimizi hep güvende hissetmek isteriz. Ebeveynlerimize, ailemize, eşlerimize, arkadaşlarımıza ve dostlarımıza güveniriz. Bir işimiz olsun ve o işten hayatımızı idame ettirebilecek bir kazancımız olsun isteriz. Başımızı sokacak bir ev arzularız. Tüm bunları kendimizi güvende hissetmek için isteriz. Üzüldüğümüzde, korktuğumuzda, bir sorunumuz olduğunda, önce ailemize sonra dostlarımıza koşarız. Onlara güveniriz çünkü. Onların bizi yalnız bırakmayacağını ve onların daima yanımızda olacağını biliriz çünkü. Güven insanoğlunun ilk çağlardan beri en temel içgüdüsel duygusudur. Eski çağlarda da insanlar evlerini bitişik nizam kurmuş ve dışardan gelecek saldırılara karşı bir arada olup birbirlerine güvenmişlerdir. Günümüzde de öyle değil midir? Evimize gelip kapımızı kapattığımızda kendimizi iyi ve güvende hissederiz. Hele bir de yanımızda sevdiğimiz ailemiz ve arkadaşlarımız varsa, bu duygu katlanarak çoğalır.

Güven, yoga derslerinin de en önemli duygularından biridir. Derslere katılan kişiler öncelikle kendilerine inanmalı ve bedenlerine güvenmeli sonrasında da öğretmenlerine güvenmelidir. Bu duygu hayattaki en temel duygulardan olduğu için “muladhara” adını verdiğimiz kök çakra ile ilgilidir. Emniyet duygusu ve başkalarına inanma ve itimat etmek de bu çakranın duygularıdır. Bu çakra güçlü ve dengeli çalıştığında kişi kendini güvende hisseder. Hem kendine hem de çevresindekilere güvenir ve inanır. Hayatını istikrarlı bir şekilde idame ettirir. Eğer bu çakra dengesiz ise, o zaman kişi çevresindekilere şüphe ile yaklaşır ve kimseye güvenmez. İnsanlardan uzak durmayı tercih eder. Önemli olan kişinin öncelikle kendine güvenmesi yani özgüvendir. Kendine güvenen kişi, başkalarına da kolaylıkla güvenir ve inanır. Yoga derslerinde kendine ve eğitmene güvenen kişilerin hem yoga açısından hem de günlük hayatta ne kadar yol kat ettiğini görseniz siz de şaşar kalırsınız.

Güven ve güvensizlik duygusu, daha doğar doğmaz hissetmeye başladığımız bir duygudur. Dünyaya geldiğimizde anne kucağına verildiğimizde orada kendimizi güvende hissederiz. Çocukken ailemizden gördüğümüz sevgi ve ilgi sayesinde ve tüm ihtiyaçlarımızın karşılanması ile kendimizi bu dünyaya ait hissederiz. Aidiyet duygusu da tıpkı güven duygusu gibi kök çakra ile ilgilidir. Ancak ebeveynlerimiz arasında sorun varsa ya da yaşadığımız ortam gergin ve sorunluysa, güvensizlik duygusu gelişir. Bu da kök çakramızı tıkar ve belki de bir ömür boyu güvenebileceğimiz kişiler arar ama hep güvenilmez kişilerle karşılaşırız.

Büyüdüğümüzde ve ailemizden uzaklaşıp kendi hayatımızı kurmaya karar verdiğimizde de bu duyguyu derinden hissederiz çünkü hayatımızla ilgili büyük kararlar almak güven ile alakalıdır. Bazen hayat daha kolay akıp giderken bazen bu yolculukta zorluklar çekeriz. Eğitim almak istediğimiz dal, evlenmeye karar vereceğimiz kişi, yaşamak istediğimiz şehir, çalışmak istediğimiz iş yeri gibi hayatımızla ilgili önemli ve büyük kararları verirken kendimize ve verdiğimiz kararlarının doğruluğuna inanmalı ve itimat etmeliyiz. Bağımsız olabilmek ve kendi ayaklarımızın üzerinde durabilmek için kendimize inanmalı ve güvenmeliyiz.

