GÜNÜ YAKALA - Halimiz
TÜRK KAHVESİNİ HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEM…
6 Aralık 2018
EROLCAN’LA KARAKALEM
6 Aralık 2018

Yoga, hayat ve felsefe üzerine hiç düşündünüz mü? Bir yoga dersinin, tıpkı hayatta olduğu gibi dairesel bir döngü olduğunu hiç fark ettiniz mi? Uzak Doğu felsefesinde zaman daireseldir (döngüseldir) ve sadece “içinde yaşadığımız an” vardır. Halbuki batı felsefesinde zaman çizgiseldir ve geçmiş, gelecek ve şimdi adı verilen üç zaman dilimi mevcuttur. Bir yoga dersinde tıpkı hayatta olduğu gibi doğar ve ölürüz. Bu doğum ve ölüm döngüsü arasında ise yaşar ve deneyimleriz. Tıpkı hayatta olduğu gibi, yoga minderi üzerinde bir ders boyunca hayatımızın bir kesitini yaşarız.

Yoga pratiğini yaparken bir daire ve döngüyü yaşarız. Doğumdan ölüme kadar yaşamın tüm kesitlerini minderin üzerinde hissetmek mümkündür. Bebeklik, çocukluk, ergenlik, erginlik ve yaşlılık… Bu süreç içinde öğrenmeye çalıştığımız şey, “akışına ve oluruna bırakıp sadece an’ı yaşamak ve an’da kalmak.” Sözle söyleyince ne kadar kolay değil mi? “Akışına ve oluruna bırak ve sadece an’ı yaşa ve an’da kal.” Ne yazık ki başarmak sözle ifade edildiği kadar kolay değil.

Yoga minderinin üzerine oturduğumuzda gözlerimizi kapatıp nefesimizi izleyip dinleyerek tıpkı hayatta olduğu gibi doğum aşamasını yaşarız. Nefesleri fark ederek ruhumuz ile kaybettiğimiz bağlantıyı yeniden kurmaya çalışırız. Doğduktan sonra bebeklik safhasında bedeni yavaş hareketlerle ısıtırken, oturduğumuz yerden ayağa kalktığımızda yürümeye başlayan bir bebek gibiyizdir. Ayağa kalktıktan sonra ayaktaki “asana”lar (duruş/poz) ile bedeni ısıtmaya başladığımızda çocukluk dönemini yaşamaya başlarız. Çocukluğumuz, hayatımızın en çılgın ve korkusuz dönemleridir. Minderin üzerinde de denge duruşları, kol denge duruşları, karın güçlendirici hareketler ve ters duruşlar ile çılgınca ve korkusuzca çalıştığımız anlar çocukluğumuzu yansıtan anlardır.

Ergen olduğumuzda ise karşı cinse duyduğumuz sevgi, aşk ya da kalp kırıklıkları süreci başlar. Yoga minderi üzerinde bu dönemi göğüs kafesini esnettiğimiz arkaya eğilmeler ve kalp kırıklıklarının etkisini azalttığımız burgular ile eş değer görebiliriz. Erginliğe eriştiğimizde çalışma hayatı ile birlikte daha durağan günler bizi beklerken, matın üzerinde kalça açıcı duruşlar bizim yetişkinlik günlerimizi temsil edebilir. Yaşlılığa doğru ilerlerken son bir hamle yapmak isteriz değil mi? Hayatımız boyunca yapmak isteyip de yapamadığımız bir hobi edinmek, gitmek isteyip de gidemediğimiz bir yere gitmek, bungee jumping ya da yamaç paraşütü gibi çılgınca bir aktivite denemek… O an yoga matının üzerinde bir kol denge ya da ters duruş deneyebileceğimiz andır. Sonrasında yaşlılık ile birlikte öne eğildiğimiz duruşları yaparız. En son hayatta olduğu gibi yoga minderinin üzerinde de ölürüz. “Savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen dinlenme pozisyonu ile yok oluruz tıpkı hayattaki gibi…

“Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir” demiş John Lennon. Hayat da yoga dersi gibi dairesel ve döngüsel olmalı… İnsan, geçmiş ve gelecek arasında gidip gelmektense şimdiki anın tadını çıkarabilmeli. Geçmişte olanları tekrar tekrar düşünüp üzülmek ve mutsuz olmak yerine şimdiki anı yaşayabilmeli. Adı üzerinde “geçmiş”! Ne yaparsak yapalım olanları değiştiremeyiz. O halde ileriye mi bakmalıyız? Yani geleceğe mi odaklanmalıyız? Kesinlikle hayır. Gelecek, bir muamma! Geleceği düşünmek kaygı ve endişe yaratır. Planlar yaparken şimdiki anı kaçırırız. Planlar yaparız ama bu planların hiçbiri gerçekleşmeyebilir. O zaman da üzülmez miyiz? O halde sadece ve sadece yaşadığımız “şu an” var. Şimdiki zaman dilimi. Bunu iyi değerlendirmeli insan. Tıpkı “Ölü Ozanlar Derneği”nde Mr.Keating’in öğrencilere öğrettiği gibi: “Carpe Diem”! Günü yakala!

Hayatta da tıpkı yoga dersinde olduğu gibi sadece ve sadece şimdiki zamana odaklanmalı insan… Nasıl ki bir yoga dersinde doğumdan ölüme kadar bir süreç yaşıyoruz ve amacımız bu sürecin ve yolculuğun her bir anının tadını çıkarmak ve her anı iyi değerlendirmek, hayattaki amacımız da bu hayattaki yolculuğumuz ve varoluşumuzun tadını çıkarıp her bir anımızı iyi değerlendirmek olmalı. Yaşadığımız an bile bir saniye sonra geçmiş oluyor. Bu filmin bir tekrarı yok. Filmi geriye de ileriye de saramayız. Sadece filmi an be an yaşayabiliriz. Belki bu, bize deneyimlememiz için verilen tek şans. O halde bu şansı geçmişte olanlardan dolayı üzülerek ve acı çekerek ya da gelecek için kaygı ve endişe duyarak yaşamak yerine sadece yaşadığımız anın keyfini çıkararak değerlendirmeliyiz. Doğum ile ölüm arasındaki zaman ne kadar ki? Hiçbirimiz bunu bilecek kadar şanslı değiliz. İçtiğimiz bir yudum kahvenin, arkadaşımızla ettiğimiz bir sohbetin, ailemiz ve sevdiklerimiz ile geçirdiğimiz küçücük bir zaman diliminin kıymetini bilerek yaşamalıyız. O halde her günümüz son günümüzmüş gibi yaşamalı ve her anın tadını çıkarmalıyız. Ne yazık ki bu filmin tekrarı yok. Gününü gün et ve günü yakala!

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!