GÜNÜMÜZDE KADIN - Halimiz
BENİM CİLT TİPİM HANGİSİ?
7 Mart 2019
TONI MORRISON’UN KADINLARI
7 Mart 2019

Günümüzde kadın olmak… Çalışan kadın, evini düzenleyen ve evinde iş gören kadın, çocuklarına bakan kadın, kocasına saygı gösteren kadın, her yere yetişen kadın, zamanı iyi kullanabilmek için aynı anda birçok iş yapabilen kadın ve tarih boyunca kim olduğunu, ne kadar değerli olduğunu unutan ve kendini önemseyemeyen kadın… Karşınızda günümüz kadını…

Tarih boyunca kadınlığı ele alacak olursak, Anadolu’nun eski çağlarda anaerkil toplumlara ev sahipliği yaptığını görürüz. Eski çağlarda kadın, yaratıcılık özelliğinden dolayı tanrıça sayılıp yüzyıllar boyu tapınılmıştır. Anadolu’daki toprak ana inanç sistemi MÖ 7,000li yıllara kadar gitmekte. Çatalhöyük ve Hacılar gibi tarıma dayalı yerleşmelerde kadınlık uzuvlarını vurgulayan şişman kadın heykelciklerinin yansıttığı inanç sistemi binlerce yıl boyunca gelişmiş ve Anadolu’da Demir Çağı’nda Friglere kadar Kubaba/Kibele ana tanrıça inancının temelini oluşturmuştur. Tarım toplumu olan Friglerin uçsuz bucaksız doğa ile özdeşleştirdikleri “Ana Tanrıça Matar” bir doğa tanrıçası haline dönmüş ve doğada canlılığı ve verimliliği simgelemiştir. Friglerin bu ana tanrıça kültü de daha sonra Yunan ve Roma dünyasında benimsenmiştir. Yunanlılar bu tanrıçayı “Meter Megale” diye Romalılar ise “Magna Matar” olarak adlandırmışlardır.

Eski Türk toplumlarında, Umay Ana “doğum tanrıçası” ve “aile, evlilik ve neslin devamını koruyan tanrıça”sı olarak bilinen kutsal ruhlardandır. Çocuğu olmayanlara çocuk vermesi için dua edilen bir ruhtur. Mitolojik bir varlık olarak tanınan Umay Ana Türk kültürünün en eski yazılı taş anıtları olan Orhan yazıtlarında, Turfan metinlerinde, Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-ü Lugati’t-Türk” adlı eserinde de geçmektedir. Umay Ana, Orhun yazıtlarında Gök Tanrı ile birlikte anılmakta, Kültigin’in onun yardımıyla dünyaya geldiği ifade edilmektedir. Türkçe ise dünyadaki en demokratik dillerden biri aslında çünkü “O” dediğimizde hem dişil hem de eril tüm canlıları anlatırız.

Anaerkil düzen, kadının topluluk için vazgeçilmez rolleri üstlenmesi temelinde şekillenmişti. Tarımın gelişmesi ve hayvanların evcilleştirilmesiyle erkeğin avcılığı bırakıp yerleşik düzene geçmesiyle birlikte anaerkil toplumlar yerini ataerkilliğe bırakmaya başladı. Erkek, evde ve toplum yaşamında kadını geri plana iterek lider pozisyonunu aldı. Anaerkil toplumların yok olması ve yerini ataerkilliğe bırakması ile birlikte dünyamızda erkek enerjisi hâkim hale geldi. Kadın enerjisi yok olmaya başladı.