Kök çakra, hayatta var olma sanatıdır. Hayatı idame ettirme, hayata tutunma, hayatta kalma çakrasıdır. Hayatta kalmaktan ve hayatta var olup hayatı idame ettirmekten bahsettiğimizde “kaç ya da kavga et” adını verdiğimiz refleksten de bahsetmemiz gerekir. Bu çakra, böbrek üstü bezleri ile ilgili olduğu için korkuları da yönetir. Korkuyu hissettiğimiz her an güven duygumuzu yitiririz. Kendimizi güvensiz hissetmeye başlarız. Böyle bir durumda da ya kaçmayı ya da kalıp savaşmayı tercih ederiz. Kaçmayıp da savaşmayı tercih ettiğimizde yanımızda güvenebileceğimiz müttefiklerimiz olsun isteriz. Bu müttefiklerimiz de yoga derslerinde bize destek olacak öğretmenler ya da sırtımızı yaslayabileceğimiz yan minder komşumuzdur.

En zor duruşları denerken yanımızda güvenebileceğimiz birisini arar gözlerimiz. Kollarımızın üzerine yükselirken ya da baş üstü tepetaklak dururken yalnız başımıza olmak yerine öğretmenin yanımızda olmasını isteriz. Çünkü düşmekten korkuyoruzdur. Bir yerimizi incitmekten ya da başkalarına rezil olmaktan. Düştüğümüzde insanların bizim için ne düşüneceğinden çekiniyoruzdur. Tüm bu korkular bizi ele geçirdiğinde de kendimize olan güvenimizi ve inancımızı kaybederiz. Bu durumda yanımızda öğretmenimizin durmasını isteriz. Öğretmen yanımızda olduğunda korkuların yerini güven duygusu alır. Belki öğretmen sadece yanımızda duruyordur ve bize dokunmuyor, destek bile olmuyordur ama onun yanımızdaki varlığı, nefes alışı bile bize yetiyordur. Kendimize güvenmek yerine başkasına güvenmek böyle durumlarda daha kolay ve rahat gelir çünkü. İçimizdeki gücü unutup ona inanmayı bıraktığımızda başkalarının varlığına ihtiyaç duyarız ve öğretmenin sadece yanı başımızda durması bile bize o yitirdiğimiz güven duygusunu yeniden kazandırır. Bir kişinin yanı başımızda durması bile bize emniyet duygusu verir. O kişiye itimat ederiz. Kendimizi ona teslim ederiz. Aslında yapmamız gereken yeniden özgüven duygumuzu hatırlamak ve kendi gücümüze inanmaktır. Kendimizi başkasının ellerine teslim etmek yerine kendi gücümüze inanıp ona itimat edip kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı öğrenmektir. Kendi başımızın çaresine bakabilmektir. Kendimize güvenmek ve inanmaktır. En zor duruşları çalışırken öğretmen yanımızdan bir an için bile ayrıldığında hemen sarsılmaya başlarız ya da belki düşeriz. Bir ihtimal hemen duruşu bırakırız çünkü sırtımızı yasladığımız kişi gitmiştir.

Korkularımızın üzerine gitmek ve yeniden hayata ve hayatın bize getirdiklerine inanmak ve güvenmek bizim elimizde. Sadece yoga derslerinde değil hayatın içinde de korkmak yerine biraz daha cesaretle adım atabilmeli, kendimize inanmalıyız. Kendi bedenimize ve zihnimize, gücümüze, aklımıza ve kalbimize inanmalı ve tek başımıza ayakta durabilmeyi başarmalıyız. Elbette çevremizde ailemiz, arkadaşlarımız ve sevdiklerimiz olacak ama onlara sırtımızı dayamak ve kendimizi teslim etmek yerine kendi başımıza var olup hayatta kalabilmeliyiz. Güven, emniyet ve itimat duygularımızı geliştirmeliyiz. Kendimize güvenerek korkularımızın üzerine gitmeliyiz. Korkularımızın bizi ele geçirmesine izin vermemeliyiz. Güven ve güvensizlik arasında çok ince bir çizgi var. Bir uçtan bir uca geçmek sadece bir an meselesi. Aşırı korku bizi içten yer ve yok eder. Korkuların esiri oluruz ve hayatımız zehir olur. Herkese ve her şeye güvenmek ise üzülmemize ve kırılmamıza sebep olabilir. Her duygu gibi aşırıya kaçmadan tam orta yolu bulmalı ve ne kendimize ne de başkalarına zarar vermemeliyiz. Kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizde güven ve güvensizlik çizgisini doğru ayarlayabilmeliyiz. Ve kendimize inanmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Çünkü kendimize inanmayı bıraktığımızda pes etmiş oluruz. Pes ettiğimizde de kavgadan çekilmiş ve kaçmış oluruz. Kaçmak yerine savaşmayı ve kendinize inanıp güvenmeyi seçin. Siz kendinize güvendiğinizde, herkes de size güvenecek ve de herkesin desteğini alacaksınız. Sadece kendinize inanın ve güvenin.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!