GURU OLMA YOLUNDA - Halimiz
YAZ
4 Temmuz 2019

Son zamanlarda çok sık karşılaştığım cümlelerden biri: “Sen yoga eğitmenisin. Sinirlenmezsin ve kızmazsın hiç.” Nedense bu cümleyi her duyduğumda sinirleneceğim yoksa bile sinirleniyorum. Yoga eğitmenliği, doktorluk gibi, öğretmenlik gibi, avukatlık gibi bir meslek. Evet haklısınız! Sükûnet, sakinlik, huzur, anlayış, hoşgörü, sevgi ve tahammül gerektiren bir meslek ama sonuçta bir meslek. Ben kendimi bir “guru”, bir “keşiş” ya da bir “ermiş” olarak tanıtmıyorum ki! Ben sadece kendime ve çevremdekilere yardımcı olmaya çalışan bir yoga eğitmeniyim.

Hepimiz etten kemikten meydana gelen duygu ve düşünceleri olan insanlarız. Hepimizin farklı farklı karakterleri, yetiştirilme tarzı, eğitimi ve mesleği var. Duygu, düşünce, davranış, tavır ve yaklaşımlarımızı bu karakterler, yetiştirilme tarzları ve eğitim düzeyleri belirliyor. Kimileri doğuştan “sakin mizaçlı,” kimileri ise “heyecanlı ve aceleci.” Ben şahsen yoga ile tanışana kadar hem “mizaç” gereği hem de ailemden gelen genler ve yetiştirilme tarzına bağlı olarak heyecanlı, aceleci, tez canlı ve kıpır kıpır bir insanım. Yerimde duramam. Hızlı konuşurum. Hatta o kadar hızlı konuşurum ki konuştuğum yabancı dilden başka bir dile çeviri yapılırken benden biraz daha yavaşlamamı isteyen ve anadili o yabancı dil olan insanlarla karşılaşmışımdır. Zihnim sürekli bir düşünceden diğerine atlar. Kimi zaman bir anda bir düşünceden diğerine nasıl geçtiğimi ben bile anlayamam. Hızlı hareket ederim. Alışveriş merkezinde dolaşırken bile koşarcasına yürürüm. Aklıma bir şey geldiğinde hemen yapmak isterim. Sabredemem, hemen heyecanlanırım ve bir an önce aklıma koyduğum şeyi yapmaya çalışırım. Ben de böyleyim işte…

Yoga ile tanıştığım ilk gün “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen dinlenme pozisyonunda beş dakika kadar bile duramamıştım. Zaman içinde yoga benim heyecanlı ve tez canlı karakterimi biraz törpüledi ama tam anlamıyla bitirmedi. Artık olaylar karşısında daha sakin ve sükûnetli durabiliyorum ama yine de aceleci, heyecanlı ve kıpır kıpırım. Hala aklıma eseni yapmayı seviyorum. Belki de bu yüzden yogayı da seviyorum. Dilediğimce ve özgürce yaşamak ve yoga akışları yapmak.

“Sen yoga eğitmenisin. Sinirlenmezsin, kızmazsın. Kimseye darılmaz, gücenmezsin” denildiğinde, yıllar içinde nereden nereye geldiğimi düşünüyorum. Evet! Olaylara daha sakin yaklaşabiliyor, ani tepkiler vermeden önce derin nefesler alıp veriyor ve ondan sonra tepki gösteriyorum. Haliyle gösterdiğim tepki de daha yumuşak oluyor.

Evet! Hoşgörülüyüm. Herkesin ne yaşadığını, neler hissettiğini anlamaya çalışıyor, kimseyi üzmemeye ve kırmamaya gayret ediyorum. Kendimi onların yerine koymaya ve olaya bir de onlar gibi bakmaya çalışıyorum.

Evet! Hayatımda her şey yolunda giderken huzurlu, mutlu ve sakinim ama iş ya da ilişkilerle ilgili bir sorun baş gösterdiğinde bazen stresli ve huzursuz olabiliyorum. İnsanım ben de. O anlarda yine de nefeslerimle sükûneti bulmaya çalışıyor ve mutluluğun dış dünyada değil de kendi içimde olduğunu kendi kendime hatırlatıyorum. Sakinliğimi korumaya ve stresimi azaltmaya gayret ediyorum.

Evet! Sevgi doluyum. Çevremdeki her şeyi ve her canlıyı seviyorum. Yolda yürürken gördüğüm bir köpeğin ya da kedinin gözlerinin içine sevgi ile bakıyorum. Beni kimi zaman üzseler de, kırsalar da, tüm dostlarıma ve arkadaşlarıma sevgi ve anlayışla yaklaşıyorum. Biliyorum ki sevgi paylaştıkça çoğalır. Sevgi, karşılıksız verilirse ve koşulsuz seversen gerçek anlamda “sevgi”dir. Ama bazen de düşünmeden edemiyorum. Hep ben mi seveceğim? Hep ben mi hiç karşılık beklemeden vereceğim sevgimi ve emeğimi? Koşulsuz olarak ve karşılık beklemeden. Verdikçe mi alacağım? Tıpkı yeniye yer açmak için eskisini vermek ya da eskisinden vazgeçmek gibi… Olsun varsın. Ben “sevgi insanı”yım. Kalbim, yüreğim, vicdanım kocaman. Herkesi, her şeyi sevebilirim. Hatta artık ormanda yürürken ya da bisiklete binerken önümden geçen sürüngene bile anlayış ve hoşgörü ile bakmaya çalışıyorum ki bu benim için inanılmaz büyük bir adım.

Gelişiyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Demek ki “keşiş” ya da “guru” olma yolunda ilerliyorum. Bu iyiye işaret.

Yine de ben de herkes gibi etten ve kemikten yaratılmış, duygu ve düşünceleri olan, hayatındaki günlük gelişmelere bağlı olarak inişler ve çıkışlar yaşayan, ağlayan ya da gülen, sevinen ya da üzülen, kızan ya da hoşgörü ile karşılayan bir insanım. “Guru,” “keşiş” ya da “ermiş” değilim. Elimden geldiğince hayata gülen gözlerle bakan, herkese sevgi, anlayış ve hoşgörü ile yaklaşmaya çalışan, hayatını huzurlu ve mutlu yaşamaya gayret eden ve mesleği yoga eğitmenliği olan bir insanım.

 

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!