Kadın enerjisi ve erkek enerjisi dediğimizde ne anlatmak istediğimizi yine yoga felsefesi üzerinden anlatmaya çalışayım. Bedenimizi dik olarak ortadan ikiye ayırdığımızda sağ yanımız erkek enerjimiz sol tarafımız ise kadın enerjimizdir. Yani cinsiyetimiz ne olursa olsun bu iki enerjiyi bünyemizde barındırmaktayız. Kadın enerjisi, almaktır, durağanlıktır, duygusallıktır, sezgidir, algıdır, duygudaşlık gücüdür, şefkattir. Kadın enerjisi, besleyici taraftır, yaratıcılıktır, ilişkilerle ilgilidir, iş güdüleri temsil eder. Kadın enerjisi, yardım isteyebilmektir, teslim olmaktır, başkalarını önemsemektir, sevecen ve anlayışlı olmaktır, dinlemektir. Kadın enerjisi, iç sesimize ve bilgeliğimize güvenmektir. Kadın enerjisi ev hayatımızdır, iç dünyamızdır, şifa gücümüzdür, içimizdeki Umay Ana’dır. Kadın enerjisi, çevreden aldığımız etkilere nasıl tepki verdiğimizdir. Kadın enerjisi, geçmişimizdir ve içimizde biriktirdiğimiz üzüntüdür, gözyaşıdır, duygudur.

Erkek enerjisi ise, koruyucudur, mantıklıdır, analitiktir, hareket odaklıdır, engel koyucudur, vermektir. Erkek enerjisi, mantıktır, günlük işlerdir, karar verme mekanizmasıdır, kendinden emin olmaktır, iddialı olmaktır, kendine güvenmek ve hakkını savunmaktır. Erkek enerjisi, baskıcıdır, otoriterdir, entelektüel taraftır. Erkek enerjisi, iş güçtür, sosyal hayattır, siyasettir. Erkek enerjisi, gelecektir, dünyayla nasıl etkileşim ve iletişim kurduğumuzdur. Erkek enerjisi, içimizde biriktirdiğimiz öfkedir.

Biz kadınlar ne zaman dişil özelliklerimizi, kadınsal vasıflarımızı yitirdik ve ilişkilerimizin dengesini bozmaya başladık? Kadınlar, erkekler gibi iş hayatında söz sahibi olmaya başladıklarında kendi dişil özelliklerini unutmaya başladı. İş yerinde değer görmek ve kabul edilmek için güçlü olmaya çalışan kadınlar, zaman içinde kadın enerjilerini bastırıp erkek enerjilerini ortaya çıkardı. Sadece iş hayatlarında değil tüm hayatlarında “kadın kılığında dolaşan erkek” haline geldiler. Doğanın dengesi değişti. Av peşinde koşan, avlanmaya giden, çalışıp didinip eve yemek getiren erkekler, çevrelerinde bunu yapan ve yapmaktan zevk alan kadınları gördüklerinde bir adım geri çekildi ve “dişil vasıflarını” ortaya çıkarmaya başladılar. Yanlış anlamayın. Hayatta kadın erkek eşitliği var. Kabul ediyorum. Ama acaba bu eşitlik meselesini yanlış yorumluyor olabilir miyiz? Biz kadınlar tabii ki çalışacağız, para kazanacağız, sosyal hayatta yer alacağız. Ama bunu yaparken erkeklerin görevlerini ve özelliklerini üzerimize almaya gerek var mı?

Bir kadın düşünelim. Sabah erkenden kalkıp işe gitmiş olsun. İşe gitmeden önce çocuğunu hazırlamış ve okula yollamış olsun. İşte tüm gün çalıştıktan sonra alışveriş yapsın, ağır torbaları eve kadar taşısın. Yemek hazırlarken bir de bakmış evde su bitmiş olsun. Telefonla su sipariş etsin ve suyu sebile kendi yerleştirsin. O sırada ampul sönsün. Kendi kendine ampulü değiştirsin. Sofrayı hazırlasın. Yemek sonrası etrafı toparlasın. Çocuğuna derslerinde yardım etsin. Biraz nefes almak için dinlendiğinde saatin çok geç olduğunu fark edip ertesi güne dinç olabilmek için yatsın.

Bu senaryoda ne yanlış diye düşünürsek, her şeyi kendi kendine halletmeye çalışan bir kadın diyebiliriz. Hem kadın hem de erkek olmaya çalışan bir kadın. Yanlış burada zaten. Evet kadınlar güçlüdür. Ama her şeyi kendi başına halletmeleri gerekmez. Neydi kadın enerjinin özellikleri? Almak, alıcı taraf, yardım istemek… Her şeyi kendi başına halletmeye çalışırken kadınlık özelliklerini yitirip etrafta “etekle dolaşan bir erkek” görünümü vermek yerine biraz geri çekilip alıcı taraf olmak, yardım istemek ve bazı işleri erkeklere bırakmak bu kadar mı zor? İşte biz bunu yapmadığımız için kadın-erkek doğasını da bozduk.

Hiç dikkat ettiniz mi? Dışarıda restorana gittiğinizde ister sevgiliniz olsun isterse sadece yakın bir erkek arkadaşınız, garsonu masaya kim çağırıyor? Sanırım çalışan ve sosyal hayatta aktif olan biz kadınların yüzde 90’ı “ben” diye cevap vermiştir. İşte tam da bundan bahsediyorum. Biz kadınlar, bir erkeğin yanında nasıl davranmamız gerektiğini bile unuttuk. Sevgilimiz ya da kocamız olması gerekmiyor bu kişinin. Bu kişi sadece yakın bir erkek arkadaşımız da olabilir. Neden bir adım geri çekilip garsonu onun çağırmasına ve siparişi onun vermesine izin vermiyoruz? Bu şekilde davranırsak ne kaybederiz kadınlığımızdan? Hala erkeklerle eşitiz. Hala güçlüyüz. Sadece kadınlığımızı hatırlamaya çalışıyoruz. Bize bahşedilen harika özellikleri… Alıcı olmayı, yardım istemeyi…

Erkek enerjiye sahip olmak, dünyayı değiştirmeye çalışmaktır. Kendimizi değiştirmeye, hayatımızı değiştirmeye, dünyayı değiştirmeye… Bu değişim için de mücadele etmek, bir şeyler yapmaktır. Kimi zaman hayatı ve kendimizi zorlamaktır. Oysa kadın enerjisinin baskın olması, kabul etmektir. Her şeyi olduğu gibi kabul edip teslim olmaktır. Hayatı ve kendimizi olduğumuz gibi kabul etmektir. Aslında kabul ettiğimizde ve hayatı zorlamadığımızda her şey kendiliğinden hallolur ama “yapma ve başarma güdümüz” bizi teslim olmaktan alıkoymakta…

Kadın olmak sahiden neydi? Eğilmek, bükülmek, esnemek, yaratmak, kabul etmek ve teslim olmak… Hayatın akışına bırakmak kendini… Gelenleri olduğu gibi kabul etmek, gidenleri de öyle… Hayatla bir olmak ve onunla birlikte olmak… Erkek enerjisinin katılığını kadın enerjisinin sevecenliği ve şefkati içinde eritmek ve yok etmek…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kendimiz için bir şey yapalım ve kadın enerjimizi ortaya çıkaralım. Yaratıcı olalım. Kırgınlık ve kızgınlıkları bir kenara bırakalım. Kendimizi suçlu hissediyorsak önce kendimizi affedelim. Paylaşalım. Herkesi önemseyelim ama başta kendimizi önemseyelim. İçgüdülerimizi dinleyelim, bilgeliğimize güvenelim. Eski çağlardan beri içimizde taşıdığımız bilgilere güvenip onları kullanalım. Ancak bu şekilde dünyada kadın ve erkek enerjileri dengelenebilir, saldırganlığın yerini anlayış, savaşın yerini barış alır. Dünyanın kadın enerjisinin yeniden yükselmesine ihtiyacı var ve biz kadınlara bu konuda çok iş düşüyor. Yeniden kendimizi hatırlamalı, içimizdeki kadim güçle ve bilgelikle barışmalı ve katılığı bir kenara bırakıp hayatın akışını değiştirmeliyiz.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!